Kumlar havalanacak. Gökyüzü yarılacak. Güç serbest Kalacak... The Mummy (1999)

Fantastik Çocuk Sinemasında Ütopya

Korku Sinema

Sine-Makale

BurakBayülgen

16 Ekim 2013

0 Adet Yorum

0

1.BÖLÜM: TEHDİT

Fantastik çocuk sinemasında ütopya arayışı çocuğun olgunluk mertebesine geçmeden evvel hayal ettiği ve kendi çocuksu dürtüleriyle onu harekete geçiren bir arayıştır. Çocuğun önüne çıkan her bir engel onun ütopya arayışı ile kendisi arasına giren bir tehdittir. Çocuk bu olguyu kendi standartlarından uzaklaşmadan yok edip, bunu başarmaya çalışırken de ütopya hayalinden vazgeçmeyecektir. Tehdit daha soyut anlamda çocuğun aynı zamanda olgunluk mertebesine erişmesine de büyük bir engeldir. (Hem içsel hem de dışsal çatışma) Bu nedenle çocuk karakter tehdit ile mücadele ederken kendi standartlarını daha yükselip, çocuksu sıfatlarını artık iyiden iyiye erişkinliğe doğru ilerletecektir. Çocuk çocuk olarak kalmak istese bile artık bir önceki statüsünden farklı; daha olgun düşünmekte ve diğer çocuklarla kurduğu bağları daha yetişkin/erişkin sıfatıyla kurmaktadır. Çocuk nirvanasının olgun bir birey olmakla, erişkin olmak sıfatıyla eşdeğer tutulduğu bir durumla karşı karşıyayız.

Her bir tehdit çocuğun gerçek niteliklerini ön plana çıkartarak, çocuğa hem çocukluğunun gerekliliklerini yaşatır hem de onu olgunluğa yani yetişkin mertebesine eriştirtir. Tehdidin boyutu ister fantastik çocuk sineması olsun, ister drama janrına dahil olan çocuk filmleri olsun; hatta komedi çocuk filmleri bile, tehdidin beraberinde gelen bir takım kazançları çocukların yararına sunacaktır; ama filmin öğretici olması gibi bir zorunluluğu yoktur. Örnek idol ve rol model anlayışını ille de çocuk filmlerinde bulmak zorunda mıyız?… Buna rağmen iyi karakter ile kötü karakter arasındaki fark çocuğun anlayabileceği bir pozisyondadır.

Karakterlerde misyon ve rol değişiklikleri olabilir (kötü olarak yansıyan karakterin iyiye evrimi ya da iyi olarak yansıyan karakterin kötüye evrimi gibi) ancak karakterlerdeki rol ve misyon değişimi rahatlıkla anlaşılabilir, bu geçiş net olursa…

Burada asıl ilgilendiğimiz konu, çocuğun yaşına uygun bir şekilde muamele görmesi ve tehditlere karşı mücadeleci olunmasında yaşının gereklilikleriyle hareket etmesi. Tehdidin kaynağının ne olduğundan ziyade, tehdidin çocuğa nasıl bir dayattırmada bulunduğu ele alınmalı. Çocukların olgunluğa ulaşma gelişiminde bile çocuğun çocukluk statüleri elinden alınmadan, onların içgüdüleri, davranışları ve yaşlarının gerekliliklerini yansıtarak…

Farklı Çocuklar Bir Bütün Oluştururlar

Çocukların sosyal durumuyla ilgili farklılıklar yaratmak kaçınılmaz ancak çocuğun karakteristik özellikleri, davranışları ve içgüdüleri genelleştirilmiş gibidir. Birbirleri arasında bir eşitlik söz konusudur: Tehdidin var oluşundan dolayı aynı kazançları elde etmeleri öngörülmektedir. Bu genellemeye özellikle kardeş karakterler arasında rastlamıyor muyuz? Her bir kardeş farklı özelliklere, yeteneklere ve davranışlara sahip olup, hepsi ayrı ayrı bir bütün oluşturmaktadırlar. Bu nedenle fantastik çocuk filmlerinde kardeş (yani bir çok çocuk karakter) unsuru tehdidin çözümlenmesi bakımından kolaylık sağlar. Bunun en başlıca sebebi bütün bu karakteristikleri tek bir çocuğa yükleyemememizdir çünkü bu, çocuğa fazla yüklenmemizdir. Hele hele eğer tehdit daha mitolojik kaynaklı ise, o halde tek bir çocuğu bütün bu karakteristiklere sahip olarak tehdide karşı duran biri haline getirmek, olağan dışı kaçar. Ancak ne kadar fazla çocuk karakterini devreye sokarsak, her biri birbirinden fikir alış verişi yapacak, birbirlerinin eksiklerini tamamlayacak ve bir bütüne daha rahat biçimde ulaşacaklardır.

