Bazı pencereler asla açılmamalı... Secret Window (2004)

El Día de la Bestia

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

29 Eylül 2010

4 Adet Yorum

4

The Day of the Beast
Yönetmen: Álex de la Iglesia
Senaryo: Jorge Guerricaechevarría, Álex de la Iglesia
Imdb Puanı:7.5/10
Yapım: 1995, İspanya, 105 dakika
Oyuncular:
Alex Angulo, Armando De Razza, Santiago Segura, Terele Pavez, Nathalie Seseña, Maria Grazia Cucinotta

Rahip Angel Berriartua (Alex Angulo), uzun zamandır üzerinde çalıştığı İncil’in kıyamet bölümünü nihayet deşifre eder. Sonuç pek iç açıcı değildir. Kelimelerin numerik olarak çözümlenmesi sonucu ortaya bir tarih çıkar: 2 gün sonraki Noel’de Şeytan dünyaya gelecektir! Elini çabuk tutmak isteyen Rahip Angel, olayları önlemek için sokaklara düşer. Şeytan’a ulaşabilmek için daha önce hiç yapmadığı şeyi yapıp, olabildiğince çok günah işlemelidir. Tabii günah anlayışı oldukça gariptir; dilencileri soyar, bir platform üzerinde gösteri yapan pandomimciyi ittirir, hırsızlık yapar, park halindeki arabaları çizer ve tüm bedeni yanmış, ölmekte olan bir adamın cüzdanını aşırıp kulağına Cehennem’de cayır cayır yanmasını fısıldar!

Álex de la Iglesia ismi ülkemizde de gösterime giren “Halkımız Avanta Peşinde (La Comunidad, 2000)” ile kulağa aşina gelebilir. Ben kendisine daha farklı bir şekilde rastladım. Başka bir sitede Gérardmer Film Festivali hakkında birşeyler araştırırken tesadüfen bu çok ödüllü film (El Día de la Bestia) dikkatimi çekti. Nasıl olmuş da gözümden kaçmış dedim ve maalesef o dönemde bu tür filmlere ulaşma imkanım olmadığından izleyemedim. Filmi uzunca bir süre unuttuktan sonra elime bir DVD geçti: bir İspanyol TV kanalı için çekilen, Masters of Horror gibi her bölümü ayrı bir yönetmen tarafından çekilmiş “Films to Keep You Awake” adlı dizinin “The Baby’s Room” adlı bölümü. Filmi izledim ve nedense altıma z*çtım! Üstelik DVD bozuktu ve filmin yarısından sonrası yoktu (bir daha da bu DVD’yi bulamadım, yani hala filmin sonunu bilmiyorum). Hemen internetin başına geçtim ve bu çok tanıdık yönetmeni araştırdım. Karşıma tekrar El Día de la Bestia çıktı. Yıllardır aradığım bu filmi nihayet bulduğumda maalesef İspanyolca idi ve altyazısı yoktu. Yaklaşık 1 yıl beklettikten sonra nihayet İngilizce alt yazılı versiyonunu bulup izledim işte!

Avrupa filmlerinden bekleneceği üzere bu filmde de ayrıntılı işlenmiş karakterler var. En küçük karakter bile birkaç kelimeyle tanıdık bir hava kazanıyor; onun hakkında geçmişi de dahil olmak üzere küçük ipuçları yakalayıveriyorsunuz. Kişiler öyle ahım şahım karakterler değil; her an her yerde rastlayabileceğimiz doğallıkta insanlar, gerçekte olmamaları gereken karmaşık bir durumun içine düşüyorlar. Mesela rahip Angel… Tamamen doğal, ufak tefek, hafif kel, komik suratlı bir adam. Görevi dolayısıyla düştüğü çıkmazlar yüzünden insanın içinde acıma duygusu oluşturacak kadar “normal” bir insan. Halktan tamamen kopuk olduğunu kanıtlarcasına göstergeleri tamamen yanlış okuyor. Mesela Şeytan’a ulaşmak için death metal şarkılarının tersten dinlenmesi gerektiğini zannediyor; gizli bir şifre bulacağını düşünüyor. Ya da televizyonda program yapan şarlatan bir okültistin kitaplarında yazan ritüellerin işe yarayacağını zannediyor. Filmde en sevdiğim karakter ise şişman, iri yarı, uzun saçlı ve sakallı, piercingli bir metalci olan José María (Santiago Segura) oldu. Black Metal dinleyip satanist olduğunu iddia eden bu naif adam racon gereği rahip Angel’e hemencecik inanıyor ve zorlu görevi boyunca onun en büyük yardımcısı oluyor. Üçlüyü tamamlayan son kişi ise, televizyonda popüler bir programı olan, şeytan çıkaran ve insanların geleceğini okuduğunu zanneden (Rüyanız Hayrolsun teyze gibi) kendi sözlerine kendisi bile inanmayan büyücü Cavan (Armando De Razza) oluyor. Cavan, ilk başta bu iki deliye inanmadığı için direnç gösterse de uyarıcı ilaçların etkisi altında gerçekleştirdikleri bir Şeytan çağırma seansı sonrası o da gerçeği görüyor! Bu disfonksiyone üçlü, tüm dünyayı kurtarmak için Şeytan’ın o gece doğacağı yeri bulma amacıyla yollara dökülüyor. Ve aksiyon çığırından çıkıyor.

