Hepimiz ara sıra deliririz! Norman Bates - Psycho (1960)

Exorcism Öldürdü, Bilim Suçlu Buldu…

Korku Sinema

Sine-Makale

BurakBayülgen

26 Aralık 2012

2 Adet Yorum

2

Önemli Not: Yazıda bahsi geçecek olan filmlerle ilgili yoğun spoiler bulunmaktadır.

Margeret White (Piper Laurie), Carrie’nin (Sissy Spacek), (Brian De Palma, 1976) annesiydi ve koyu bir dindardı. “Herkes sana gülecek” diye kızını uyarırken liseli gençlerin özgür aşk ve seks deneyimlerine oldukça karşıydı. Amacı sadece kızını kendi dinsel döngüsünde güvenli tutmak değil, bu halkanın dışında var olan dünyaya karşı da düpedüz savaş halinde olmaktı. Her daim kiliseyi güçlendirmek için çalışıyor ancak etrafı tarafından gerici birisi olarak nitelendiriliyordu.

Gotik bir film olan Edward Scissorhands’te (Tim Burton, 1990) Esmeralda, (O-Lan Jones) Edward’a karşı dini savunma olarak kullanan, ne idüğü belirsiz bir kimseyle yüz yüze gelmeyi yoldan çıkmış bir tehdit olarak gören birisiydi. Esmeralda, Edward gibi birisinin dini metanın dışında olduğunu ve düpedüz günahkar olduğunu savunuyordu. Etrafı tarafından gerici birisi olarak nitelendiriliyordu.

Din metasının gericilik olarak benimsendiği bu iki filmde Carrie annesinin sözünü dinlemediği için okul balosunda kafasına dökülen bir kova domuz kanı ile yıkanıyor, eve gidiyor, hem kendini hem de dindar annesini öldürüyor, Esmeralda ise Edward’ın iyimser ve yapıcı karakterinden ve bu karakteri günahkar ve din dışı olarak algılamasından ötürü “fazla önyargıcı” konumuna düşüyordu.

Okültist ilimler pozitif bilimlere sadık kalırken, pozitif bilim okültizme aynı temada bakmamaktadır.

Margeret White ile Esmeralda’nın din ve dini kurallarla şekillendirdiği yaşamları rasyonel bilimlere karşı gerici bir tutum sergilerken, The Exorcist (William Friedkin, 1973) ve Omen (Richard Donner, 1976) örneklerinde dine ve din adamlarına çözüm olarak başvurmak gerekliliği oluşturulmuştur. Yine de dini ve okültik çözüm yolu, ancak pozitif bilimlerin tamamen tükenmesi durumunda başvurulan bir çözüm yoludur. Pozitif bilimlerle okültist çatışma ise The Exorcism of Emily Rose’da (Scott Derrickson, 2005) çok daha nettir.

The Exorcist (William Friedkin, 1973)

Pozitif bilimlerin çözüm bulamadığı anormallikler (şeytan girmesi, şeytan ile bağlantı, demonik var oluş) dini ve okültik paradigmalar sayesinde çözüm bulunan, ancak ruhani değerlerle sonuçlandırılabilecek konuma eriştirilmiştir. Margeret White ve Esmeralda’nın agnostik toplum üzerindeki gerici ve tutucu yankılarının aksine, agnostik toplumun da bu anormallikler konusunda din adamlarına ihtiyaç duyulacağını, kimi açıklanamayan okültik bulguların bir başka yüzde yüz bilinmeyen (din) ile açıklanmasına ve sonuçlandırılmasına olanak tanımıştır.

Gizli sırlar öğretisi olan okültizm kendi içindeki ezoterik yapısından ötürü The Exorcist ve Omen’de rasyonel bilimlere karşı bir darbe niteliğindedir. The Exorcism of Emily Rose’da ise tamamen cahillik ve batıl inanç olarak ele alınır. Okült uzmanı ve üniversitede öğretim görevlisi Dr. Adani (Shohreh Aghdashloo) mahkeme huzurunda Father Moore (Tom Wilkinson) için okültist ilimler adına bir savunma yaparken, “ölülerle konuşma” tümcesi ağzından çıktığı vakit, hukuk bu aktivitelere delil gözüyle bakmayı reddeder ve Father Moore’u exorcism sırasında bir kızın hayatını kaybetmesine sebep olduğu için suçlu olarak mahkum eder.