Çok çocuk karakterli filmlerde çocukların ya da kardeşlerin yeterince birbirlerine bağımlı hale getiren bir motivasyon sağlanmıştır: Baba eksikliği, ailenin çocukları yetiştirmek üzere başka bir ebeveyne teslim etmesi gibi. Bu gibi durumlarda kardeşler birbirlerine daha bağımlıdırlar ve birbirlerinin eksiklerini daha uygunca tamamlarlar. Böyle bir durumda tehdit kuşkusuz pek çok çocuk karakteri barındırdığından daha ileri seviyelerde, daha dolambaçlı ve daha tehlikeli olacak ve bu formda çelişkiler de kuşkusuz kendilerini gösterecektirler: Bir çocuk karakter bir diğerine göre daha hayalperest, bir diğeri ise daha rasyonel olabilir mesela. Hele başlarında bir de abla ya da ağabey figürü varsa, hayalperest çocuk karakterinin durumu daha da zorda kalabilir. Birbirleriyle çelişirler, birbirlerine inanmazlar veya kavga halindedirler ancak tehdit söz konusu olduğunda her bir çocuk karakter, farklı karakterlere sahip olmasına rağmen birbirlerinden etkileşim halinde olacak, birbirlerinin farklı özelliklerini yavaş yavaş kendi bünyelerine doğru çekmeye başlayacaklardır çünkü bütün farklılıklarına rağmen hepsi aynı sorunlardan yakınmaktadırlar esasen: Sosyal çevre, dayatmalar, baskılar ve aile. Sadece sorunlara yaklaşım biçimleri farklıdır. Kimine ağır gelen koşullar bir diğerine o kadar da zor gözükmeyebilir ancak genel anlamda hepsi onları çevreleyen sorunlardan ötürü şikayetçidirler.

Farklı çocuklar bir bütün oluştururlar dediğimiz vakit ne kadar farklı karakteristikler bulunursa bulunsun, hepsi birbirinden etkilenecek ve sonunda her biri bir diğerinin özelliğini benimseyecektir demek istiyoruz. Bu şekilde sosyal dayatmalara karşı da hepsi farklı bakış açılarıyla birbirlerine destek olacaklardır.

Tehdidin Boyutu Çocuğu Aşmalı mı ?

Bu noktada biraz muğlak bir zemin üzerinde hareket ediyoruz çünkü tehdit aynı zamanda çocuğun kapasitesine bağlıdır. Yine de genelleme yaptığımız vakit çocuk karakterin bir sınırı olduğunu bilmemizde yarar var. Bu durumdan ötürü tehdit, çocuğun çocuk olduğunu bilen ve kendini bu şekilde yansıtan, çocukla mücadele eden bir tehdit olarak dile getirilmelidir.

Çocuk karakterlerin farklı karakteristiklerde olması tehdidin çözülmesinde en önemli özelliktir. Çocuk karakter kendi yeteneğinin getirileriyle tehdide karşı mücadele eder. Bu nedenle tehdit tek boyutlu değil, tam tersine çok boyutlu ve çok yönlüdür. Tehdit, maceranın içindeki çocukların her birinin tek tek özelliklerini bünyesinde barındırır. Bundan dolayı tehdide karşı gelebilmek için çocukların işbirliği yapmaları, birbirlerinin eksiklerini tamamlamaları gerekir.

Sosyal koşulların da tehdide yansıdığını belirtmek gerek. Çocuğu çevreleyen ve çocuğun çocuk olmasından kaynaklanan baskılar, yaptırımlar ve kurallar tehdidin güçlenmesini sağlar. Çocuk tehdit ile mücadele ederken aynı zamanda bu sosyal çevreye karşı da bir mücadele verir. Bundan dolayıdır ki çocuk nirvanası, ulaşıldığı andan itibaren çocuğun olgunluğa eriştiğinin kanıtıdır. Çocuk kendi sorunlarıyla baş ederken aynı zamanda onu çevreleyen sosyal koşullarla bir anlaşma yapacak, sosyal baskıların onu esir almasını önleyecek ya da sosyal koşullara uyumlu ve birbirinden etkileşimli bir birey haline gelecektir. Burada sosyal çevrenin çocuğa dayatmacı bir gücü var tabi ki ancak esas alınan fikir çocuğun sosyal çevreye uyum sağlayabilen ve kendi başına karar verirken sosyal çevreyi zedelemeyen bir birey haline gelmesidir.

