Önce sahiplenecek, sonra yok edecek! Çünkü ölümü tekerleklerinde taşıyor. Christine (1983)

Exorcist Filmi Hakkında Bilinmeyenler

Sine-Makale

BurçinYapıcı

26 Ağustos 2017

0 Adet Yorum

0

The Exorcist filmi William Peter Blatty’nin aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Yazar Georgetown Üniversitesi’nde öğrenciyken okuduğu bir makaleden etkilenerek bu kitabı yazmıştır. Kitap Roland Doe takma isimli bir çocuğun başından geçenlere dayanmaktadır. Blatty aynı zamanda filmin senaryosuna da imza atmıştır.

Blatty, Chris Mcneil karakterini oluştururken komşusu Shirley Maclaine’den esinlenmiştir. Daha sonra filmde bu karakteri canlandırması için Maclaine’e teklif sunulmuş ancak kabul etmemiştir.

Chris Mcneil karakteri için düşünülen diğer isimler ise Audrey Hepburn ve Jane Fonda’dır. Ancak her ikisi de teklifi kabul etmeyince rol Ellen Burstyn’e verilir.

Regan rolü için yaklaşık beş yüz çocuk oyuncuyla görüşülmüştür. İçlerinde en öne çıkan isim ise dönemin popüler oyuncusu Denise Nickerson’dur. Ancak genç oyuncunun ailesi senaryoyu okuduktan sonra kızlarının filmde yer almasını kabul etmez.

Peder Merrin rolü için ilk düşünülen isim usta oyuncu Marlon Brando’dur. Ancak yönetmen Friedkin, Brando’nun şöhretinin filmin önüne geçeceğini düşündüğü için stüdyonun bu talebini geri çevirir ve sonuç olarak Max von Sydow’da karar kılınır.

Peder Damien Karras rolü için de bir çok farklı ismin adı geçiyordu. Stüdyonun üzerinde durduğu isim Jack Nicholson iken Peter Blatty, Stacy Keach’in rolü almasını istiyordu. Ancak yönetmen Friedkin iki ismi de redderek rolü Jason Miller’a verdi.

Romanın filme adaptasyonu esnasında stüdyo William P. Blatty’e farklı yönetmen isimleri sundu. Bunların arasında Arthur Penn, Peter Bogdonovich, Mike Nichols ve Stanley Kubrick de vardı. Hatta stüdyo filmi Mark Rydell’a verdiğini açıkladı ancak Blatty buna kesin bir dille karşı çıktı. Onun istediği isim “The French Connection” filminin yönetmeni William Friedkin’di. Yönetmenin güçlü anlatım dilinden etkilenen Blatty’e göre onun hikayesini en iyi yansıtacak isim oydu ve sonuçta bu talebini stüdyoya kabul ettirdi.

Linda Blair’in şeytan tarafından ele geçirildiği sahnelerin seslendirmesi Mercedes Mccambridge tarafından gerçekleştirilmiştir. Sanatçı performansına hazırlanırken sesinin daha korkutucu çıkması için kendine sigara, çiğ yumurta ve viskiden oluşan bir diyet uygular. Büyük katkılarına rağmen stüdyo Mccambridge’in adını kadroya dahil etmez ve mahkemelik olurlar. İsminin kadroya dahil edilmesiyle sorun çözülür.

The Exorcist, Oscar’a aday gösterilen ilk korku filmidir. On dalda Oscar’a aday gösterilen film “En iyi Uyarlama Senaryo” ve “En İyi Ses Kurgusu” ödüllerini kazanır.

Filmin yapım aşamasında en çok özenilen konuların başında ses efektleri geliyordu. Regan’ın şeytani çığlıklarının kaynağı mezbahanede kesilen domuzların sesiyken, meşhur boyun çevirme sahnesinde duyulan o çatırtılar ise eski bir cüzdan ve kredi kartlarının bükülmelerinden başka bir şey değil. Regan’ın, Peder Karras’ı baştan aşağı kusmuğa buladığı sahnede çıkardığı tiz ses için ise stüdyodaki kanepede her şeyden habersiz yüzüstü yatarak uyuyan müzik yapımcısı Jack Nitzche’nin kız arkadaşı kurban seçilmiş. Uyuyan kadının yakınlarına bir mikrofon yerleştirilmiş ve erkek arkadaşı Jack koşarak iki dizinin üzerinde sırtına atlamış. O anda korku ve şokla çıkan çığlık da kaydedilerek kusma sahnesinde kullanılmış.

Plastik makyaj uzmanı Dick Smith, Regan karakteri için bir çok yüz denemiştir. Onun niyeti daha şeytani, çirkin bir surat yaratmakmış ancak Friedkin bunu kesinlikle reddetmiş.

Bu makyaj denemelerinden biri de ilk olarak Peder Karras’ın rüyasında gördüğümüz White-Face Demon’dır. Başlangıçta bu tasarımın filmde kullanılması düşünülmüyordu. Ancak yönetmenin hoşuna gidince kullanılmasına karar verildi. White-Face Demon olarak karşımıza çıkan isim ise aynı zamanda Linda Blair’ın dublörü olan Eileen Dietz’dir.

Filmin en mide bulandırıcı anı olarak hafızalara yer eden kusma sahnesinde bezelye çorbası kullanılmıştır. Regan’ın üzerine kusacağından bi haber olan Jason Miller’ın yüz ifadesi ise tamamen gerçek bir tepkidir.

Filmin en ikonik sahnesi olan ve şuanda dvd/bluray kapaklarını süsleyen Peder Merrin’in sokak lambasının önünde durup Macneil evini izlediği sahne ise ressam Rene Magritte’nin Empire of Light (1954) tablosundan esinlenerek kurgulanmıştır.

