Dilediğin şeylere dikkat et! Djinn - Wishmaster (1997)

En Kötü 35 Sinema Kötüsü

Korku Listeleri

YasinKarakaya

26 Mayıs 2010

19 Adet Yorum

19

Yeni bir topliste başladığım ve bununla ilgili bir araştırma yaptığım sırada tesadüfen karşılaştığım ve kurucusu sevgili Deniz Tan’la iletişime geçtiğim madde bağımlısı blogundan bahsetmek ve buradan içeriği bize uygun bir toplisti sitemize taşımak istedim. Blogu inceledikten sonra gerçekten çok  geç keşfettiğimi anladım. Kadrosunda kaliteli yazarları barındıran eğlenceli bir blog. İçeriği de sadece sinemadan ibaret değil. Hayata dair herşeyi maddeleyen madde bağımlılarına www.maddebagimlisi.com adresinden ulaşabilirsiniz. Siteden arakladığım ‘En Kötü 35 Sinema Kötüsü‘ ismine sahip olan yazıyı Deniz Tan imzasıyla yayınlıyorum. Toplistin orjinali ise burada; http://www.maddebagimlisi.com/en-kotu-35-sinema-kotusu

Efenim, bayadır film filan maddelemiyorduk ki süper eğlenceli bir istek geldi. Ben de kaçırmadım, hemen atladım. Tabii atlayınca liste başta planladığım 10 maddenin ötesine geçti bile. Neyse, buyrun size pek çok film içerisinde tanıştığımız kötü kalpli karakterler, filmlere renk katan antagonistler, karizmatik düşmanlar… Kötüler olmasa filmler çok sıkıcı olurdu, o kesin.

35- T-1000 (Terminator 2)

Listemizin ilk girişindeki kötümüz, civa gibi bi kötü, şekilden şekile giriyor, feci iz sürüyor filan… Suratından da kötülük akıyor vallahi… de robot işte napıceksin. Yani kötü ama onu yapan da bir ademoğlu özünde. Dolayısıyla suçu kendimizde aramalıyız belki de. Evet sosyal mesaj da veririm böyle, ne var.

“He’s a good looking boy. Do you mind if I keep this picture?”

34- Agent Smith (Matrix)

Aha gene insan yapımı bir kötü, bir bilgisayar programı, bir virüs bi nevi. Eh şimdi bu kodlamaya mı kızmalı, kodlamayı yapana mı? Ama tabii hakkını yememek lazım, hakikaten de şahane, soğuk nevale bir kötü yaratmışlar, yine de bilemiyorum…

”You hear that Mr. Anderson?… That is the sound of inevitability… It is the sound of your death… Goodbye, Mr. Anderson…”

33- Annie Wilkes (Misery)

Listemizin ilk insan kötüsü, bence biraz üzücü bir kötümüz. Esasında yalnızlık, aşk, delilik güdümlenmesiyle kötülüğe gark olan Annie, hayranı olduğu yazarı evine hapseder ve onu orda tutmak için elinden geleni ardına komaz. Öldüresiye sevmek dedikleri bu olsa gerek. Korkutucu bir tip olmasına rağmen yine de acıklı bir yanı yok değildir bence bu karakterin. Zaten o yüzden listede alt sıralarda, yoksam baya kötü kendisi, hakkını yemeyeyim.

“I am your number one fan. There is nothing to worry about. You are going to be just fine. I am your number one fan. “

32- Patrick Bateman (American Psycho)

Spoiler vermeden bunu anlatmak zor, hani bilmeseniz dersiniz ki neden bu kadar alt sıralarda bu her gördüğü kadını öldüren cani manyak? Ha bunu derseniz ben de derim ki filmi seyredin de gelin. Kötü evet ama o kadar da değil işte aslında.

“You’re a fucking ugly bitch. I want to stab you to death, and then play around with your blood.”

31- Alex Forrest (Fatal Attraction)

Misery’deki Annie’msi bir karakter bu da, ama sanki biraz daha kötü gibi, bilemedim. Zannederim ki o tavşan kaynatma sahnesi sebebiyle Misery’den birkaç adım öne geçti Alex’cik. Glenn Close’un kötü bakışlarının da etkisi mutlaka olmalı ayrıca. Yine bir adama takıntılı bir şekilde aşık, geçmişi hüzünlü, yalnız ve hafiften sıyırmış bir kadın karakter… Adama ve ailesine etmediğini bırakmamalar ve tabii tavşan. Hala sevgililerimden ayrılırken “merak etme yani seni arayacak filan değilim, öldüren cazibe mi bu? tavşan da kaynatmayız” türünde saçmalamamın ve tabii onların bana “ne diyo bu manyak” gözleriyle bakışının sebebi ahan da bu kadındır. Literatürüme geçmiş bi kötülük.

