Her şey başlangıçta son bulur... The Butterfly Effect (2004)

Fallout Efsanesi‏

Korku Genel

Korku Oyun

Fatih Yürür

21 Aralık 2011

1 Adet Yorum

1

FALLOUT EFSANESİ

Malumunuz, içeriği radikal bir biçimde değişerek, yeni nesil oyun severleri de avucunun içine almış olan bir miti; oyunlardan herhangi biri üzerinden değerlendirmeye kalktığımızda, ortaya kuşkusuz, serinin cüssesine oranla cılız bir yazı çıkacaktı! New Vegas’ın kum fırtınaları hala dinmemiş, üstüne üstlük Bethesda şu sıralar Elder Scroll : Skyrim ile hayatlarımızın iplerini acımasızca eline almış olsa da, Fallout efsanesine yeniden göz atmamız için engel teşkil eden bir durum yok ortada!

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ!

Fallout’a kişisel olarak biçtiğim manevi değer oldukça fazladır! Herkesin evinde bilgisayar bulunmadığı dönemlerde, bilgisayar sahibi olan “daha şanslı” akranların evlerine toplaşıldığı yıllarda, Fallout başında harcadığımız zaman pek de azımsanacak cinsten değildi elbette! Ebeveynlerimizin paçalarına yapışıp, karne hediyesi için bilgisayar isteme amacıyla avaz avaz bağrınmamızın sebebi olan oyunlardan biriydi Fallout!

Tabi o yıllar oyunların başında harcadığımız zamana acımadığımız yıllardır. Gel gelelim oyun başında durmak bir çeşit gereklilikti çünkü oyunlar, günümüzdekine oranla oldukça çetrefilliydi. Bunu sadece Fallout’a yüklemek yersiz olur elbette! 90 yılların sonlarında ve milenyumun ilk yıllarında piyasaya sürülmüş olan oyunların büyük bir çoğunluğunda rastlanan bir durumdu bu! Biz yaşlandık, dünya değişti gibisinden sığ geyiklere girmek istemiyorum ama, atmosferine sağlam bir biçimde yedirilmiş kara mizah anlayışı ile Fallout, aslında dönem RPG’lerinin de büyük bir kısmından ayrılmaktaydı. Hemen ardından gelen Fallout 2 ise, uzunca bir süredir “gelmiş geçmiş en sağlam RPG oyunu” ünvanını –türlü tartışmalar dahilinde de olsa- gururla taşıdı armasında!

Sonrası ise malum…yıllar yılı yeni bir Fallout özlemi ile yanıp tutuştuk! Kaldı ki, aradan geçen yıllar içerisinde biz oyun severler, Fallout mitini kafamızda daha fazla büyütmüştük! Pek az oyuncu geri dönüp bu heyecanı yeniden yaşamaya razı olsa da genel kanı Fallout’un ne kadar heybetli bir oyun olduğuydu!

Gel gelelim yıllar birbirini kovaladı. Hem RPG oyunlarında hem de genel olarak video oyunlarının bütününde mevcut trendler de hızlı bir biçimde değişti. Her ne kadar başta bu değişimden rahatsız olmuş gibi görünsek de, görsel kültürümüze adapte olan bu revizasyonun pek de dışında kalamadık. Hal böyle olunca beklentilerimiz de farklı kollarda değişmeye başladı ve –kabul etmek ne kadar zor olsa da- Fallout gibi oyunlar, görsel arayışlarımız içerisinde kendilerine yer bulamaz oldular. Öyle ki, internetin yaygınlaşması ile birlikte, pek çok oyuna ulaşabilmeyi fırsat bilen oyun severler, Fallout’u yıllar sonra oynadıklarında benzer tadı alamadıklarını iddia edeceklerdi! Yine de biz oyuncuların en kaba tabi ile bu “nankör” tavrı, Fallout’u bir efsane olarak ilan etmemizin önünde bir engel teşkil etmiyordu.

YENİ DÜNYA…YENİ FALLOUT!

10 yıl gibi bir beklemeden söz ediyoruz. Yani diğer bir tabir ile, sonuç itibarı ile hüsrana kapı açabilecek uzuuunca bir süreç…Şu sıralar benzeri bir beklentiyi Diablo 3 için yaşadığımız da açıkça ortada. Gel gelelim Fallout’un ilk ekran görüntüleri yayınlanıp, oyunun içeriği hakkında ilk bilgilerin sızdırılması ile birlikte, özlemini çektiğimiz pek çok şeyden uzaklaşacak olmasına rağmen gümbür gümbür bir devam oyunu ile karşı karşıya olduğumuzun farkına varmamız da kısa sürmedi!