Çocuk karakteri zorlu yolculuk esnasında bekleyen tehlikeler yavaş yavaş, kademe kademe çocuğun kendisiyle yüz yüze gelmesidir. Bu doğrultuda ona yardım edecek olan ekstra figürler ve kaynaklar çocuğa esasen dolaylı yolla yardımcı olacaklardır çünkü önemli olan çocuğun bir birey olarak tehdit ile karşı karşıya gelmesidir. Ona yardımcı olacak ekstra figür direkt çocuğu kurtarmayacak, aksine çocuğa yeteneklerini ve gücünü hatırlatacak, çocuğa bir ebeveyn figürüymüşçesine yardımcı olacaktır. Çocuk bu ekstra figürden beslenecek ancak neticede tehdit ile olan mücadelesinde kendi başına yer alacaktır.

Bu noktadan itibaren tehdidin boyutunun çocuğu aştığını söylemek doğru değildir. Çocuğun karakteristik özelliklerin farklı bir yüzeye yansıması ve bu şekilde çocuk karakterin kendi özelliklerini de tanıması, benimsemesi ve fark etmesi söz konusudur. Çocuğun kendi kendini tanımasında ve mücadeleyi öğrenmesinde tehdide yansıttığımız çocuğun karakteristikleri ona geri dönüşüm yapar ve kendi özelliğinin ya da yeteneğinin gün ışığına çıkmasında yardımcı olur. Tehdit mitolojik kaynaklı bir figür de olabilir, hatta tamamen mitolojinin genel hatlarıyla beslenen bir kaynak da olabilir ancak buna ek olarak bir de çocuğun ta kendisini içinde barındırır.

-*-

Fantastik çocuk sinemasında tehditin boyutu ne denli büyük olursa olsun, çocuğun kendi gücüyle eşleşebilir ancak. Çocuğu zorlu sınavlara tabi tutan tehditler çocuğu ne kadar tehlikeli pozisyonlara sokmak zorunda kalsa da çocuğun mücadele yeteneğine göre şekillenip, çocuğun üzerine kademe kademe gelirler. Çocuk karakter önce basit bir tehdit ile yoluna başlar. Gelişir, öğrenir ve sonra daha zorlu bir tehditle yüz yüze gelebilecek güce erişir. Her bir tehdit ile mücadele onu olgunlaştırır. Tehditlerin hepsi bittiğinde ise çocuk karakter artık gerek sosyal çevre olsun, gerek psikolojik sorunlar olsun, hepsiyle yüzleşebilir, uyum sağlayabilir artık; yani çocuk nirvanasına erişmiştir. Bu sayede çocuk hem içsel hem de dışsal bütün çatışmaları sonlandırır. Artık onu olgun bir bireyin çatışmaları beklemektedir.

2. BÖLÜM: ŞÜPHE

Fantastik çocuk sinemasında şüphe her daim kurgunun tetikleyici etkenini oluşturan unsurlardan biridir. Çocuk nirvanasına erişmenin metotlarının başında tehdidi saydık ancak tehdidin çözümlenmesinde ve ortadan kaldırılmasından çocuk karakteri yönlendirecek olan kuşku, hem çocukluk vasıflarının seyirciye sunulmasında etkilidir hem de filmin paradigmasının çocuk olduğunu vurgulamaktadır. Bu metotla ilerleyen bir çocuk karakter için şunları söyleyebiliriz:

– Çocuk merak eder.
– Çocuk içinde bulunduğu koşulların ötesinde bir dünya hayal eder.
– Çocuk bu hayale ulaşabilmek için bir bulmacayı tamamlarcasına parçaları birbiriyle ilişkilendirir. Sonuçta bu hayale varır.

Şüphe tehdidin gelmesi için kapılarını açar ve karşılığında hayalperest bir çocuk karakteri verir. Yaşadığı dünyanın somut dayatıcılığından rahatsızlık duyan çocuk karakter, imkanlarının ve koşulların ötesinde bir evren yaratır. Bu evrene varamaması için bir takım somut ve sosyal koşullar çocuk karakteri sarmalar ve çıkılması zor bir alan oluşturur, ancak çocuk karakter bu şüphelerini ve merakını sonuna kadar kullanır ve yeni dünya hayallerini gerçekleştirmek üzere çabalar. Şüphenin bu doğrultuda önemli bir rolü daha vardır: Yozlaşmış düzene ve koşullara tıpkı bir devrimcinin yaklaştığı gibi, ama bu sefer bir çocuk karakter tarafından isyan edilmesine olanak sağlar.

