Cehennemde yer kalmadığında, ölüler yeryüzünde yürüyecek!. Dawn of the Dead (1978)

Eksik Parça

Korku Genel

Korku Hikayeleri

wherearethevelvets

22 Mart 2010

19 Adet Yorum

19

Korkunun kaynağı, henüz gerçekleşmemiş olaylardır. Karanlık sokakta sizi takip ediyormuş gibi gelen adam henüz size yakalamamışken korkunçtur. Hastalandığınızda elinde kocaman bir iğneyle size yaklaşan hemşire korkunçtur. Veya gelecek, henüz gelmediği için her zaman korkunçtur. Korktuğumuz olaylar gerçekleşince korku kaybolur; belki rahatsızlık hissedilir ya da tam aksine bir ferahlama olur; ama korku kalmaz. O yüzden Hakkı bey korkmuyordu. Çünkü zaten birkaç aydır ölüydü.

İçinde hissettiği bu duygunun korku olmadığını biliyordu. Bu bir tür kaşıntı gibiydi. Göğsünün içinde birşey zırıl zırıl çalışıyordu sanki. Önceleri, bir sinek tarafından vücuduna yerleştirilmiş iri ve tombul bir kurtçuk tarafından kemirildiğini zannetti. Fakat yakın arkadaşı solucan Fatma (öldüğünüzde çoğunlukla solucanlarla arkadaşlık kurarsınız. Kör olduğu için espri kaabiliyeti olmadığı zannedilen bu yaratıklar aslında çok zekidirler. Fakat bu yaygın yanlışı düzeltebilecek her kimse ölmüştür ve geri dönememiştir), öyle bir şeyin olamayacağını, çünkü yerin altında bir tabut içindeyken üzerine sinek konma ihtimalinin hayli düşük olduğunu hatırlatmıştı kendisine. İçindeki bu hissi daha derin inceleme şansı bulan Hakkı bey nihayet onu deşifre edebildi. Bir parçası geride kalmıştı!

Önce, tabii ki, panikledi. Ömrü boyunca vücudunu ve akıl sağlığını bir bütün halinde tutmaya çalışmıştı. Dağınıklığı hiç sevmezdi ve vücudunun eksiksiz ve tek parça halinde gömülmesini istemek onun en doğal hakkıydı. Önce kol ve bacaklarını kontrol etti, onların yerinde olduğunu görünce vücudunu daha ayrıntılı inceledi. El ve ayak parmaklarını tekrar tekrar saydı. Burnu ve kulakları geçen zamana direnemeyip hafifçe erimiş olsalar da yerli yerindeydiler. Ama içindeki hisse sonuna kadar güveniyordu, bir şeyini dışarıda (yeryüzünde, yaşayan dünyada) bırakmıştı.

Bir tabut içinde yalnızlık çeken ve (dişi olduğunu zannettiği) bir solucanla arkadaşlık kurabilecek kadar umutsuz biri için bu “eksiklik” hissi kısa zamanda üstesinden gelinmez bir işkenceye dönüşüverdi. Hakkı bey hortlamaya karar verdi. Eğer öldüyseniz, hortlamak kadar kolay bir şey yoktur. Asıl zor olan ölmek, ama şaka değil gerçekten ölmektir. Üstelik bir işkolik olan Hakkı beyin henüz yaşanmamış zamanları da olmuştu. Güzelliğine aldanıp evlendiği Nazan’ı mutlu etmek için her Allah’ın günü saatler boyunca çalışmış ve para kazanmıştı. Kazanılan tüm para onun kıyafet ve takılarına harcandığından daha da fazla çalışmıştı. Karısı asla tatmin olmuyor hep daha fazlasını istiyordu. Zavallı Hakkı bey, genç sayılacak bir yaşta neredeyse ihtiyarlamıştı. Ofiste bilgisayar başında geçirdiği uzun saatler nedeniyle, karısının onu aldattığını farketmedi bile. Eğer evde onları yatakta basmasaydı uzun süre de farkedemiyecekti. Yataktan fırlayan azman herif Hakkı beyi pencereden aşağı iterken çok sevdiği karısı Nalan “Allahın cezası, bu saatte gelinir mi?” diye çığlıklar atıyordu. İşkolik kocasının bunalıma girip intihar ettiğini, hakime gözyaşları içinde anlatırken karısı ne kadar da masum duruyordu.