Sıra tabanlı savaş sistemi, sanıyorum ki günümüzde demode kabul edilen bir başka unsur. Bu sebepledir ki Fallout 3 ‘ün daha ziyade aksiyona göz kırpması oldukça normal kabul edilebilir!

Tabi Fallout serisinin, neredeyse tam teşekkülü bir FPS canavarına dönüşme sebebinin ardında da hemen hemen aynı nedenler var. Son yıllarda en çok satan oyunların büyük bir kısmının FPS olduğunu inkar edemeyiz. Üstelik burada oyunların “piyasa balonu” olduğundan falan da söz edemeyiz. Özellikle genç oyun sever kitleyi ensesinden yakalayabilecek, kusursuz numaralar ile doldurulmuş ve her biri teknik anlamda öncüllerinin önüne geçebilmek için yarışan oyunlardan söz ediyoruz. Böyle bir piyasada, üstelik Bethesda Softworks gibi uzun soluklu oyunlar yaratan bir firmanın, bu türden radikal kararlar alması oldukça normal. Kaldı ki, Fallout 3 bu anlamda oyuncunun taleplerine de okkalı cevap veren bir oyun!

VAULT AHALİSİNİN YÜKSELİŞİ!

Vault halkı bir öngörüye sahipti. Yüksek radyasyonun, dışarıdaki dünyayı cehenneme çevirdiğine inanarak kendilerini yer altına kapadılar. Nitekim ön görülerinde de yanılmamışlardı. Bildiğimiz dünya yok olmuş, dışarıdaki hayvan türleri de mutasyondan nasibini almışlardı. İşte bu post apokaliptik tabloya balıklama dalma sırası da şimdi bizlerdeydi!

Öncelikle kıyamet sonrası senaryolarının her halükarda sükse yaptığı bir dönemde Fallout 3, bu türün görsel anlamda en güçlü örneklerinden birini sunmuştu oyunculara. Elbette daha önce post apokaliptik senaryolar ile haşır neşir olmuştuk fakat hiçbir oyun deneyimi Fallout 3 deki gibi komplike bir yapıya sahip değildi! Üstelik sadece –klasik olduğu üzere- Mad Max ya da daha sonraki sinemasal deneyimlerimizde bizleri büyük oranda etkisi altına alacak olan The Road veya türün biraz daha popüler koldan örneği olan Book Of Eli gibisinden örneklere selam durmakla kalmayan, aynı zaman ucu Sineklerin Tanrısı’na kadar varan aşinalık listesine de sahipti oyun!

Bethesda’nın bir önceki işi olan Elder Scroll : Oblivion’dan aşina olduğumuz sistem büyük oranda Fallout ailesinin yeni üyesine de uyarlanmıştı! Dış etkenlere karşı tepkilerimiz, gerçek zamanlı oynanış ve sekteye uğramayan aksiyon da cabası!

BİR ZAMAN SONRA!

Serinin üçüncü oyunu, ikinci oyun ile arasına 30 senelik bir mesafe koyuyor! Yıl olmuş 2277… Bizim hayat verdiğimiz karakter ise Vault 101’de dünyaya gelmiş ve bu süreç içerisinde hiç dış dünyaya çıkmamış! Bu noktada yapım ekibi etkileyici bir girizgah sunuyor bizlere. Ve oyun bizim doğumumuz ile başlıyor. Sonrasında hızlıca Vault 101’e bahşettiğimiz kısa hayatımızı geçiyoruz. Nihayet eril bir hale geldiğimizde ise, dış dünyanın vahşiliği ile yüzleşmeye hazır bir halde, Vault 101’in bol kilit barındıran demir kapısının dışına adım atıyoruz!

Karakter seçim kısmının oldukça keyifli olduğunu söyleyebilirim. Mesela cinsiyetinizi, doğumdan hemen sonra kız mı erkek mi olduğunuzu anlayabilmek için size yaklaşan babanızın sorusu üzerine seçiyorsunuz. İsim seçiminiz de tam olarak bu kısma tekabül ediyor. Gel gelelim klasik bir trajedi vuku buluyor ve karakterimizin annesi, doğumdan kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumuyor. Bu andan itibaren de Vault 101 koridorlarını hızlı hızlı arşınladığımız çocukluk yıllarımıza geliyor sıra.

Karakterimizi seçme konusunda uygulanan testlerin de oyunun rol yapma kefesine yüklediği artılardan bahsetmek gerekiyor. Yaşımız ilerledikçe Vault 101 içerisinde bazı testlere tabı tutuluyoruz. Örneğin bize sorulan 10 soruya vermiş olduğumuz cevaplar, yaratmayı planladığımız karakterin özellikleri konusunda önemli ipuçları veriyor.