Eğer çocuk nirvanasından bahsetmek istiyorsak, çocuk karaktere bir takım misyonlar da yüklememiz gerekir. Çocuk kendi sınırlarını elbette ki aşacak, yetişkin statüsünden bir takım borçlar da alacaktır. Dolayısıyla şüpheye düşen, bulunduğu sistemden ötesini hayal eden çocuk, bu borçları ödeyebilen bir çocuktur çünkü bu çabalamanın sonunda yetişkin statüsüne erişecektir. Çocuk paradigmasından bakılan yeni dünya arayışı çocukta bir heves haline gelir. Bu hevesi en iyi çözümleyen faktör ödül faktörüdür. Bu savaşın sonunda çocuğa verilecek ödül onun için bir sonraki çabalamalarında motive edici etkendir. Bu sistem diğer film türleri için de geçerli sayılır: Her maceranın sonunda ulaşılan amaç veya elde edilen ödül, bir sonraki maceranın çözümlenmesinde etkilidir. Ancak sadece çocuk sinemasına bahşedilen özellik ise bir sonraki maceradaki çocuk bir önceki çocuk değildir. Daha fazla öğrenmiş, daha fazla görmüş ve daha fazla hayat tecrübesi edinmiştir. Bu yola ulaşabilmek için çocuk karakterin şüphe duyması mecburidir. Hem kendi gelişimi için, hem de senaryonun gelişimi için. Buraya eklememiz gereken bir nokta daha var: Çocuk şüphe duyduğu zaman ve merakının getirilerini görmek istediği zaman onu destekleyecek ve onu motive edecek bir yetişkin figürüne rastlarız. Her yetişkin için aynı şeyi söyleyemeyiz ancak mutlaka çocukla birlikte çocuk olabilecek denli bir yetişkin figürü yer alır bu türün içinde. Kimi durumlarda bu figürler mitolojik kaynaklı da olabilir. Hatta mitolojik kaynaklı bir figür çocuk için daha motive edicidir çünkü kendi dünyasına ve hayaline yakın olan bir dünyadan gelmektedir.

Şüphenin Doğrusu Yanlışı Var mıdır?

Bu noktada bizi çocuğun gelişimi ilgilendirmektedir. Şüphe duyan ve merak eden çocuk karakterleri bir bebeğe benzemektedirler. Merak etmeden ilerleme kaydedemezler ancak nasıl bir bebeğin yanan bir sobadan uzak durması gerektiğini anlaması için elinin ufak bir şekilde sıcak ile temas etmesi gerekiyorsa, çocuk karakter de eli yandığı zaman yoluna yeni bir şekil verecektir. Hayale ve ütopyaya varan yol tek yönlü değildir. Kademe kademe ilerlediği gibi aynı zamanda yanlış ve tehlikeli olarak da yön bulmaktadır. Tek bir karar ile çocuk nirvanasına ulaşıldığı görülmemiştir. Şüphe duyan çocuk, bulunduğu dünyanın ötesinde hayallerine uygun bir ütopya arayan çocuk bu bir sürü yolu aşmaya zaten isteklidir. Ancak çocuğa yetişkin statüsü gibi bir misyon yüklüyorsak, o zaman çocuğun önüne bu hayale ulaşabilmesi için tek bir yol koymak bir yetişkin bakış açısıyla mümkün değildir.

Çocuk karakterin şüphe duyması diğer yetişkin figürlerin içinde bulunduğu koşullara bağlılıyla da ölçülebilir. Böyle bir durumda kötü koşullardan bunalan çocuk karakteri, yoz sisteme itiraz eden yegane unsurdur. Diğer karakterlerin stereotip bir şekilde koşullardan rahatsız olmayışı, diğer yetişkin figürlerle aynı yazıyı paylaşmaları beklenmektedir. Dolayısıyla bir iki yetişkin figür dışında (demin örnek verdiğimiz çocuğu motive eden figürler) koşullardan şikayetçi olan karakterler, çocuk karakterlerdir. Bunun sonucunda çocuk karaktere bulunduğu ortam dışında ütopik bir dünya hayal etme imkanı doğar. Çocuğu motive eden yetişkin figürler de aynı şekilde bu sistemden rahatsızdırlar ancak onlar bu sorunu geçmişlerinde çözememişlerdir ve küçük bir ferdin bu sorunu çözmesini dört gözle beklemektedirler. Çocuk karakterin yetişkin figürlerin başarısızlığından öğrenecek çok şeyi vardır çünkü neyin yanlış gittiğine dair bir takım fikirler yürütecektir. Bu da bizi yeniden bebek benzetmemize yönlendirecektir.

