Eskiden iyilikle aldığımı, sonsuza dek intikam ile alacağım! Tooth Fairy - Darkness Falls (2003)

Ed Gein & Videodream

Korku Genel

KRİMİNAL

Seri Katiller

NurdanÖzçin

04 Eylül 2008

6 Adet Yorum

6

PORTRAIT OF A MIDDLE – AGED MURDERER AS A FARMER
Bindokuzyüzelli yılının aralığında Wisconsin Plainfield’de sıradan bir araştırma için sıradan bir çiftlik evine giden iki polis hiçte sıradan olmayan bir dizi cinayet ile karşılaşmışlar ve yeni yılda Amerikan kamuoyunu meşgul etmişlerdi. Mütevazi, sıradan bir çiftçi; Ed Gein bir anda cinayet listelerine ortalardan bir yerden girmiş ve chart’larda hızla yükselmişti. Gein’i listelere tırmandıran parça ; “51-57 yılları arasında yirmi beş kadını nasıl doğradım “ dı. 

Wisconsin’i ben, Dennis Hopper’ın alkolik bir basketbol koçunu canlandırdığı Hoosiers filminde görmüştüm, film boyunca sonbahardı ve her yer çok güzeldi.”Hoosiers” gerçek bir öyküydü, 50’lilerin sonunda eyalet şampiyonluğuna kadar yükselen sıradan bir kasaba takımının öyküsü. Wisconsin de bir lise takımı eyalet şampiyonluğuna oynarken, bekar bir çiftçi hiçte istemeden tüm ülkece tanınmaya başlıyordu. Şimdi adet olduğu üzere Gein’i tanıyacağız; 

Ed Gein tutuklandığında bir elli boylarında (evet Prince kadar) kahverengi gözlü, 50 yaşlarında yaşı dolayısıyla kır saçlı, boğa burcun dan (Ata Nirun belki ilgilenir) bir çiftçiydi. Aslına bakarsanız Levin’ın Amerikan Kitle Katilleri kitabındaki katil profiline oldukça uyuyorduda. 1906 yılında Wisconsin plainfield’de yoksul bir çiftçinin oğlu olarak doğmuş ve kasabasını hemen hemen hiç terk etmemişti. 1940’da babalarının siroz dan ölmesiyle çiftliği kardeşi Henry ile sahiplenmiş ve ölümüne dek annesine bakmıştı. Hatta annesine ölümünden sonra da “iyi baktı”. 

Anneleri yalnız kalacağı korkusuyla Henry ve Ed’i evlendirmemiş ve Ed’in potansiyel şiddetine bir kürek öfke daha atmıştı. Yarı kapitalist yarı ödipik aklını çalıştırarak kadınları çocuklarının kafasından silip, her şeylerini tohum yetiştirmeye, tarıma adamalarını sağlamıştı. Gein annesini haksız çıkarmadı ve onun ölümüne dek bu pek kar getirmeyen, köhne çiftlikte çalıştı. 

Gein 44’de iki büyük acı yaşadı, önce sevgili kardeşi Henry çiftliğin yarısının yandığı bir gece ağır yaralanarak komaya girdi ve öldü ardından biricik annesi kalp yetmezliğinden kardeşini takip etti. Gein 45 yılına yanlız, öfkeli ama az sayıdaki komşusunu şaşırtan bir gülümsemeyle girdi. 

Çiftliğinin yanan kısımlarını yıktı, iki odaya yerleşti ve anatomi kitapları okumaya başladı. Çevresindeki çiftliklere tohum satıyor,bebek bakıcılığı yapıyor ve geceleri az uyuyordu. Ama kitap okumaktan ve yorgun düşmekten değil, mezar soyarken rahatsız edilmemek için geceleri çalışıyordu. Dr.Frankensten’cılık oynamayı 51 de bıraktı. Ölüleri kesip biçmek pek eğlenceli değildi ve hep bayat oluyorlardı. 

Altı sene boyunca otostopçulardan, komşu eyaletlerdeki yalnız insanlardan oluşan yirmi dört kadını öldürdü, kesti, biçti, doğradı, uzuvlarını ay ışığında sakladı, kemiklerini haşladı suyuna pilav yaptı ve yedi… Annesinin ölü bedenini sakladığı yerden çıkarıyor onunla, o kurumuş kadavra ile dans ediyordu… biliyorum sen bu sahneleri bir yerden hatırlıyorsun… bir filmden falan… oraya geleceğim zaten. 