BİR SABAH GÖZLERİMİ AÇTIĞIMDA…

Karakter yaratım süreci tamamlandıktan sonra artık yavaş yavaş Vault 101’i terk etme zamanımız yaklaşıyor. Ne var ki tam o sırada, babamızın kaybolduğunu sürpriz bir biçimde öğreniyoruz! Sorunlar bunlarla da sınırlı kalmıyor! Vault 101, devasa böceklerin saldırısına uğruyor! Bu cehennemi ortam, Vault 101’i terk etmemiz için gerekli bahaneyi avucumuzun içine koyuyor!

Nihayet çorak topraklara adımımızı attığımızda ise oyun tamamen kıvamına geliyor. Tamamen yabancı olduğumuz bir dünya var karşımızda. Vault 101 içerisinde izole hayat ile uzaktan yakından alakası olmayan bir dünya! Üstelik bu uçsuz bucaksız dünyadaki rotalarınız da alabildiğine özgür! Tipik kıyamet sonrası görüntüleri ile örtüşen bir yapısı var Fallout 3 evreninin…terkedilmiş yapılar, çöller, kum fırtınaları, haydutlar, enkaza dönmüş vasıtalar, yıkılmış köprüler ve binalar…Bütün bunlarla birlikte karşınıza çıkan karakterlerin tekinsizliği ya da sizin onlar üzerinde yarattığınız güvensizlik hissi… Kısacası Fallout 3’ün genel anlamda Fallout evrenine katmış olduğu en önemli artı hiç kuşkusuz atmosfer ve atmosferin kalibresini dengelemekte hiçbir şekilde zorlanmaya ses kurgusu diyebilirim!

Bir nevi gecikmiş bir evren incelemesi olduğunu düşünecek olursak eğer, karakter modellemelerinin detayına uzun uzun değinmeme gerek yok sanırım! Modellemeler üzerine gevelemelerinin zaman aşımına uğradığını iddia edebilirim rahatlıkla! Fakat oyunun interaktif yapısının başarısı, aradan geçen zamana rağmen kendisini hissettiriyor. Özellikle dış dünyanın tekinsizliğini yansıtma konusunda, bu günün şartlarına göre bile muazzam bir iş çıkartıldığını söyleyebilirim!

VEGAS’DA OLAN VEGAS’DA KALIR…

Öyle söyleyebiliriz ki, Bethesda’nın seriye dokunuşu ile birlikte Fallout evreni radikal bir revizasyona uğradı. New Vegas ile birlikte de bu revizasyon, oyuncuların bünyesine aşinalık vaziyetini de eklemiş oldu! Zaten karşımızda Bethesda’nın bileşenlerine sahip bir oyun bulunmaktaydı!

Bir mitin küllerinden yepyeni bir mit üretildiğini iddia ettiğimizde yine her zamanki gibi abartı durmayacaktır. Çünkü, öncüllerinden tamamen farklı bir formatta, FPS ve RPG öğelerini makul bir biçimde harmanlayan, makyajı tazelenmiş bir seriden söz ediyoruz!

Fallout 3 ile New Vegas arasında karakter bazında da farklılıklar mevcut. Yani üçüncü oyundaki Vault çömezi değiliz bu oyunda! Zaten üçüncü oyunda, bir oyuncu olarak kazandığımız deneyim ile, yeniden çaylak bir karakteri kontrol etmemiz ve her şeye sıfırdan başlamamız malumunuz seriye balta vurabilecek bir hamle olurdu. Bu oyunda biraz daha deneyimli bir Wasteland sakinini oynuyoruz. Şartlar, başlangıç aşamasında biraz daha çetin!

New Vegas, Fallout 3’den dört yıl sonrasında geçiyor. Büyük oranda Vegas, Mojave ve Nevada topraklarını arşınlıyoruz. Bu bakımdan, yine pek çok post apokaliptik projenin maruz kaldığı gibi Mad Max havası soluduğunuz da bir gerçek. Özellikle son yıllarda Resident Evil gibi yapımlar sayesinde çok renkli ve kusursuz bir kıyamet sonrası mekanı haline gelen Las Vegas’ın hakkını sonuna kadar teslim ediyor New Vegas.

Tabi serinin son oyunu Bethesta Software ekibinin, grafik evren yaratma başarısını da gözler önüne seriyor. Şu sıralara Skyrim ile birlikte, Elder Scroll mitine, dört mevsimi de yaşayabilen kusursuz bir evren kazandıran ekibin, zamanında Fallout 3, Oblivion ve tabi New Vegas’a da aynı dokunuşta bulunduğunu söylememe gerek var mı acaba?