Çocuk karakterin şüphe duyması onun duyarlılığını gösterir. Ek olarak ne kadar şüphe duyarsa ve ne kadar merak ederse, o kadar bu döngüden karlı çıkar. Şüpheyi cezalandırmak yetişkinlerin değil, tehdidin görevidir ancak türün genel özelliklerinde bu cezalandırma çocuk karakterin kazanımıyla sonuçlanır çünkü yine yetişkin bakış açısıyla bakılan gözlükte çocuk karakterin cezalandırılması onun şüpheciliğine ve meraklılığına balta vurmak anlamına gelir. Halbuki fantastik çocuk sineması bunun tam tersinin olması için çabalamaktadır. O halde şüphenin yanlış olup olmadığını tartışacağımıza, şüphenin ne gibi bir yol ile çözüme ulaşacağına odaklanmalıyız. Fantastik çocuk sinemasında çocuğun çocuk nirvanasına erişimini, psikolojik gelişimini hem de yetişkin statüsüne ulaşmasını ancak bu yolla çözümleyebiliriz.

Şüphe Duyan Çocuğa Tehdit ve Kazançlar

Şüphe duyan çocuğa karşı koymak isteyen tehdit eski sistemin, yani çocuğun içinde rahatsızlık duyduğu koşulların savunucusudur. Burada daha önce yaptığımız devrimci benzetmesini bir kez daha kullanmanın zamanıdır. Devrimi mutlak sistemin devrilip yeni bir sistemle yer değiştirmesi olarak tanımlıyorsak, bu rolü fantastik çocuk sinemasında tamamen çocuk karakter üstlenecektir. Dolayısıyla bu devrimi gerçekleştirecek çocuğun şüphe duyması, merak etmesi gerekmektedir. Bununla beraber çocuğa bir takım kazançlar sağlanacaktır:

– Şüphe duyan ve merak eden çocuk diğer çocuklar arasından sivrilecektir.

– Çocuğun çözümlemesiyle sadece kendileri değil, sistem içindeki diğer çocuklar da kazançlı sayılacaklardır.

Yukarıdaki ikinci madde önemlidir çünkü çocuk nirvanasına erişen çocuk karakterini bekleyen ödül faktörü sadece tek bir çocuk için geçerli değildir. Çocuk karakteri bir sonraki macerasında motive edecek olan unsur, kazanımların bireysel olmayışıdır. Tüm çocuklar ve hatta yetişkinler bile bu ödül faktöründen nasibini alacaklardır. Şayet çocuk karakter bir başka maceraya atılacaksa, ödül faktörü onun yeterli donanıma sahip olmasını sağlayacaktır çünkü çocuk karakterin elde ettiği kazanım devrim niteliğinde olacaktır.

Şüpheyi kazanç anlamında fantastik çocuk janrına uygulamak bizi yeniden ütopya arayışına yani büyük ödüle sürükleyecektir. Şayet ütopyaya varıldığı zaman bir önceki koşulların bu yeni elde edilen ütopyada barınamayacağını belirtmeliyiz. Kısacası ütopya fantastik çocuk türünün siyasi niteliğinde yeniden bir devrimi oluşturacak, yardım, ister insan kaynaklı olsun, ister mitolojik figür kaynaklı olsun, her biri bu devrimden kendi çıkarlarına uygun payı alacaklardır. Bu nedenle şüphe fantastik çocuk sinemasında ütopya arayışına giden en belirgin, en temel yoldur. Şüpheyi duymayan ve merak etmeyen yani kendi koşullarını sorgulamayan karakter ütopya arayışı için çok uzaktır. Hatta böyle bir karakterin tehdide daha yakın durması, içinde bulunulan yozluğa ve zor koşullara boyun eğmek, çoğu noktalarda bu koşulları savunmak demektir.