“You play fair with me, I’ll play fair with you.”

30- The Wicked Witch of the West (Wizard of Oz)

Sarı tuğla yollu Oz memleketinin batı kısmında kötü ve yeşil bir cadı yaşar ve elinden her türlü kötülük gelir. 23 Nisan’larımızın vazgeçilmez filmi olan Oz Büyücü’sünün bu kötü karakteri, sevimli Dorothy ve sevimli arkadaşları hedeflerine ulaşamasın diye elinden geleni ardına komaz adeta.

“Just try and stay out of my way. Just try! I’ll get you, my pretty, and your little dog, too!”

29- Henry Evans (The Good Son)

Melek yüzlü bir kötülük timsali… Huzurlarınızda Macaulay Culkin! Teyzesi ve eniştesinin yanına yerleşen Henry’nin maceralarına hoş geldiniz. Onu öldür, bunu döv, bi kıskançlık, bi çekememezlik, daha sabiyken yerleşen bi psikopatlık. Listemizde alt sıralarda olmasının sebebi benim de o melek surata biraz kanmış olmam açıkçası.

“If I let you go… do you think you could fly?”

28- Keyser Soze (Usual Suspects)

Listemizin en havalı kötüsü bu olsa gerek. Film boyunca kendisini pek görmeyiz bile ve bahsedilen efsanemsi Keyser, aslında çoğu kötü gibi, intikam nedeniyle kötü olmuştur. Ama ne kötü olmuştur, öyle böyle değil, adının geçmesi milleti altına işetmeye yeter. Üstelik de Türk olduğu rivayet edilir. Haaa olayın gerçeğini anladığınızda ise Keyzer’in kötü zekası daha da bir anlam kazanır.

“The greatest trick the Devil ever pulled was convincing the world he didn’t exist. And like that, poof. He’s gone.”

27- Mickey & Mallory (Natural Born Killers)

Birden öldürme arzusuna kapılan bir çift… Ama aşk dolu, böyle fırtınalı bir beraberlik filan… Ve tabii bu şık ve seksi çiftün üzerine çevrilen kameralar. Gerçek kötü Mickey ve Mallory midir yoksa onları bir pop ikonuna çeviren medya mıdır, orası biraz tartışılır tabii.

“Mickey: Let me tell you something, this is the 1990’s, alright? In this day and age a man has to have choices, a man has to have a little bit of variety.

Mallory: What are you talking about, “variety”? Hostages? You wanna fuck some other women now? Is that what you’re talking about, Mickey?”

26- Nurse Ratched (One Flew over the Cuckoo’s Nest)

Dünyanın en güzel filmlerinden birinde, “vazifemi yaparım” robotluğunun yol açtığı gerçek bir kötü… Hemşire Ratched bu içler acısı, tatlı filmde bazen insanın ruhunu, neşesini, çocukluğunu öldürenin gerçek dünya olduğunu hatırlatırcasına acımasız…

“Your hand is staining my window.”

25- Mrs. Lovett (Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street)

İntikam insanları manyaklaştıran en önemli güdü sanırım. İşte bu filmimizde de güzel eşiyle mutlu ve mazbut bir hayat süren bir berberin, hayatı mahvolduktan sonra intikam için gelmesi anlatılır. Lakin bence filmin esas kötüsü gırtlak kesen berberimiz değil, onu türlü yalan ve dolan ile kandıran, kafasını karıştırarak ağına düşüren, üzerinde çeşit çeşit mind trickler uygulayan suç ortağı Mrs. Lovett’dir. Kendisine hiç bulaşmasa, belki de berberimiz gırtlak kesmeyecek, o gırtlaklarla etli pay yapma işine hiç girmeyecekti. Ama işte kadınlar…

“We could have a life we two, maybe not like you remember. Maybe not like I imagined. But we could get by.”

24- Phyllis Dietrichson (Double Indemnity)

Şimdi kötülerden bahsedip, listeye bir film noir almamak olmaz tabii. Eh film noir’ların da en bilinen özelliği bir “femme fatale” içermeleridir haliyle. Bu meşhur klasiğimizde de, geleneğe uygun olarak, kendi halinde bir sigortacıyı ağına düşüren seksi, sarışın ve karanlık bir kötü kadın ile tanışıyoruz.

“We’re both rotten.”

23- Frank Booth (Blue Velvet)

Böyle garip bir kasabada kurban rolünde güzeller güzeli bir kadın ve kendisinin zulmedicisi, şeytani Frank Booth. Lynch’in her zamanki karanlık atmosferine daha da karanlık katan, karizma bir kötü.

