Annem bana bunu asla yapmamamı söylemişti. The Hitcher (1986)

Filmlerdeki 10 Korkunç Ağaç

Korku Listeleri

wherearethevelvets

24 Eylül 2012

7 Adet Yorum

7

10-korkunc-agac

Hatırlıyorum, çocukluğumun geçtiği evin bahçesinde dev ve yaşlı bir erik ağacı vardı. Biz ikinci katta oturuyorduk ve ağacın dalları neredeyse üçüncü kata dek uzanıyordu. Biz en şanslı kattık, balkonumuza çıkar ve (nasıl oluyorsa) hem sarı hem de kırmızı erik veren bu ağacın sulu meyvelerini her yaz midemize indirirdik. Ağaca tırmanıp balkonumuza kadar gelen kedileri severdik. Öylesine verici olan bu ağaç gece çökünce bambaşka bir karaktere bürünürdü. Bize nefis meyvelerinden sunan dallarının gölgesi, arkadan gelen ay ışığının etkisiyle uzar uzar ve odanın içinde çocukluk yatağımı kucaklayacak kadar genişlerdi. Pencereden uzayan kolların tüm yatağımı kucakladığını ve benle beraber acayip gece yaratıklarının aç ağızlarına doğru sürüklediğini düşünür hızla uykuya dalmak için dua ederdim.

Herkesin bu tür bir anısı olabilir; en bilinen haliyle mezarlıkları süsleyen kavak ağaçlarının hışırtısıyla vücuda gelen yaygın bir dehşettir bu. Çizgi filmlerde ormanda kaybolan sevimli hayvanlara kötücül gözlerle bakan, uzun parmaklarıyla omuzlarına pıt pıt dokunan ağaçlardan bahsediyorum. Aşağıda onlardan oluşan bir liste var işte. Okuyun ve dal çıtırtılarını, yaprak hışırtılarını benliğinizin derinliklerinde hissedin efendim.

10- Acacia (2003)10-korkunc-agac-10

Adı üstünde bir akasya söz konusu burada. Fazla bir atraksiyonu yok. Öksüz Jin-seong’un ilgisine mazhar olan ve tüm filmi sessiz sakin tamamlayan bu ağacın tekinsizliğini acıklı final belirliyor

9- The Ring (2002)10-korkunc-agac-9

Aslında korkunç olmaktan çok bir ipucu önemi taşıyan bu ağaç, uğursuz video görüntülerinde şöyle bir kendini gösteriyor. Kuyunun olduğu ahşap evlerden oluşan park yerini işaret ettiğini anlaması için kahramanlarımızın hayli yol katetmesi gerekiyor. Özellikle arkasında güneş batarken oluşan karanlık gölgesi ve küçük kızın odasındaki duvara ateşle dağlanarak oluşturulmuş imgesi insanı ürpertmiyor değil.

8- Carnivalé (2003-2005)10-korkunc-agac-8

Sonuçlanmadığı halde kült statüsüne erişen, iyi/ kötü arasındaki kadim savaşa odaklanan, karnaval bazlı bu fantastik dizideki ağaç figürü, ne zaman görünse izleyenin sinir tellerini geriyor. Aslen Matta İncili’nde bahsedilen Cennet’teki kutsal bilgi ağacı olan bu imge zihinde uğursuzlukla neredeyse birebir eşleşecek görüntülerle veriliyor. Önce Usher’ın vücudunda bir dövme olarak görüyoruz onu ki Usher tecavüzcü piçin teki (sadece bununla kalsa yine iyi). Daha sonra bu sevimsiz ağacı çeşitli kitaplarda ve duvar resimlerinde görüyoruz, bir ipucu olarak. Dizinin kötü adamı şeytani rahip Justin Crowe kendi üzerinde aynı ağacın dövmesini yaptıracak kadar ileri gidiyor. Sonlara doğru Yeni Kenan denen ama cehennemin yeryüzüne inmiş halinden başka birşey olmayan yerleşim yerinin işaretini de yine bu “kutsal” bilgi ağacı veriyor. Aman, siz siz olun, bıçağı dalların tam çıktığı yere saplayın.