City of Ember Üzerinden Şüphe, Merak ve Ütopya

Şu ana kadar belirtmeye çalıştıklarımızı bir de The City of Ember (Gil Kenan, 2008) üzerinden irdelemeye çalışalım:

Film öncelikle bize kronolojik anlamda günümüzü bir ütopya simgesi olarak gösterir çünkü film gelecekte geçmekte ve özlenilen ya da merak edilen dünyanın günümüz dünyasına yakınlıklarını gözler önüne sermektedir. İnsanoğlunu yakın felaketlerden korumak amacıyla yer altına inşa edilmiş Ember şehri, şehri inşa edenler için bir ütopya arayışıyla yaratılmıştır ancak bizi bu hususta farklı bir fikir ilgilendirmektedir: Kiminin ütopyası, kiminin dystopyasıdır. Günümüz bakış açısıyla her türlü yozluktan uzak tutulmak amacıyla inşa edilen Ember şehri, artık fertleri için ütopya olmaktan oldukça uzaktır çünkü günümüzde geleceğin bilinmezliği şu anda yaşadığımız dünyanın niteliklerinden oldukça uzak fantastik anlayışlarla bezelidir. Şayet geçmişimiz, geleceğimizden korktuğu için Ember şehrini inşa etmişse, gelecek günümüzden daha kötü, daha vahim durumdadır. Dolayısıyla özlem duyulan ütopyanın geleceğin günümüze bakış açısıyla eşleştiğini belirtebiliriz.

Filmde Ember şehrinin bir dystopya gibi görülmesinin sebebini yine günümüz bakış açısıyla elde edebiliriz: Işık kaynağı olarak yüce jenaratöre bağlı olan şehirde, güneş ve doğal ışığa rastlanmamaktadır. Jenaratör ise artık eskisi gibi çalışamamakta, şehirde elektrik kesintileri meydana gelmektedir. Kuşkusuz filmin açılış sekansındaki meslek seçimleri de iradeye yani karakterlerin kendi seçecekleri ve geleceklerini ona göre şekillendirecekleri ilgi alanları kendileri tarafından değil, kura yoluyla belirlenmektedir. Dolayısıyla gelecek karakterlerin özgür iradesiyle değil, dayatılan kurallar tarafından oluşmaktadır. O halde çocuk karakterleri ütopya arayışına sürükleyecek iki temel neden bu şekilde elimize olmuş oluyor:

– Ember şehrinde doğal ışık yoktur.

– Geleceği şekillendirecek olan meslekler dayatmalarla seçilmektedir.

Lina Mayfleet (Saoirse Ronan) ve Doon Harrow (Harry Treadaway) karakterlerinin çocukla çocuk olabilecek, aynı yazgıyı paylaşacak yetişkin figürleri vardır: Lina, büyükannesi vasıtasıyla ve Doon da babası (Tim Robbins) vasıtasıyla bulundukları koşullardan farklı olan bir dünya arayışına girişirler. Hatta Doon’un babası Ember sınırlarının dışına çıkmayı denemiştir bile. Onların başarısızlığı çocuk karakterler için tetikleyici etkendir. Onların düştüğü hataya bu sefer çocuk karakterler düşmeyeceklerdir. Doon ve Lina, Ember şehrinin sınırlarının dışında bir dünya arayışı içine girerler. Bu nedenle içinde bulundukları koşullardan şüphe duyarlar ve sınırların dışındaki bir dünyayı merak ederler. Bu merak onları adım adım çözümlemeye götürecektir. Örneğin; Lina’nın büyükannesinin sakladığı kutu neyi simgelemektedir? Suyun olduğu bir yer mümkün müdür? Belediye Başkanı (Bill Murray) güvenilir midir? Bu adımlar onları bazen de tesadüfen çözümlemeye ulaştırır: Örneğin; boru hatlarında haritadan silinen kısmın Belediye Başkanının saklandığı ve orada halktan gizlice yiyecek tükettiği odayı buluşları. Bir bulmaca gibi her başkandan diğer başkana ulaşan kutunun içindeki şifre ütopyanın habercisidir, ya da sınırların dışında bir dünyanın bulunduğunun işaretidir. Çocuk karaktere bahşettiğimiz devrimci nitelik Lina’nın kutuyu açmasından itibaren başlar çünkü kutu bugüne kadar hiçbir başkan tarafından açılmamış, kurallar ve zor şartlar sorgusuz sualsiz kabul edilmiştir. Ancak Lina ve Doon için böyle bir kabullenme söz konusu değildir. Bu hususlarda şüphenin ilerleyişi adım adımdır. “Ya bunun ötesinde ne var? Bundan sonra ne gelecek? Bu neyi simgeliyor? Nasıl çözülecek?” soruları şüphenin dile gelmiş halidir. Sorular eklektik bir şekilde daha da karamsarlaşmakta ve daha da çözülme açısından zorlaşır gibi görünürken, esasen, git gide çözüme yaklaşma açısından kolaylaşmaktadır çünkü şüphenin ve merakın ilk kez tetiklenmesi, işin en zor ve en cesaret isteyen kısmıdır ki bunu da sadece filmin antagonistleri becerebilmektedir. Bu açıdan Doon kaderine razı olmaz ve daha ilerisini düşünür. O artık içinde bulunduğu çevre adına yeni bir takım sistemler düşünen bir bireydir. Düşünceleri eylemle birleştiği vakit, kuşkusuz bir devrim niteliği kazanacaktır.