57 de cinayet için yakınlarından birini seçince yakayı ele verdi. Komşusu Bernice Worden kaybolunca Worden’in oğlu Gein’in annesini en son gören insan olduğunu anımsadı. Gein’i çocuk bakıcılığı yaptığı evde ev sahipleriyle yemek yerken buldular. Ağzı doluyken konuşamayan ve kaçamak cevaplar veren Gein tutuklandı. Aynı gece Gein’in evine giden iki polis Worden’in parçalanmış cesedi ile karşılaştı. Kollar arkadan bağlanmıştı, vajinadan boynun altına kadar çok temiz bir kesik vardı ve iç organlar temizlenip kaplara yerleştirilmişti. Worden’in çifteyle parçalanmış kafası vücuttan ustalıkla kesilmişti ve depodaki diğer kafataslarının arasında çürümeyi bekliyordu. 

Polisleri asıl şaşırtan ise daha önceki cesetlerin parçaları ile dekore edilmiş ev oldu. Kirpikler panjurları süslüyordu… Bir ayakkabı kutusu dolu çürümüş cinsel organ dolaptaydı. Mumyalaşmaya yüz tutmuş kafatasları rujlarla, allıklarla boyanmış ve duvarı kaplamıştı. 

Ceset parçaları buzdolabına özenle yerleştirilmiş, kemik parçaları parlatılmış ve “cilalanmıştı”. Ama en absürdü masadaki kavanoz içerisinde bulunan kesik burunlardı. Gein bunları niçin sakladığını hiç söylemedi… diğer oda da sevgili annesinin kurumuş bedeni ve elbiseleri vardı. 

Gein basının ilgisine maruz kalmakta gecikmedi. Gein davası gazetelerin ön sayfalarını süslerken, annesine bağlı bu garip seri katilin hayat hikayesi kısa öyküler yazan genç bir yazarı da etkiledi. Robert Bloch 59 da Gein davasının etkisinde kalarak Psycho’ yu yazdı. Romanın kahramanı Norman Bates bir otel işletiyor ve annesinin kılığına girip cinayetler işliyordu. Kitap Hitchcock tarafından filme uyarlanınca bizde de basıldı. Önce Üç Maymunlar Polis Romanları serisinin ikinci kitabı olarak Yalçın Evinay çevirisiyle “Sapık” adıyla, Hayat Kitapları serisinden Nazım Akdan’ın çevirisiyle “Üç Ruhlu Adam” adıyla 62 yılında çıktı. Gerçekte Bloch’un kitabı insanı aptal yerine koyan yanlarına (örneğin Norman’ın annesi çoktan ölmüş olmasına karşılık, açık bir yanlış yönlendirmeyle “Norman annesinin yanına oturdu, konuşmaya başladılar…” gibi diyaloglarla doludur ) karşın film oldukça etkiliydi. Zaten romanda Hitchcock’u çeken tek şeyin katilin banyo da birden bire ortaya hayalet gibi çıkışı olduğunu biliyoruz.

Psycho, cinayetlerinin Gein’i meşhur ettiği gibi Norman Bates rolündeki genç bir oyuncuyu da meşhur etti . “Anthony Perkins”, Perkins şöhretinin sınırlarını sonuna kadar kullanıp hep Bates rolünün altında ezildi bana kalırsa ve çağın kendi kadar ünlü hastalığı Aids’in koluna girip Gein’in 1984’ de gittiği yere yollandı. 

Sinema seyircisi Gein’in gerçek öyküsünü perdede görmek için 74’e kadar bekledi. 1974’te Bob Clark ve Alan Ormsby Robert Blossom’un canlandırdığı Ezra Cobb karakteri ile Gein’e ve onun suçlarına tekrar baktılar. Bu Kanada yapımı film aynı yıl çevrilen Texas Chainsaw Massacre ile birlikte Gein’i en iyi anlatan yapımlardır. William Girdler’in 73’deki Three On a Meathook’unu seyretmediğim için ayrı tutuyorum. Ayrıca 70’lerde Gein hakkında yapılmış “İnanılmaz Garip Filmler” adlı kitaptan öğrendim. 20 dakikalık belgeselde Gein ile yapılmış bir röportaj bile varmış. 

Gein hakkında çok kitap var. Bunlardan çoğu şişirme şeyler. İyilerinden birini, Amerikalı çocuk katili Albert Fish’i de inceleyen Harold Schechter’in DEVIANT‘ını Haşet Kitapevinde bulmuştum. 

Rolling Stone‘ daki röportajında kitaplarının önünde poz veren John Waters’ın arkasında duran bir kitabı EDWAR GEİN idi….Rüyamda Gein’le birlikte verimsiz bir tarlanın ortasında “makinesiz tarım, tarım değildir” muhabbeti yapıyordum. 

“videodream”
Bu yazı “Videodream” tarafından yazılmıştır. Lütfen kaynak göstermeden ve izin almadan kopyalamayınız.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Nurdan Özçin

Tüm Yazıları

Yorumlar (6 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.