O gece, Hakkı bey hortlarken bunları düşünüyordu işte. Eksik parçasını karısına soracaktı, o her zaman neyin nerede olduğunu iyi bilirdi. Hakkı beyin her zaman kaybolan çoraplarını kolaylıkla bulduğuna göre bu konuda da yardımcı olacağı kesindi. Fakat mezarlık evine çok uzaktı ve Hakkı bey kendinde o kadar yolu yürüyecek enerji olduğunu zannetmiyordu. Taksi tutması gerekecekti ama onun için de para lazımdı.

O sırada, elleri cebinde, mezarlıktaki kavakların hışırtısından korktuğu için ıslık çalarak sokakta yürüyen bir adam gördü; kelli felli göründüğüne göre cüzdanı da şişkin olmalıydı. Hakkı bey artık kaybedecek birşeyi olmadığını göz önünde bulundurarak hırsızlık yapmaya karar verdi. Normal hayatta yapmayı asla düşünmeyeceği bu eylem için zavallı adama yaklaşırken içinde garip bir güç hissetti. Üzerine bir cesaret gelmişti sanki; Hakkı bey bu histen çok hoşlandı. Fakat adam için aynı şey söz konusu değildi. Aniden karşısına çıkan, çürümüş etleri lime lime dökülen canlı bir cesetle karşılaşan adam çok ama çok korktu, çünkü henüz Hakkı bey tarafından öldürülmemişti. Kendisinden hiç beklenmeyecek tizlikte bir çığlık atan bu adam karşısında Hakkı bey panikledi. Önce etraf duymasın diye adamı sükunete davet etti ama adam karşısındaki cesedin (her ne kadar nazik de olsa) konuştuğunu görünce çığlığını bir üst oktava çıkardı. Hakkı bey hızla adamın ağzına atıldı ve eliyle zavallı adamın alt çenesini, diliyle beraber kopardı. Çok kolay olmuştu, sanki taze bir ekmekten koca bir parça koparmıştı. Yüzünün yarısını kaybeden adam hala çığlık atmaya çalışıyor, kafasının alt bölümündeki boşlukta ucu açık görünen soluk borusu kanlı köpükler saçıyordu. Hakkı bey, nerdeyse etlerinden sıyrılmış parmaklarını adamın ağzına soktu ve soluk borusunu bir şişe ağzını kapatır gibi tıkadı. Nefes alamayan adam birkaç kez kasıldı ve morararak öldü. Bu çok hızlı gelişen olay karşısında (nedense) soğukkanlılığını hiç kaybetmeyen Hakkı bey, hızla cesedi soydu. Tahmin ettiği gibi cüzdan parayla doluydu. Adamın kaliteli kumaştan yapılmış olduğu belli olan kıyafetlerini üzerine geçirerek, yoldan ağır ağır geçmekte olan bir taksiyi durdurdu.

Hakkı bey, rahatsız bir yolculuktan sonra taksi henüz durmadan kapıyı açtı ve kendini dışarı atarken taksiciye “Madem rahatsız oluyorsun, bu işi yapmıycaksın kardeşim!” diye bağırdı. Gaz pedalını körükleyen taksicinin küfürlerini duymamaya çalışırken “Ay, sinirini söndürelim aslanım” diyen kadının sesiyle irkildi.

Hakkı bey, henüz yaşarken, asla aktif bir cinsel hayata sahip olamamıştı. Karısı onunla yatmak istemiyordu çünkü devamlı başı ağrıyordu. Zaten yorucu işinden eve döndüğünde ön sevişme yapacak enerjisi de kalmıyordu. Pahalı zevkler edinecek kadar para kazanmıyordu ya da karısı zaten hepsini harcıyordu. Pahalı olmayan zevkler de… gerçekten çok ucuzdu. Hakkı bey her zaman edepsiz seks oyunlarına hayran olmuştu. Özellikle de yasak olduğu için, şunun gibi güzel bir fahişeyle yatmak, ıslak gecelerinin en güzel rüyalarını süslemişti. Kadın hayli uzun boyluydu, boyunun çoğu da bacaklarından kaynaklanıyordu. Hakkı bey yukarıdan aşağıya süzdüğü kadının bacaklarını ayırıp içine girerken o uzun bacakları beline dolamak için dayanılmaz bir arzu duydu. Bir yandan eksik parçasına ait rahatsızlık da ısrarla zırlıyordu ama biraz beklesindi. Adının “Okşan” (ya da benzer bir sahne ismi) olduğunu öğrendiği kadının arkasından, anlaşmalı olduğu otele doğru ilerlerken kadının sözlerini dinliyordu: “Sadece s*kişe 200 alırım ama otel için 100 vermek zorundasın. Her türlü ekstra 50 yazar. Ayrıca ölü olduğun için bir 100 daha döşenmelisin ki bu civarda daha ucuzunu bulamazsın söyliim.”