“Don’t toast to my health, toast to my fuck!”

22- Bill the Butcher (Gangs of New York)

New York sokaklarında yer kapma çabasında çeteler ve bu çetelerden birinin başındaki Bill the kasap. Daniel Day Lewis’ten şahane bir kötü, dövüyor, öldürüyor, kavga ediyor, kazık atıyor, her yol var. Ama filmin de en önemli rengi kendisi tabii ki.

“I took the father, now I’ll take the son.”

21- Norman Bates (Psycho)

Evet sinema tarihinin en meşhur kötülerinden biri. Evet, o bir seri katil filan ama aslında acıklı da bir tarafı yok değil. Yani öyle bir yalnızlık, öyle bir psikopatlık, öyle bir anne… Evet evet, esas suçlu, esas kötü anneymiş aslında ama işte napıceksın… Çocuğun çevrsi kötüymüş de ondan böyle olmuş bi nevi. Neyse… Kötü ama acıklı, trancik bi karakter. Ve evet, çok merhametli bi insanım.

“Well I’m not a fool. And I’m not capable of being fooled! Not even by a woman.”

20- Samara / Sadako (Ring)

“Kendi belki kötü olmayacaktı ama çevresi kötüydü” karakterlerine bir örnek daha. Gerçi bu kızda daha küçücüklüğünden beri bi garabetlikler varmış ama yine de çevresinden bi kazık, anasından bi kazık… Öylece ölüp gitmiş, şimdi hayaletimsi haliyle sapıtmasın da napsın garibim. Hayır bi de kuyunun dibinde, yalnızlıktan da iyice üşüttü kızceez, yazık. Ama işte, uzun saçları ve beyaz elbisesiyle bir pop kültür ikonuna dönüşecek bir kötü oldu Sadako/Samara.

“Here we go, the world is spinning. When it stops, it’s just beginning. Sun comes up, we all laugh. Sun goes down, we all die… “

19- Jack Torrance (Shining)

Shining filminin yazar babası, hayaletli otelin etkisine kapılıp bir canavara dönüşürse ne olur, Jack Torrance olur, evet. Sinema tarihinin gördüğü en kötü kötülerden biri olan Jack, ailesini de seyirciyi de tirtir titretir. Tabii Nicholson’un büyük oyunculuğu ve sinsi gülümsemesi de bu kötünün rengine renk katar. Puanını neden kırdım, yine çevre faktörü yüzünden, adamı delirtir tabii o garip ikizler filan, ne biçim ortam var abicim o otelde.

“Wendy? Darling? Light, of my life. I’m not gonna hurt ya. You didn’t let me finish my sentence. I said, I’m not gonna hurt ya. I’m just going to bash your brains in.”

18- Hannibal Lecter (Silence of the Lambs)

Anthony Hopkins’ten buram buram fışkıran bir psikopatlıkla Hannibal huzurlarınızda. Tabii ki çok kötü bi karakter ama işte sanki insani bir yanı da yok değil. Yani Clarice ile kurduğu seviyeli ilişki ve iletişim kendisinin listede hak ettiği sırayı almasını engelliyor. Yoksa kötü mü, kötü tabii. Herkesi yiyen, dahi bir manyak, daha ne olsun?

“A census taker once tried to test me. I ate his liver with some fava beans and a nice chianti.”

17- Darth Vader (Star Wars)

Anakin hırslarının esiri olup, üzerine hayattan ağır bir darbe yiyince dark side’a geçer ve Darth Vader olur, herkesin de anasını ağlatır. İşte kimileri içki masalarında, kimileri de dark side’da… Hayat…

“Don’t be too proud of this technological terror you’ve constructed; the ability to destroy a planet is insignificant next to the power of the Force.”

16- Sauron (Lord of the Rings)

Nihayet hayatta salt kötülük dışında bir misyonu olan bir kötü… Evet kendisi çok çok güçlü ve çok çok kötü ama sor bi neden diye? Eh, dünyayı ele geçirmek istiyor da ondan. Andirstendıbıl bence. Bu kötümüz öyle tanrısal, öyle bi mistik bi şey ki kendisini pek göremeyiz bile, gözüne bakmak yeter. Ama ne göz canım, fel fecir…

“You cannot hide. I see you. There is no life in the void. Only death.”

15- Michael Myers (Halloween)

Saykotik seri katil Maykıl iş başında. Bir Cadılar Bayramı gününde 6 yaşında kız kardeşini öldürdüğünden beri tutulduğu akıl hastanesinden kaçıp, önüne geleni öldüren bu adamceez de aslında napsın, hasta işte. Hiçbir kötüye tam kötü diyememem de başıma bela açıcak zannederim. Ayrıca kendisi ağzı var dili yok bi şahıstır bu arada.

