Bazı pencereler asla açılmamalı... Secret Window (2004)

Elizabeth Bathory

Seri Katiller

BurçinYapıcı

17 Ocak 2018

0 Adet Yorum

0

Rivayete göre Elizabeth (Erzsébet) Bathory 600’den fazla kız çocuğu ve genç kadının ölümüne sebep olmuş acımasız bir katildir. Bu söylentilerin sadece onda birinin gerçek olduğunu kabul etsek bile ortaya çıkan rakam nam-ı diğer Kanlı Kontes’i insanlık tarihinin en azılı kadın seri katili yapar. Peki onlarca kitaba ve filme konu olan Elizabeth Bathory’nin konteslikten katilliğe uzanan hikayesini hiç merak ettiniz mi?

Elizabeth Bathory 1560 senesinde Macaristan’da dünyaya gelmiştir. Bathoryler o dönemin en nüfuzlu ve zengin ailesidir. Ülke topraklarının büyük bir kısmına sahip olan aile acımasızlıkları ve sapkın yaşantıları ile ülke çapında nam salmıştır. Amca satanizme inanmakta ve ayinlere katılmaktadır. Hala Klara ise biseksüeldir ve düzenlediği çılgın partileri duymayan kalmamıştır. Elizabeth ile birbirlerine çok yakın oldukları hatta lezbiyen ilişkileri olduğu söylentisi kulaktan kulağa dolaşmaktadır. Yine Elizabeth’in erkek kardeşi yaşadığı sapkın ilişkilerle insanların dilindedir. Aile özellikle sıradan halka işkence etmekten zevk alır ve bunu gizleme gereği görmez. Elizabeth henüz küçük bir kızken ailesinin düzenlediği partide böyle bir olaya şahit olur. Hırsızlık yaptığı iddia edilen bir çingene ölüm cezasına çarptırılır. Bir atın karnı yarılır ve adam canlıyken içine konur. Sonra atın karnı dikilir. Hem aile hem çevredekiler bu olayı gayet eğlenerek izler. Dadısının elinden kaçarak bu olayı izleyen Elizabeth için şiddet eylemi daha o günlerden normalleşmeye başlar. Küçük yaşlardan itibaren epilepsi krizleri geçiren Elizabeth’in aynı zamanda şizofreniden de muzdarip olduğu ve genetik bir akıl hastalığına sahip olduğu düşünülmektedir. 12 yaşındayken bir köylü ile yaşadığı gizli ilişkiden hamile kalır ve kız çocuğu dünyaya getirir. Çocuk uzak köylerden birine evlatlık olarak verilir ve bir daha haber alınmaz. Yaşadığı tüm bu olumsuzluklara rağmen Elizabeth çok iyi bir eğitim alır. Ana dilinin yanında Latince ve Almancayı da akıcı bir şekilde konuşabilmekte, okuyup yazabilmektedir. Döneminin çok çok üzerinde bir kültüre sahip olarak yetiştirilmiştir.

1575 yılında kendisinden on yaş büyük Ferenc Nádasdy (25) ile evlendirilir. Nádasdy “Kanlı Şövalye” lakabı ile tanınan bir askerdir. Bu evlilikle beraber hem kendi ailesinin itibarının artması, hem Bathory soyunun devam edebilmesi için Kont Bathory soyadını almayı kabul eder. Çifte düğün hediyesi olarak bugün Slovakya sınırları içerisinde yer alan Sarvor Şatosu hediye edilir ve ikisi birlikte bu gözlerden uzak şatoya yerleşir. Kont evlilikleri süresince pek çok kez cepheye gitmek zorunda kalır. Bu evlilikten dört çocuk dünyaya gelir. Ferenc çok acımasız bir askerdir ve savaş esirlerine yaptığı işkenceleri çevresine övünerek anlatır. Elizabeth bu hikayeleri dinlemekten oldukça keyif alır ve içindeki canavarın iştahı kabarmaya başlar. Zaten çocukluğundan itibaren hayvanlara işkence yaptığı bilinen kadın kocası uzaklardayken sado-mazoşist lezbiyen partiler düzenlemeye, genç erkeklerle birlikte olmaya başlar. Kalan vakitlerde ise ayna karşısına geçip kendi güzelliğini izler. Kont bu durumları bilse de karısının politik ve ekonomik gücü nedeni ile sessiz kalmayı tercih eder. Kont 1603’te zehirlenerek ölür ve kontes henüz kırk üç yaşındayken dul kalır.

Elizabeth son derece güzel ve zeki bir kadındı. Politikadan sanata bir çok konuda donanıma sahipti ve gerçekten de güçlüydü. Ülke yönetiminde söz sahibiydi ve çevresine korku salıyordu. Buna rağmen çok basit bir duygunun esiriydi, gençlik hevesi. Kontes yaşlanmaktan ölesiye korkuyordu. Bu duygu onu her geçen gün biraz daha hırçınlaştırmıştı. Kanlı Kontes lakabı almasına sebep olan olaylar zinciri de işte tam bu noktada başladı. Rivayete göre hizmetçi kızın biri saçını tararken kontesin canının yakar. Çok sinirlenen Elizabeth kıza tokat atar ve yüzünü tırmalar. Hizmetçinin yanağından bulaşan kanın, tenini güzelleştirdiğine inanan kontes uşağını çağırır ve kızı öldürmesini, kanını da bir kovaya doldurup ona getirmesini emreder. Bu kanla banyo yapar ve gençleştiğine inanır. Kurbanlarını başlangıçta hizmetkarları arasından seçer ancak zaman ilerledikçe bununla yetinememeye başlar ve civar köylerden genç kızları para karşılığında alıp saraya getirtir. Kızları türlü işkenceler yaparak öldürür, kanlarında yıkanır ve içer. Her geçen gün kendini daha güzel ve güçlü hisseden Elizabeth adeta bir canavara dönüşmektedir.