7- El Laberinto del Fauno (2006)10-korkunc-agac-7

Muhtemelen düşen bir yıldırım sonucu ortadan ikiye yarılmış, ölü bir ağaç gövdesinin grotesk görüntüsüyle karşılaşıyoruz Pan’ın Labirenti’nde. Filmin afişinde de boy gösteren bu deforme form bir yandan (nedense) vajinayı andırırken bir yandan da Pan’ın kafasının silüetini taşıyor (Pan ya da Fauna dişil bir tanrıdır). Yetim Ofelia bu garip ağacın yarığından girerek (Freud olsa Alice’in deliğini de işe karıştırarak bayaa rezalet şeyler söylerdi şimdi) yaşadığı dünyadan farklı ama ona paralel fantastik bir evrene dalıyor. Biz biliyoruz ki o evren pek de tekin değil.

6- The Woman Eater (1958)10-korkunc-agac-6

Uygarlıktan uzak bir yerli topluluğu bir ağaca genç ve güzel kızları kurban ediyor (daha doğrusu kaçmak yerine çığlık atan kızları ağacın dalların/kollarına ittiriyorlar, sonra kızlara ne olduğu belli değil) ve karşılığında ağacın verdiği sıvıyı içerek ölümsüzlüğe sahip oluyorlar. Bir profesör bunu keşfediyor ve incelemek için ağacı laboratuvarına getiriyor. Şimdiii… Bu ağaç dediğimiz mahluk salkım söğüt ya da yosun benzeri yapraklardan fırlayan (muhtemelen kuklacılar tarafından hareket ettirilen) uzantılar, dokunaçlar ve ıstakoz kıskacına benzeyen kollardan ibaret (penis?). İsmi üstünde ağaç genelde güzel ve genç kızları tercih ediyor, menüsünde yaşlı kadınların ve erkeklerin yeri yok (ağzının tadını biliyor). Sonra garip bir sıvı salgılıyor (boşalıyor olmasın?). Ölümsüzlüğe kavuşmak isteyenler de bu sıvıyı içiyor. Sizi bilemiyorum ama ben bunun gibi başlayıp devam eden bir sürü porno gördüm. Hoşgeldin Freud (yine)…

5- Sleepy Hollow (1999)10-korkunc-agac-5

Tim Burton’un gotik estetiğini en iyi yansıttığı bu filmdeki ağacımız (Ölüm Ağacı) aslında bir kapı: Cehennem kapısı. Başsız süvari kurbanların kafalarını aldıktan sonra bu ağacın içinde kayboluyor. Ağacın kökleri sadece kafatasından mürekkep veya canlı etleri henüz dökülmemiş, eski/yeni çeşitli kafaları gizliyor. Ağaç kesildiği zaman yüze kan fışkırtıyor (aktörlerin dediğine göre bu parlak kırmızı kan şeker tadındaymış). Onun dışında uğursuzluğun kütükleşmiş hali gibi duran bu ağacın gergin estetiği bana daima Romantik ressam Caspar David Friedrich’in “Ayı Seyreden Adam ve Kadın” tablosundaki ağacın kıvrımlarını hatırlatır. Heykeltraş Keith Short tarafından özel olarak tasarlanan bu ölüm ağacı afişe de yansıyan imgesi ve kilit rolü nedeniyle filmde önemli bir yere sahip.

4- The Guardian (1990)10-korkunc-agac-4

Aynı Sleepy Hollow’un ölüm ağacı gibi buradaki dev ağaç da bünyesinde beden biriktiriyor ve onun gibi kesilince kanıyor. Fakat durum biraz daha değişik. Bu dev ağaç, kendisine küçük bebekler getirsin diye süper güçlü kadın Druidleri salıyor meydana. Dadılık yapan bu acayip kadınlar (ki onlar da ahşap vücutlara dönüşebiliyor) baktıkları bebekleri ağaca sunuyorlar. Ağacın dev kökleri ve gövdesinin etrafında bebek silüetleri var. Kendisine saldırmaya çalışanları kazıkları ve kol gibi kullandığı dallarıyla gayet kanlı bir şekilde öldüren bu ağaç kötülüğün fotosentezini yapıyor adeta.