Final sahnesinde Peder Karras’ın düşerek hayatını kaybettiği sahne için set ekibi cama ekstra bir kanat takmak zorunda kalmıştır. Çünkü orijinal yapıda camdan fırlatılan bir kişinin merdivenlerin dibine düşmesi mümkün değildir. (Aradaki mesafe 12 metre kadardır.)

Peder Karras’ın düştüğü merdivenler daha sonradan turist akınına uğramıştır. Bugün bile ziyaretçi alan yer “The Exorcist Steps” olarak anılır.

Çekimler esnasında yaşanan aksilikler ve kazalar yüzünden filmin lanetli olduğu dedikodusu yayılınca Friedkin ve Blatty çareyi seti tüm çalışanlarıyla birlikte düzenli olarak kutsatmakta bulur.

New York metrosunda Peder Karras’tan yardım dileyen kişi 14. Cadde’deki barlardan birinden rastgele seçilmiş ve filmde oynatılmıştır. İlerleyen zamanda sahne kaydı için adama tekrar ihtiyaç duyulunca ekip barları dolaşıp aramaya başlar. Nihayet bulunduğunda ise adam filmde oynadığına dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. Çünkü çekimlerde tamamen sarhoştur.

Peder Karras’ın annesini Bellevue Hastanesi’nde ziyaret ettiği sahnede kameralara yansıyan kadınlar gerçek akıl hastalarıdır. Friedkin bu sahneyi gizli kamera ile kayda almıştır.

Regan’ın hastane sahnelerinde X-Ray teknikeri rolünde gördüğümüz Paul Bateson gerçek hayatında bir seri cinayet zanlısıdır. 1979’da film eleştirmeni Addison Verrill cinayetinden tutuklanmıştır ve “The Bag Murders” olarak da bilinen altı erkeğin cinayetinden de onun sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Çekimlerin ilk gününde usta oyuncu Max von Sydow (Father Merrin) Linda Blair ile karşılıklı çekilen sahnelerde kullanılan küfürlü diyaloglardan o kadar rahatsız olur ki kendi repliklerini unutur.

Filmin son sahnesinde Peder Dyer, Macneil evinin önüne toplanan kalabalığı yararak koşar ve yakın arkadaşı Damien Karras’ı yerde kanlar içinde yatarken görür. Arkadaşına günah çıkarttıran peder gözyaşlarını tutamaz. İşte bu hüzünlü sahnenin gerçekçi olması için yönetmen Friedkin oldukça sıra dışı bir yola başvurmuş. Çekimden hemen önce oyuncunun yüzüne sert bir tokat atmış ve “Action” diyerek çekime başlamıştır. Neye uğradığını şaşıran oyuncu bu da yetmezmiş gibi arkasında patlayan tabanca sesiyle iyice şaşırır ve o muazzam veda sahnesi böylece çekilir.

Joseph Dyer karakterini canlandıran Peder William O’malley gerçek hayatında da bir Katolik rahibidir ve filmin bir kısmının da geçtiği Fordham Üniversitesi’nde halen derslere girmektedir.

Damien Karras rolünü başarıyla sergileyen merhum oyuncu Jason Miller gerçekten de dini eğitim almıştır. Amerikan Üniversitesi’nde okuyan Miller okulun üçüncü yılında inancını kaybettiği gerekçesiyle eğitimini yarıda bırakmıştır.

Max Von Sydow, Father Merrin rolünü canlandırdığında sadece 43 yaşındadır. Makyaj teknikleri ile yaşlandırılmış ve 79 yaşındaki tecrübeli katolik rahibine dönüşmüştür.

Filmin açılış sahnesinde Peder Merrin, Kuzey Irak’ta bir araştırma gezisindedir. Sahnenin çekildiği dönemde Irak ve A.B.D. hükümetleri arasında diplomatik ilişkiler olmadığı için bu sahne için izin alınamaz. Bu sebeple ekibe bir İngiliz vatandaşı alınır ve Irak ile mütabakata başlanır. Hükümet çekimler için gereken izni verir ancak üç şartları vardır:
1- Friedkin & Co. Iraklı sinemacılara film teknikleri konusunda eğitim verecektir.
2- Filmlerde kullanılan kan efektinin nasıl yapıldığını öğreteceklerdir.
3- Friedkin’in Oskarlı filmi The French Connection’ın bir kopyasını bağışlayacaklardı.

Regan’ı ele geçiren şeytan Pazuzu’nun ismi filmde hiç geçmemektedir. Ancak açılış sahnesinde heykelini görürüz.

Filmin ilk fragmanı fazla korkutucu olduğu gerekçesiyle bazı sinema salonlarınca yayınlanmamıştır.

Film gösterime girdikten sonra Linda Blair’e, Satan olduğuna inanan bir takım gruplar tarafından ölüm tehditleri gelmiştir. Bunun üzerine Warner Bros genç oyuncuya altı ay boyunca kişisel koruma vermek zorunda kalmıştır.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burçin Yapıcı

Tüm Yazıları
Korku türü ile 6 yaşındayken bir cuma gecesi izlediği Elm Sokağı Kabusu ile tanıştı. O günden sonra çocukluğunun büyük bir bölümünü Freddy Krueger'a aşık olarak geçirdi. Korku filmlerine olan tutkusu diğer ebeveynlerin aksine annesi tarafından her zaman teşvik edildi ve birlikte sayısız defa korku film izlediler. Sadece korku sinemasına değil Korku Edebiyatına ve Paranormal olaylara ilgi duyan Burçin sıkı bir Stephen King hayranıdır. Aynı zamanda film ve eski fotoğraf koleksiyonu yapmaktadır.

YORUM YAZ