Okültizm inisiasyon ile geliştiğinden ve bir takım sırlara ancak usta/çırak yoluyla upuzun yıllar ve ruhani çalışmalar sonucunda erişilebildiğinden, ortaya gerçekten karmaşık, gizli ve herkesin ulaşamayacağı metinler sunmuştur. Herkesin ulaşamadığı kısmına pozitif bilimler de dahildir.

Herkesin ulaşamayacağı metinlere ek olarak dinin yüzde yüz kanıtlanamamış yapısı, okültik bulgulara, rasyonel ve pozitif bilimlerden ziyade, ruhani, ezoterik ve gizli bir şekilde yaklaşılmasına kılıf uydurmuştur.

The Exorcist’te Regan’ı (Linda Blair) rahatsız edenin şeytani bir veriden kaynaklandığı fikri ilk etapta pozitivist bilimciler olan tıp doktorları tarafından “vücudun ele geçirildiğini sandıran sanrılar” yani Regan’ın ruh hastası olduğu yönünde açıklanmıştı. Daha sonra ise bizzat tıp doktorları tarafından Regan’ın annesi Chris MacNeil’e (Ellen Burstyn) şu dikkat çekici sorular soruldu:

-Dini bir inanışınız var mı?
-Şeytan çıkarmayı duydunuz mu?

Tıp doktorları bilim ile dini olgular arasında giderken bir parça da çekimserdiler. “Katoliklerde görülür, utanıldığı için gizli kapaklıdır” yorumunu da yapmadan duramadılar. Yine de şeytan çıkarma önerisinin tıp doktorlarından çıkması alternatif olarak okültizme başvurulabileceğini gösteriyordu. Regan’ın deli veya sanrısal olmadığına inanılmıştı ancak tıp daha ileri gidememekteydi.

The Exorcism of Emily Rose (Scott Derrickson, 2005)

Omen’de Katherine Thorn (Lee Ramick) evlatlık oğlu Damien’in (Harvey Stephens) hiç hasta olmamasının bir anormallik olduğunu düşünürken, rasyonel olarak hiç hasta olmayan Damien’i sağlam bir bünyeye bağlayan Robert Thorn, daha sonra oğlunun lanetini ve ölümlere sebebiyetini ancak rahiplerin yardımıyla ortaya çıkarabilecek, Damien’ın bir iblis oğlu olduğunu yavaş yavaş rasyonellikten soğuyarak kavrayacaktır. Süjenin gerçeği şok edicidir: Damien’in gerçek annesinin mezarı açıldığında bir insan yerine demonik bir hayvan iskeletiyle karşılaşılması ya da Damien’in saç derisindeki “666” rakamının Robert Thorn tarafından keşfedilmesi, rasyonel düşüncenin okültizme yenik düştüğünü gösteriyordu. Robert Thorn rasyonellikten o kadar uzaklaşacaktı ki kendi oğlunu bu lanetin son bulması için kilisede öldürmeye bile kalkışacak, ancak kendi hayatından olacaktı.

Poltergeist’ta (Tobe Hooper, 1982) rasyonel olarak anormalliğin (canlanan oyuncaklar, ruhun Beast tarafından ele geçirilmesi) bir tornadonun sebep olduğu varsayımıyla hareket eden Freeling Ailesi, sonuç olarak parapsikologlara başvurmak zorunda kalıyorlar, parapsikologlar bile medyum Tangina Barrons (Zelda Rubinstein) yardımıyla çıplak gözle görülemeyecek denli etkin anormallikler (poltergeist) karşısında şaşırıyorlardı. Freeling Ailesi evlerinde hayalet bulunduğuna ikna olduktan sonra artık tornado gibi biyolojik unsurlar üzerinden rasyonalizmi terk ediyorlardı. Tangina’nın “bu ev artık temizdir” diyerek hayaletleri evden uzaklaştırdığını beyan etmesinin pozitif bilimler tarafından açıklanması rasyonalizmin kendisi açısından zor gözükmekteydi.