Bilim adamlarının açıklamalarına göre kontesin yaşadığı dönemde Avrupa’da kıtlık hüküm sürmekteydi. Yetersiz beslenme demir eksikliğine sebep oluyordu ve bu durumdan en çok etkilenen de kadınlardı. Adet döneminde kaybedilen kanın telafi edilememesinden ötürü kadınlar güçsüz düşüyor ve tenleri solgunlaşıyordu. Elizabeth tükettiği taze kanın etkisiyle kendini daha sağlıklı hissediyor ve yanaklarına gelen pembelik sayesinde güzelleştiğine inanıyordu. Ancak bu geçici bir çözümdü ve etkisi çabuk geçiyordu. Bu da Elizabeth’i farklı yöntemler aramaya iter ve sonunda büyüye ilgi duymaya başlar. En az kendisi kadar sapkın olan büyücü Dorothea Szentes‘i (Darko) sağ kolu ilan eder ve birlikte akıl almaz cinayetler işlemeye başlarlar. Bu esnada Elizabeth’in bazı yakınları, hizmetçi ve uşakları da onlara yardım eder. Elizabeth’in işkencelerinin sınır yoktu. Bağlattığı kızların ayak parmaklarının arasına yağlı kağıtlar yerleştirip yaktırıyordu. Kızların önce ayakları sonra tüm vücutları yanarken onları izliyordu. Çırılçıplak soyduğu kızları sıfır derecenin altındaki soğukta buzlu sularla yıkayıp ölüme terkediyordu. Ağızlarını çenelerinden ayrılana kadar çekiyor, tüm vücutlarını balla kaplayıp açık havaya bırakıyordu. Alman demir ustalarına işkence aletleri yaptırıyor, bunları kızlar üzerinde deniyordu. Kafalarını koparttığı kızları baş aşağı astırıp akan kan ile yıkanıyor, bazı kurbanlarının genital organlarına iğneler batırıyor, mum ile yakıyor hatta ısırıyordu.

Ancak Elizabeth ne yaparsa yapsın biyolojik saatinin işlemesine engel olamıyordu. Büyücü danışmana göre çare asil kanda yatmaktaydı. Bu kez rota soylu ailelerin kızlarına çevrilir. Eğitim verme bahanesiyle şatoya getirilen kızlar burada işkence edilerek öldürülür. Elizabeth gibi soylu bir kadının kızlarına eğitim vermesinden onur duyan aileler başlangıçta hiç şüphelenmez. Aslında köylü halk arasında çoktan dedikodular baş göstermiştir ancak kimse onları kaale almaz. Söz konusu olan soylu aileler olunca söylentiler artar ve Elizabeth’in kuzeni olan Macaristan başbakanı George Thurzo’nun kulağına kadar gider. Üstelik gerek kontes gerek çevresindekiler öylesi bir çılgınlığa kapılır ki artık cesetleri gömme gereği bile duymaz, öylece atıverirler. Artık dedikodular ayyuka çıkar. Thurzo bir gece yarısı askerleriyle beraber kaleye baskın düzenler ve elli genç kızın cesedine ulaşılır. Elizabeth ve yardımcıları mahkemeye çıkarılır. Suçları sabit görülen zanlılar idam cezasına mahkum edilir. Ancak Elizabeth Bathory soylu olduğu için cezası infaz edilmez. Kontes tüm o cinayetleri işlediği kalede penceresi dahi olmayan küçük bir odaya hapsedilir. Odaya hava girebilmesi ve yemek sokulabilmesi için bir delik açılır. Onun haricinde oda hiç ışık almaz.Kimseyle tek kelime etmesi dahi etmesi yasak olan kontes üç yılın sonunda hücresinde ölü bulunur. Ölüm sebebi frengidir. Onu bulan askerler cesedini ışığın altına taşıdıklarında gördükleri karşısında adeta şok geçirirler. Güzelliği dillere destan olan kontes artık bir iblis kadar çirkindir. Elbette bunun sebebi fiziksel deformasyona sebep olan frengi ve yaşadığı koşullardı.

Elizabeth Bathory ile ilgili bildiğimiz her şey birer rivayetten ibaret. Bunların ne kadarı gerçek ne kadarı hayal ürünü bilmek imkansız. Sonuçta Elizabeth Bathory erkek egemen bir toplumda otorite sahibi, sözü geçen bir kadındı. Bu da belli çevreleri rahatsız etmiş ve kontesi bir komplonun kurbanı haline getirmiş de olabilir. Gerçek ya da değil, Kanlı Kontes’in hikayesi yüzyıllar sonra bile hala dillendirilmekte, Bram Stokers’ın Dracula hikayesinden tutun da onlarca filme kitaba esin kaynağı olmaktadır. Tarihi gerçekleri araştırmayı bu işin uzmanlarına bırakıp bizler ortaya çıkan bu güzel eserlerin tadını çıkarmaya devam edelim.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burçin Yapıcı

Tüm Yazıları
Korku türü ile 6 yaşındayken bir cuma gecesi izlediği Elm Sokağı Kabusu ile tanıştı. O günden sonra çocukluğunun büyük bir bölümünü Freddy Krueger'a aşık olarak geçirdi. Korku filmlerine olan tutkusu diğer ebeveynlerin aksine annesi tarafından her zaman teşvik edildi ve birlikte sayısız defa korku film izlediler. Sadece korku sinemasına değil Korku Edebiyatına ve Paranormal olaylara ilgi duyan Burçin sıkı bir Stephen King hayranıdır. Aynı zamanda film ve eski fotoğraf koleksiyonu yapmaktadır.

YORUM YAZ