Hakkı bey kadının bacaklarının arasındaki deliğe, birkaç gidiş-gelişten sonra boşalıverdi. Çok heyecanlandığı için herşey hızla gelişmiş, asıl adı “Saldıray” olan travestinin tam olarak neresine girdiğini bile farkedememişti. Donunu toplarken “Çok… çok sağol. Ölü olduğum için kimse benimle yatmazdı… çok sevap işledin” gibi birşeyler zırvaladığı kadın, aldığı paranın hakkını verebilmek için attığı çığlıklar dolayısıyla hafifçe kısılmış sesiyle cevap verdi: “Yok zararı aslanım. Senden önce aldığım müşterinin pisliğini temizlememiştim zaten. Ve emin ol o herif senden daha kötü kokuyordu…”

Uzunca bir zamandır ilk defa bir kadınla yattığını ve her aptal erkek gibi onu doyuma ulaştırdığını zanneden Hakkı bey, içindeki eksik parçayı bulma işine geri dönmeye karar verdi. Zira orgazm sonrası üzerine bir rahatlama gelmiş, boyun kasları (olduğu kadarıyla tabi) gevşemişti. Birkaç saat yürüyerek evinin kapısına geldi. Zili çaldı. Biraz bekledikten sonra tanıdık ayak seslerinin yaklaştığını duydu. Karısı Nazan kapıyı açtı ve tam birşey söyleyecekken ölen kocasının yarı çürümüş suratını tanıdı. Gözleri faltaşı gibi, ağzı şarkı söylemeye çalışan bir kurbağa gibi açılan karısının bu tepkisi Hakkı beyin moralini bozdu. O da kendisinin ölü olduğunu biliyordu ama bu ablak surat ifadesiyle karşılanmak çok uygunsuzdu. Birkaç dakika kapıda, karısının ona birşeyler söylemesini bekledi ama kadın açık ağzıyla orada öylece durmaya devam edince, eliyle onu biraz iterek eve girdi. Birden içinde tanıdık bir his uyandı. Bu, eski evine yeniden döndüğü için hissettiği bir duygu değildi. İç güdüsel olarak odaya yöneldi. Sanki nabız gibi atan kırmızı bir ışığa doğru yürüyordu, hipnotize olmuş gibiydi. Odada küçük bir beşik vardı. Beşiğin perdesini eliyle araladı ve müthiş bir kokuyla karşılaştı. Eksik parçasını bulmuştu. Beşikteki onun oğluydu. Bundan kendi ölümünden olduğu kadar emindi. Güçlü bir tatmin duygusuyla titreyerek beşiğe eğildi ve uyumakta olan bebeği kucakladı. Bu rahatsız durumu farkeden bebek zırlamaya başladı. Hakkı bey, oğlunu, kendisinden saklanan dölünü bağrına bastı ve kokusunu kıskançlıkla içine çekti. Bebeği taptaze birşey kokuyordu. Nefis birşey… Mmmm… Fırından yeni çıkmış birşey gibi taze ve nefis kokuyordu bebek.

Hakkı beyin, bebeğinin kolunu ısırıp kökünden kopardığına dehşetle tanık olan Nazan hanım, favori dizisinin en heyecanlı yerini kaçırmamak için uzun zamandır tuttuğu çişini bırakıverdi. Hiçbir şey yapamıyordu, sanki yerine mıhlanmıştı. Acı şokuna girerek hemencecik ölen bebeği yemekte olan Hakkı beyin ağız şapırtısını, dişleri arasında öğüttüğü henüz kemikleşmemiş kıkırdak kıtırtılarını dinlerken, kadının açık kalan ağzından bir çığlık bile kopmadı. Her tarafı kan revan içinde, parmaklarındaki artıkları teker teker yalayarak temizleyen Hakkı bey, içindeki eksikliği doldurmuş olmanın verdiği tatminle gözlerini süzdü ve karısına döndü. Kuvvetli ve besleyici bir öğünden sonra üzerine rehavet çökmüş gibiydi ve dinlenmek için mezarına gidecekti. Kapıdan geçerken karısının yüzüne baktı; hafifçe geğirirken “Bu çok kolay oldu” dedi.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (19 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.