Var olan pozitif bilimler kapsamındaki tüm yapıcılık, ruhani olana doğru gitmeye zorlanırken, karakterler babında kendi pozitifliğini yitirip, ruhaniyete teslim olurlar. Teslim olmasının yanında, pozitif bilimlere karşı olan tutum, inanç ve bağlılık yitirilir. Pozitif bilimler okült ilimlere karşı aynı tavrını sürdürmesine rağmen alternatif olarak sunulmuş olan okült tedaviler kendilerini pozitif bilimler karşısında ön plana çıkarma fırsatı yakalarlar.

The Serpent and the Rainbow’da (Wes Craven, 1988) Dennis Alan (Bill Pullman) bir söylentiden yola çıkarak Haiti’de insanları zombiye çeviren bir ilaç üzerine pozitif bilim adına yol aldığında bir alternatif ile karşılaşacaktı: Vudu. Yarı Hıristiyanlaşmış, yarı ilkel bir din olan vuduya inanan Haiti’de pozitif bilimlerin yeri alternatif inanç biçemleriyle çelişecekti. Zombi metası fantastik sinema ve edebiyata yansıyandan ziyade, daha gerçekçi ve inanılan bir meta olarak kendini gösterecekti:

”Onların ölü kişiler oldukları, öldükten kısa bir süre sonra yeniden canlandıkları ve böyle kullanıldıkları söylenir. Haiti Cumhuriyeti’nin ceza yasalarında, kişiyi uzun süreli komaya sokmaktan ve bu durumda gömülmüş kişilerden söz edilir. Seabrook zombi denilen “yaşayan ölüler” olayının başlıca nedeninin buna bağlı olduğunu düşünüyor. (CROW, 1969)”

The Omen (Richard Donner, 1976)

Zombi metasının sadece bir okültist inanış olmadığı, vudu’nun kendi dinsel zemininde bilimsel bir açıklamayı da getirdiği görülmekle beraber, gelenekler, örf ve adetler bu ritüelleri uygulamada pozitif bilimlere karşı yapıcılığına rağmen kendi inançlarının mutlakiyetini sunmaktadırlar. Tıpkı zombi metası gibi pozitif bilimler sayesinde bir anlam yüklenmeye çalışılan bu dinsel ve okültik metalar, açıklanma babında pozitif bilimlere gerek duymamaktadırlar. Pozitif bilimlerin dinsel metaları tedavi babında kabul etmemeleri gibi, dinsel ve okültik metalar da kendilerine ait bir yöntem olma konusunda direnmektedirler.

Örnek verilen filmlerdeki ana sorunsalların (şeytan girmesi, lanetlenme) bu iki yöntemin (pozitif bilim ve okült) çatışmasından dolayı komplikasyonlara dönüşmeleri, filmlerin realitesinde var olan doğaüstü sorunsalları yok edememektedir.

Bilimin ve okültün, sorunsalın ruhani kaynaklı mı yoksa fiziksel veya biyolojik kaynaklı mı olduğu üzerine kavgası bu çatışmalara hız verdi. Sorunsalın ruhani kaynaktan meydana gelmesi din ve okült tarafından, fiziksel ve biyolojik kaynaktan meydana gelmesi ise pozitif bilimler tarafından öne sürüldü. Kaynak ve tehdit ne kadar ruhani olursa olsun pozitif bilimlerin kaynağın ve tehdidin kendisinden ziyade kaynağa ve tehdide çözüm olarak yaklaşımı göz önündeydi. Okültizmde ise kaynağın ve tehdidin yok edilmesi için sadece kurallar babında hareket etmek değil, elde var olan yetilerin tamamen tüketilmesine, The Exorcist’teki gibi dini karakterin kendi hayatını kaybetmesine kadar ilerlemekteydi. Şayet Father Kallas (Jason Miller) yerine Regan hayatını kaybetseydi, o zaman okültizm söylenmesi gereken her şeyi pozitif bilimlerin eline teslim edecek, kendini mahkum edecekti.

Pozitif bilimlerde bilim ışığında kaybedilen bir yaşam kurban olarak adlandırılmamakta, bilimin çaresinin tükendiği anlamındadır. İhmallere yaptırım uygulanmasına rağmen bilim alanında gelinen son yere kadar olan hiçbir çözüm yolu bir suç ve gericilik olarak nitelendirilemez.