Daha önceki bölümlerde tehdidin çocuğun sınırlarını aşmayacak ancak onu yetişkinliğe eriştirecek denli kapasiteli olması gerektiğinden bahsetmiştik. Ember şehrinin Belediye Başkanı bu kapasitede bir tehdittir. Bir çocuğun devirebileceği denli muğlak bir zeminde duran ama statüsünden ötürü herkesin kolay kolay el süremeyeceği bir karakter olması, Doon ve Lina’nın yetişkinliğe erişebilmesindeki etkendir. Doon ve Lina yetişkinliğe erişirken kuşkuları, şüpheleri ve meraklarıyla bu tehdidi devirme yoluna gitmişlerdir. Ütopyaya yani güneş ışığının hakim olduğu dünyaya varırken, bu tehdide karşı artık dayanılmaz bir öfke duymakta, kuralları tamamen yıkmaktadırlar.

The City of Ember’da da hikaye kurgusu türün diğer örnekleriyle benzer niteliktedir: Ortada bir şifre mevcuttur, şifre çözülme aşamasındayken tehdit, bu çözümlemeyi engellemek ister (Belediye Başkanı). Şifreyi bilmeyen ama çözmek için hevesli yetişkin figür ya da figürler mevcuttur ve şifre çözüldüğü vakit ödül tüm karakterlerin yararınadır. Işığın hakim olduğu dış dünyayı bulan Doon ve Lina bu dünyayı tüm Ember şehrine mal edeceklerdir. Kendilerinden önce Ember şehrinden ayrılmayı ve farklı bir dünyayı bulmayı niyetlenmiş, çocukla çocuk olabilecek yetişkin figürleri de kendi çabalarının karşılığını çocuk karakterler vasıtasıyla elde edeceklerdir. Boynuz kulağı geçer sözü fantastik çocuk sinemasında her daim yer edinmiştir.

-*-

Çocuk merak eder, çocuk bulunduğu koşulların ötesinde bir dünya hayal eder ve hayaline varır maddeleri fantastik çocuk sinemasında kurgunun gidişatına yön veren temel maddelerdir. Bu şüphe, hayal ve merak ile tehdit çocuğun karşısına çıkacak, onu gelişime sevk edecek yetileri tehdit ile mücadele ederken kazanacaktır. Mücadele süresince kiminin ütopyası kiminin dystopyasına dönüşürken, fantastik çocuk sinemasında ütopya’dan yararlanmamak açısından bir karakter varsa, o da tehdidin ta kendisi ve onun yardımcı etkenleri olacaktır. Çocuğun ütopyası hiç kimsenin dystopyasıdır. Onun niyetindeki ütopya arayışında herkese eşitlik ve adalet dağıtılır.