“He is coming to your little town!”

14- Joker (Batman)

Çizgi roman kötüleri baya kötü olurlar ama işte biraz da 2 boyutlu olurlar genelde, çizgi romanların doğası mıdır nedir. Gerçi önceki Batman’da Nicholson’dan, sonrakinde ise Heath Ledger’dan süper bir performans ile renklenen bu sadist ruhlu nemesisimiz, Batman’ın hayatını ve hatta memleketi Gotham’ı cehenneme çevirirken hepimizi ciddi şekilde tedirgin etmemiş midir, etmiştir o ayrı.

“You and your kind, all you care about is money. This city deserves a better class of criminal. And I’m gonna give it to them!”

13- Freddy Krueger (A Nightmare on Elm Street)

Buyrun, bir dönemin çocuklarını tir tir titremiş bir kötü… Elm sokağının kabusu, ergen çocukların rüyalarına girip onları öldüren, kulak zarlarını patlatan, pizzaya koyup yiyen Freddy Krueger. Bunun da acıklı bi hikayesi vardı aslında, sapık sanmışlardı da yakmışlar mıydı neydi, o da böyle intikam alıyodu filan… Bu kötünün diğerlerinden farkı, hafiften bir sarkazm ve mizah da içermesidir, ki bu espri anlayışı, serinin ilerleyen filmlerinde kendisini biraz yavşaklaştırmıştır bana sorarsanız.

“I’m your boyfriend now, Nancy.”

12- Amon Goeth (Schindler’s List)

Zevk için insan vuran, pislik bi Nazi. Ama işte o dönemde hangisi çok iyi ki? Sonuçta Nazi bu, başındakine de bi bakmak lazım… O yüzden ne desem boş, sürü psikolojisi saykolukla birleşince Amon çıkıyor ortaya herhalde. İnsanların kötülüğü ne kadar ileri götürebileceklerine dair, tehlikeli ve hayatın içinden bir örnek. Ralph Fiennes’ten de oyunculuk dersi niteliğinde bir performans ayrıca!

“I pardon you.”

11- Jason Voorhees (Friday the 13th)

Yaz kampı, ormanlık alan ve eğlenen gençler… Bunlar kesin yakında öldürülür diye düşünüyorsak bugün, sebebi nah bu kötümüzdür. Yıllar önce hazin bir kazaya kurban giden, doğuştan deforme bir yüze sahip Jason’ımız da intikam peşinde, gençleri teker teker avlar filan. 80′lerin korku filmlerindeki klasik kötü formulü de buydu zaten, ona uygun bir karakterimiz bu da işte, kendisi de ağzı var dili yok ekolünden yine.

“Jason. My special, special boy. They must be punished, Jason. For what they did to you. For what they did to me. “

10- Chad (In the Company of Men)

Şimdi diyeceksiniz ki bu adamın ne işi var, bu buram buram kötülük fışkıran adamların üzerinde? Altı üstü bir playboy ama değil işte… Bu adamdaki kötülük beni dehşete sürüklüyor. Sırf kendi sadist zevkleri için gencecik, işitme engelli bir kızın hisleriyle oynayıp, arkadaşıyla taşak geçebilen bu kadın düşmanı adamın amaçsız kötülüğü dünyayı ele geçirmek için ya da intikam uğruna insan öldürenlerden daha fena geliyor bana. Zaten göreceksiniz ki listemizin ilk 10′u genelde bu “amaçsız kötülük” teması üzerine kurulu. Film şahanedir bu arada.

“Never trust anything that can bleed for a week and not die.”

9- Marquise Isabelle de Merteuil (Dangerous Liasions)

Fransız aristokratları neyle eğlenir? Elbette insanların hayalleriyle filan oynarak, ahahahay diye de kötücül bir kahkaha eklemek isterim işte buraya. İşte böyle bir ortamda seksi bir Markiz ve eğlencesine oynattığı küçük insanlar filan. Yine Glenn Close tabii ki. Kadının doğal bir kötülüğü var demek ki ben ne yapayım.

“Like most intellectuals, he’s intensely stupid.”

8- Tommy deVito (Goodfellas)

Şahane film Goodfellas’ın amaçsız, şiddet uygulayan ateşli karakteri Tommy de Vito. Sinirlendirmeye hiç gelmeyeceğiniz bir karakter kendisi, saykoya bağladı mı, ki genelde bağlar, hiç çekinmez, zevkine öldürüverir adamı. Joe Pesci’nin şahane performansıyla, dünyanın en eğlenceli kötülerinden biri!