3- Otesánek (2000)10-korkunc-agac-3

Yani Küçük Otik… Aslında bir çocuk masalı olan bu hikaye hastalıklı yönetmen Jan Svankmajer’in elinde dehşetengiz bir fantastik komediye dönüşüyor, hem de en gore’undan. Çocukları olmayan bir ailenin babası karısının anksiyetesine dayanamayarak eve bebek şeklinde bir ağaç köküyle dönüyor. Kadın bu kök parçasını kundaklıyor, besliyor ve büyütüyor; Otik diyor ona. İşin ilginç yanı kök gerçekten bir bebek gibi hareket ediyor ama olağandan biraz daha aç bir bebek. Doymak bilmeyen iştahını önce hayvanlara daha sonra da eve gelen zavallı insanlara yönelten Otik, yedikçe semiriyor ve dev bir ağaca dönüşüyor. Beslenme sahnelerinin dehşetinin çoğunu yönetmenin gerçek et kullanmasına borçlu olduğu söylenir.

2- The Evil Dead (1981)10-korkunc-agac-2

Şimdi diyelim ki bir grup gençsiniz, dağın tepesinde korkunç bir kulübede hafta sonu geçirmeye yeltenecek kadar şuurunuzu yitirmişsiniz. Başınıza gelebilecek en rezalet şey ne olabilir? Ağaçların tecavüzüne uğrayabilirsiniz. Hayatınızda görebileceğiniz en abazan ağaçlara sahip olan (hiç abazan ağaç gördünüz mü?) bu filmde gece pencereden gelen seslerin kaynağını merak eden Cheryl bir şekilde şeytanileşen “deadite” ağaçların saldırısına uğruyor. Bu filmi benim gibi çocukken izlediyseniz muhtemelen neler olduğunu anlamamışsınızdır. Halbuki yerlerde kıvrım kıvrım ilerleyen dallar önce kızın kolları ve bacaklarını kavrıyor, sonra yavaaaşça yere yatırıyor ve elbiselerini yırtarak çıkarıyor (görsel hazza ulaşmaya çalışan ağaçların olması bir mucize). Bir memeye dolanan dalı bir tarafa bırakırsak en şanslı olanı kızın bacakları arasında yerini alan bence. Şaka bir yana kanaatımca filmin en korkunç sahnelerinden birini ağaçların bu saldırısı oluşturur. O kovalamaca sahnesinde kalp krizinin sınırlarında gezinmeyen bir izleyici var mıdır? Yıllardan sonra akla gelen rahatsız edici soru: Cheryl dışarı çıkınca başına bu geliyorsa, kaçış yolu aramak için ormana çıkan Scott’ın başına da aynısı mı gelmiştir? Hani derbeder geri döner de “Ağaçlar… ağaçlar…” diye inler ya… Vah garibim…

1- Poltergeist (1982)10-korkunc-agac-1

Yeni bir hayat arayışıyla banliyöde bir ev satın alan ailenin oğlu Robbie’nin yaşadıkları aslında başlı başına bir kabustur. Düşünebiliyor musunuz; zaten fırtınalı bir gece. Bahçedeki ağaç dallarını uzatıyor, odanızdaki pencerenin camını kırarak sizi kavrıyor. Çığlıklarınıza kulak asmadan bedeninizin alt yarısını açtığı kocaman ağzına yavaş yavaş alıyor. Var mı böyle travma? Bu çocuk artık nasıl kendine gelecek? Psikiyatrist parasını kim verecek? Peki kabuslarımızın gerçek olabileceğini, bir filmde bile olsa, gören ve tecrübe eden bizlerde açılan yaraları kim onayacak?

“Şimdi bana ıslanan donlarımı geri verseler
Tek bir söz bile söylemeye hakkım yok.”

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (7 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.