3. BÖLÜM: ÜTOPYA

The Seeker: The Dark Is Rising Üzerinden Ütopya ve İyi–Kötü Ayrımı

The Seeker: The Dark Is Rising’de (David L. Cunningam, 2007) ütopya ile dystopyanın karşılıklı savaş halinde olduğu belirgindir. Tehdit olarak nitelendirdiğimiz öğelerin dystopya savunucuları olması, filmde bu ayrımı netleştirmemizde önemli bir etkendir. Tanıdık yüzlerin gündelik hayattaki görevlerinin ardında yatan esas misyonları ise günümüzde bizi çevreleyen alanda yaşayan ve bizi kuşatan dünyanın ütopya arayışındaki içsel dürtüleri ortaya koymaktadır. Dolayısıyla The Dark Is Rising’in metinlerinde gündelik sorunların çözümlenmesinde görünenin değil, içsel olanın önemli olduğu yargısına varırız. Will Stanton (Alexander Ludwig) çocukluğunun ailevi değerlerle ölçüldüğü sistemde bir birey olarak diğer kardeşlerinden farklı bir misyon edinir. Buradan yola çıkıldığında bir kez daha çocuk karakterin kendi refahından ziyade tüm dünyanın refahına hizmet eden yolda olduğunu görmekteyiz. Çocuk nirvanasına erişmenin en etkin yolu buradadır. The Seeker: The Dark Is Rising’deki ütopya ve dystopya ayrımının belirgin olmasındaki en önemli husus yaratılan ikilemin basitliği ama bir o kadar genelliğidir çünkü iyi-kötü ayrımı kadar belirgin bir diğer ayrım da karanlık ve aydınlıktır. Filmde ütopyayı aydınlık, dystopyayı karanlık olarak adlandırarak bu sistemi belirginleştirebiliriz. Bu sistem aynı zamanda iyi-kötü ayrımıyla eşdeğerdir.

Yedinci çocuğun yedinci çocuğu olarak seçilen ve bu savaşımda son kişi olan Will Stanton diğer çocuklardan bu vesileyle ayrılırken dünya üzerinde yaşayan diğer çocukların da kaderini belirleyecek savaşıma girer. Will Stanton ailesini seven ve uyum sağlayan bir karakter olarak içinde bulunduğu alandan şikayetçi değil gibi gözükürken, ona yüklenen ağır misyonu başarıyla tamamlayabileceğine dair kuşkulara düşer ve dile getirir: Bu görev onun için ağırdır ve onun doğru kişi olup olmadığının garantisini ister. Will’in içinde bulunduğu çevreye bağımlılığı onu böyle bir misyondan uzaklaştırır gibi görünmesine rağmen, Will de ağabeyleri ve ailesi gibi içsel olarak sistemin tekdüzeliğinden ve daraltıcı etkisinden rahatsızlık duymaktadır. Bir yandan da ütopya arayışında eski sistemden uzaklaşmak da bir o kadar güçtür.

Will Stanton’un etrafını saran alanda tanıdık yüzlerin gerçek misyonunun aydınlık tarafın savunucusu olduğunu bilmek bir çocuk olarak rahatlama sağlamaktadır. Çocuğun dünya üzerinde yalnız olmadığını bilmesi çevreyle baş etmesine destek sağlar. Bu sayede Will Stanton aydınlık taraf uğruna savaş verirken hissen yalnız olmadığını anlamaktadır. Ütopya arayışında bireyselciliğin işlevsizliğini bu sayede daha net anlarız. Gerek fantastik çocuk sinemasında, gerek Sir Thomas More’un ütopya arayışında bireyselcilik etkin değildir çünkü bir kez daha tekrarlamak gerekirse halkın ve dünyanın mutluluğu, bireyin de mutluluğu demektir. Filmde ütopya sembolik olduğu kadar dystopya da semboliktir ve kötülüğün tüm gücü bir süvari halinde sembolikleşmiştir. Will Stanton saklı işaretleri bulmaya çalıştıkça tehdit, yani süvari Will’in bu işaretleri bulmasında bir engeldir. Ancak bu kurgu sayesinde ütopyanın ortaya çıkışındaki aşamaları gösterir: Ütopya bir anda değil, parça parça, geçmişin ve bugünün bir arada değerlendirilerek oluşturulduğu alternatif bir evrendir. Sadece günün koşulları değil, geçmiş ve geçmişteki tecrübeler de ütopyanın yaratılışında önemlidir. Merriman Lyon (Ian McShane), Miss Greythorne (Frances Conroy), Old George (Jim Piddock) karakterleri geçmişin tecrübeleriyle Will Stanton’a yol gösteren yegane desteklerdir. Ütopyanın bireyselcilikten uzak olduğunu, dünyanın refahının bireyin de refahı olduğunu savunurken The Seeker: The Dark Is Rising’de de bu ödüllendirmeyi görürüz. Ütopyaya varabilen Will Stanton dünyanın huzurunu sağlarken kendini düşünmemiş ama ödül olarak da hiç görmediği ikiz kardeşine kavuşmuştur. Hem dünyanın hem de kendi refahı sağlanmıştır. Ütopyanın genel hatlarında var olan tümden gelim metodu burada işlevselliğini gösterir.

Korkusitesi için yazan Burak Bayülgen

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

YORUM YAZ