“Sure, mom, I settle down with a nice girl every night, then I’m free the next morning.”

7- Max Cady (Cape Fear)

Tecavüzcü De Niro, kendisini hapse attıran avukatın ailesine dadanırsa nolur? Ailenin yeni yetme kızını kandırmacalar, aileyi rahatsız etmeceler, şu bu… De Niro, dövmeleri ve kaslarıyla, ciddi şekilde sayko bir tipleme çizmiş idi bu filmde. Bi de bu filmin 1961 versiyonu var sanırım ama onu seyretmedim, bilemiciim.

“Every man… every man has to go through hell to reach paradise.”

6- Anton Chigurh (No Country for Old Men)

Böyle bi kuul, bi böyle donuk, bi böyle soğukkanlı bir seri katil ve rolünde harikalar yaratan bir Javier Bardem. Gerçekten ama gerçekten kötü birisi bu, özrü de yok, bahanesi de.

“And you know what’s going to happen now. You should admit your situation. There would be more dignity in it.”

5- John Doe (Seven)

Kevin Spacey oynar da şahane bir sayko çıkmaz mı, çıkar tabii. Bu güzel gerilim filmimizde 7 günaha göre cinayetler işleyen bir seri katil anlatılır. Seri katilliğin ötesinde son 2 cinayeti öyle zekice ve haince planlar ki adamımız, bu listeye bileğinin hakkıyla girmeye de hak kazanır.

“Wanting people to listen, you can’t just tap them on the shoulder anymore. You have to hit them with a sledgehammer, and then you’ll notice you’ve got their strict attention.”

4- Jigsaw (Saw)

Yine bir seri katilimiz huzurlarınızda… Ne de olsa kendileri, de facto olarak kötü oluyorlar. Ama bu seferki çok renkli bir karakter, öldürürken eğlendiriyor. Kurbanlarına odadan çıkmaca oyunları oynatıyor adeta. Öyle de sevimli, öyle de hınzır işte…

“I am the man you call Jigsaw.”

3- Damien Thorn (Omen)

Daha önce de listeye çocuklar aldık ama hiçbir çocuk bu çocuk kadar kötü olamaz işte. Şeytanın tohumu Damien ve çevresindekilere ettikleri… Aman yarappim. “Yaramaz çocuk” tanımında yeni boyut! Onu camdan atayım, bunu merdivenden iteyim.. Böyle oyunlar oynayan bir velet bu. Melek suratlı ama safi kötülük esasında. Kafasının arkasında da 666 yazar. Aman diim, öyle bi çocuk görürseniz, uzaklaşınız aynen.

“Here is wisdom. Let him that hath understanding count the number of the beast; for it is the number of a man; and his number is 666.”

2- Paul & Peter (Funny Games)

Şiddet ustası Haneke’den şiddet yüklü bir film ve eğlencesine saykoya bağlamış gençler… Filmin 97 versiyonun seyretmedim ama Amerikan versiyonu da hayli vahşiydi. Bu iki zengin genç, zengin bir semtte bir aileyle kedi-fare oyunu oynamaya karar verir ve olaylar bu minvalde, bol kanlı bir şekilde gelişir. Neden yaparlar bunu? Hiiç, geyik olsun diye işte sanırım.

“Paul: Hey, Beavis.

Peter: Hey, Butt-Head.”

1- Alex deLarge (A Clockwork Orange)

Funny Games’e benzer bir durum da 76 yapımı bu Kubrick şahaserinde vuku buluyor.. Bir gözüne takma kirpik takıp, insanları öldürmekle, onlara işkence etmekle eğlenen genç Alex (ve etrafına topladığı çetesi), öyle psikopat, öyle kötüdür ki insanın kanını dondurur. İnsanları öldürür, kan gövdeyi götürür, o sakin sakin süt içip, Beethoven dinler filan… Bi de dedim ya daha önce, amaçsız kötülük daha bir fena geliyor bana nedense… Öyle işte.

“It had been a wonderful evening and what I needed now, to give it the perfect ending, was a little of the Ludwig Van.”

Sıralamadan hiç emin değilim, seçmesi çok zor bi liste, kafam çok karıştı, bi öyle yaptım, bi böyle ama sonuçta hepsi yeterince kötü ve bir karar vermek gerekiyordu, ben de böyle sıralamaya karar verdim. Yani demem odur ki, sıralama konusunda fazla itiraz etmenize gerek yok, her an, her şey için ikna olabilirim, ben de pek emin sayılmam.

Maddeleyen: Deniz TAN

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (19 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.