Konu gerçekten çok acayip. Filmin çok çok iyi bir senaryosu var. Özellikle de alt metni filmin olay örgüsünden daha karışık diyebilirim. Bir korku ve gizem filminde böyle derin bir toplumsal hicive artık pek sık rastlayamıyoruz. Cavan’ın televizyondan, Noel’e hazırlanan tüm Madrid halkı için uyandırma servisi görevi gören canhıraş açıklamasında bahsettiği birşey var “Siz sıcak evlerinizde şarkılar söylerken dışarıda Şeytan dünyayı ele geçiriyor!”. Cavan bunu mu kastediyor bilmiyorum ama dışarıda çok daha farklı şekillerde ilerleyen bir şeytanilik söz konusu. Karakterlerimizin Buñuelvari bir edayla ısrarla göz ardı ettikleri faşist bir grup, insanları öldüresiye dövüp, üzerlerine benzin dökerek yakıyor. Her icraatlerinden sonra duvara bıraktıkları yazı amaçlarını belli eder tarzda: “Temiz Madrid”. Bu aşamada, José María’nın annesi Rosario’ya değinmekte fayda var. Madrid’in temizlenmesi gerektiğini, o sırada yemek için “temizlediği” tavşanı parçalayarak açıklayan kadın, hayali bıçak darbelerini evsizler, siyahlar, eşcinseller ve tüm yabancılara indiriyor sanki. Memleketlisi Carlos Saura’nın bir yıl sonra çektiği “Taxi” filminde daha bir ciddiyetle değerlendirdiği bu “xenofobi” olgusu, Álex de la Iglesia’nın bakış açısından daha mizahi olarak aktarılıyor ve bence bu yolla daha kuvvetli bir sosyal taşlama haline geliyor.

Mizah demişken yanlış anlaşılmasın. Film bir slap-stick değil. O gibi bir enerjiye sahip olsa da karnınızı tuta tuta kahkahalara boğulmuyorsunuz. Buradaki mizah daha çok durum komedisinden kaynaklanıyor ve kesinlikle gece kadar “kara”! En güzel tarafı ise filmdeki enerjinin hiç düşmemesi. Yavaş yavaş kaosa sürüklenen olaylar zinciri sırasında, öyle bilgisayar destekli falan değil, basbayağı kanlı canlı aksiyon var burada (ve ona hakkıyla eşlik eden bir müzik). Filmde en azından iki tane akla zarar sahne mevcut. Çok komik bir boğuşma sahnesinden hemen sonra gelen manyak bir merdiven boşluğuna düşme sahnesi mesela. Bir de aniden iki ayağı üzerine kalkan keçi şeklinde bedenleştirilen Şeytan görseli var ki benzeri zor bulunur. Tam gülecem derken çatır çatır bir şiddet gösterisi zuhur ediveriyor. Acımasız bir yönden…

Filmi nasıl izlemek istediğiniz size kalmış. Bir korku filmi olarak izleyip, aktarılan doğaüstü olayların film içinde gerçek olduğunu düşünebilirsiniz. Üç kafadarın inandığı gibi. Ya da tüm bu gösterilerin tamamen sembollerden oluştuğunu ve filmin farklı bir tasası olduğunu düşünebilirsiniz. Her iki yolda de tatmin edici bir sonuca ulaşacağınızı temin ederim.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (4 Yorum)

YORUM YAZ