Dini paradigmada ise kurban geçerli olmakla birlikte, çözüm yolunun kimi noktalarda kurban sayesinde yaratılması ruhani sorunsalın yok edilmesine katkı sağlamaktadır: Omen’de Robert Thorn böyle düşündüğü için oğlu Damian’ı öldürmek istemiş, The Exorcist’te Father Kallas psikoloji bilimine olan yakınlığına rağmen Regan’ın kurtuluşunu Şeytan’ın kendi bedenine girerek ve kendisini camdan atarak öldürmesiyle sonuçlandırabilmiştir.

The Exorcism of Emily Rose’da okültizm sadece pozitif bilimlerce değil resmi ve hukuki olarak da kabul görmemiş, bu yolda hata yapan Father Moore’u (Emily’nin şeytan çıkarma sonucunda ölmesi) kendi sorumluluklarıyla yüz yüze getirmiştir. Emily’nin ölümü şeytan çıkarma ayinindeki bir hata olarak görülürse, bu hata tüm okült ilmine mal olmuş, pozitif tüm bilimlerin okültizme galip gelmesini savunmuştur. Halen yöntemsel bir yaklaşım var olup ruhani tehdit yok edilmemiş, sadece tehdidin yok edilmesindeki yöntem eleştirilmiş, resmi ve yasal olmayan olarak nitelendirilmiş ve bir yaptırım uygulanmıştır.

The Serpent and the Rainbow (Wes Craven, 1988)

İlim ışığında dinin ve okültizmin bir çelişki olarak nitelendirilmesi, bu ikili çatışmanın birisinin galip gelmesiyle sonuçlandırılması kadar, iki terimin de tehdide yaklaşımı açısından değerlendirilmesinin öngörülmesidir.

Pozitif bilimler kendi imkanları olanağında çözüm yolu aradığı vakit, okültizm olarak nitelendirilen yöntemleri resmi ve hukuki anlamda değerlendirmezler.

Yine de The Omen, The Exorcist, The Serpent and the Rainbow gibi örneklerde okültizm ve din, bilimin kabul etmediği ancak bilimin imkanlarının tamamen tükendiği noktada devreye girmişlerdir. Pozitif bilimler kadar yapıcı olmamakla birlikte, kurban edilmenin de dahil olduğu bir biçimle tehdidi yok etmeye çalışmışlardır. Herhangi bir garantisi yoktur ancak kişinin dine bakış açısı ve imanı dolayısıyla bir umut ışığı benimsenmiştir. Kaotik yapının içeriği, kişinin dine yüklediği inançlarının bolluğuyla da ilintilidir. Margeret White fazla dindar karakterinin kızına uyguladığı baskının geri dönüşümüne kurban giderken, Esmeralda sadece önyargılı bir kişi olarak adlandırılır ve kendi önyargıcılığından ödün verir.

Sonuç olarak, örnek gösterilen filmlerde realite olan ruhani tehdit ve kaynak, amacı doğrultusunda modern ve agnostik karakteri kendi yoluna çekmek için kendi metotlarını karaktere benimsetir. Yavaş yavaş dini, çözüm yolu olarak gören karakter bilime karşı güvenini yitirmeye başlar. Pozitif bilimler ise bu metotların hataya (ölüme sebep olma) dönüşebileceği yerde kendi yöntemlerini devreye sokarlar ve hem resmi olarak hem de hukuki açıdan kendi üstünlüğünü dine ve okültizme dayatır.

Korkusitesi için yazan Burak Bayülgen

Kaynakça
Güner, Reşat, M, Okültizm (Tarih Boyunca Gizli Bilimler), Ege Meta Yayınları, 1996.
Crow, W.B, A History of Magic, Witchcraft & Occultism, Dharma Yayınları, 1969.
http://www.religioustolerance.org/voodoo.htm
http://www.mamiwata.com/history.html
The Exorcist, William Friedkin, Hoya Productions, 1973.
The Exorcism of Emily Rose, Scott Derrickson, Screen Gems, 2005.
The Poltergeist, Tobe Hooper, MGM, 1982.
The Serpent and the Rainbow, Wes Craven, The Serpent And The Rainbow, 1988.
Edward Scissorhands, Tim Burton, Twentieth Century-Fox Film Corporation, 1990.
Carrie, Brian De Palma, Redbank Films, 1976.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