Tabi Las Vegas’ın diğer bir özelliği de, Hoover Barajı sayesinde, savaş sonrasında elektriğin bulunduğu ender yerlerden biri olması. Bu sebeple etrafında çeşitli iskan bölgeleri ve mutantların yuvalandığı derme çatma mekanlar da bulunuyor.
New Vegas’ın senaryosunu kaleme alan isim ise John Gonzales. Aslında çıkış aşaması öyle pek de çetrefilli değil! Mojave Ekspress adındaki bir kurye şirketinde çalışan naçizane bir elemanız. Dış dünyanın şartlarına çoktan alışmış olsak da bir savaşçı olduğumuz söylenemez. Her neyse…Bir talihsizlik klasiği olduğu üzere, bir dağıtım sırasında saldırıya uğruyoruz ve “ölmeden mezara konuyoruz”. Bu sırada devreye Victor adındaki robot giriyor ve içinde bulunduğumuz talihsizlikler silsilesinden paçayı sıyırmamızı sağlıyor. Doktor Mitchell’ın hanesinde gözlerimizi açtığımız andan itibaren de macera başlıyor!

Buradan sonrası ise, neden-sonuç ilişkisine kafayı takıp bize kimlerin, ne amaçla saldırdığını araştırmak üzerinden giden ve gittikçe çetrefilleşen bir olaylar silsilesine maruz kalıyoruz.

ARTILAR – EKSİLER … İÇLER – DIŞLAR…

Malumunuz New Vegas, basit bir çıkış noktasına sahip olduğu halde yan karakterler ve mensup oldukları gruplar sayesinde dengeli bir biçimde genişleyen bir hikayeye sahip. Daha önceki oyunlardan da deneyimlendiği gibi burada da ününüz ve siciliniz oyunun gidişatında kritik bir öneme sahip! Hatta New Vegas’da bu durum birkaç adım ileri götürülmüş de diyebilirim! Şöhretiniz, belli başlı görevlerde işinize yarayabileceği gibi, tekerinize çomak da sokabilecek bir öneme sahip kısacası.

New Vegas’ın nev-i şahsına münhasır bir diğer özelliği ise oyuna eklenen hardcore modu. Tabi bu mod oyun başında geçireceğiniz vakti maksimuma yükseltmek için kasıntı bir biçimde eklenmiş bir mod olarak görülmemeli. Hardcore modu ile birlikte, çölün bütün sıkıntılı şartlarını, daha zorlayıcı düşmanlar ile deneyimlediğiniz bir nevi post apokaliptik çerçevede hayatta kalma simülasyonuna maruz kalıyorsunuz. Çevredeki olumsuzluklardan daha çabuk etkilenip, çatışmalara balıklama dalmak yerine erkekliğinizin 10/9’luk kısmını makul biçimde kullanma derdine düşüyorsunuz!
Gel gelelim Bethesda’nın oyunlarındaki en büyük iddiası olan “bağımlılık yaratma” kasıntısı Fallout’ta da mevcut. Bu durumda, olağan süresinin çok çok üzerinde ve bir noktadan sonra aynı şeyleri yaptığınız hissiyatına kapıldığınız oyunlar yaptıklarını söyleyebilirim. Oyunlar ile ilişkisini uzun vadede sıkı tutma derdindeki oyuncular için birebir fakat daha öncesinde piyasaya sürdükleri oyunlar gibi, Fallout 3 ve New Vegas’ta da sadece oyunun süresini uzatmaya yönelik bir takım görevler bulunuyor! Yan görevler de menüye eklendiği zaman liste fazlasıyla kabarıyor tabi!

Bununla birlikte New Vegas, bir oyun evreninin mevcut atmosfer hadisesini had safhada yaşatan bir oyun! Hatta bu konuda eşine benzerine az rastlandığını söyleyebilirim. NPC’ler de bu atmosferi dengeleyecek fizik tasarıma sahipler! Hal böyle olunca Nethesda’nın çetrefilli evren yaratma başarısını ayak üzeri bir kere daha alkış bombardımanına tutmak gerekiyor!

Tabi RPG kısmı ile aksiyon dozu başarılı bir biçimde dengelenmiş vaziyette! Yani NPC’ler ile girdiğiniz diyalogların hiç biri, laf olsun diye eklenmiş değil. Bu noktada da Gonzales ve senaryo ekibinden takdiri esirgememek gerekiyor!

VE NİHAYET…

Hiç kuşkusuz Fallout etiketi, marka değerini uzunca bir süre koruyacaktır. Doğru zamanda doğru bir biçimde, gerekli modifiye ile piyasaya sürülmesi ve bu yeniden doğuşun, oyuncular tarafından kucaklanması, Fallout gibi serilerin ölümlerinin oldukça zor olacağının açık bir kanıtıdır! Bize de Fallout ailesinin yeni üyelerini beklemek düşecektir…Dört gözümüz ve mevcut tüm gözeneklerimiz ile…

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

Yorumlar (1 Yorum)

YORUM YAZ