Kanımdan iç ve sonsuza kadar yaşa... Interview with the Vampire (1994)

Drakula İstanbul’da

Türk Korku Sineması

MuratÖzkan

14 Ekim 2008

3 Adet Yorum

3

Yönetmen: Mehmet Muhtar
Senaryo: Ümit Deniz, Ali Riza Seyfi
Yapım: 1953 TÜRKİYE
Oyuncular: Atif Kaptan, Annie Ball, Bülent Oran, Ayfer Feray, Cahit Irgat, Münir Ceyhan, Kemal Emin Bara, Osman Alyanak, Eser Tezcan, Kadri Ögelman

“DRAKULA İSTANBUL’DA” ABD ve Avrupa dışında çekilen ilk Dracula uyarlaması niteliğini taşıyan, Türkiye’nin ilk korku filmi “Drakula İstanbul’da” (1953), ilk kez bu yılın Temmuz ayı içerisinde, Amerika’nın Maryland eyaletinde düzenlenen bir festivalde Batılı izleyicilerin karşısına çıktı.

Yıllar boyunca yalnızca Giovanni Scognamillo’nun Amerikan ve Fransız dergilerine yazdığı makalelerle “Drakula İstanbul’da”nın adını duymuş, resimlerini görmüş olan Batılı korku film hayranları sonunda meraklarını giderebildiler.

ABD’de düzenlenen bir korku filmleri festivalinde “Drakula İstanbul’da”ya ilgi o kadar büyük oldu ki gündüz gösterimini kaçıranların yoğun talebi üzerine film gece bir kez daha gösterildi. İngilizce altyazı ya da simultane çeviri sunulmamasına karşın tıklım tıklım dolu olan salondaki izleyiciler, gösterimin bitiminde filmi uzun süre ayakta alkışladılar. “Drakula İstanbul’da”nın ABD’li korku filmi meraklılarının takdirini kazanmasının nedeni, Özen Sermet’in başarılı çekimlerinin yanısıra bu filmin, Bela Lugosi’li ünlü “Dracula”nın (1931) kopya edilmesiyle yapılmamış, son derece özgün bir uyarlama olması olsa gerek.

Uzun Vampir Köpek Dişleri
Gerçekten de bu unutulmuş Türk filmi, ünlü Holywood filminden belirgin farklılıklar taşıyor. Öncelikle Atıf Kaptan, sinemada uzun köpek dişleri gözüken ilk vampirdir; evet, artık böylesi dişler sinemada vampir imgesiyle özleşmiş, onun ayrılmaz bir parçası olmuştur ama ünlü “Dracula”da Bela Lugosi’nin vampir dişleri hiç gözükmez…

Film, o dönemin jönlerinden Bülent Oran’ın canlandırdığı Azmi’nin, İstanbul’da mülk satın alacak olan Drakula’nın (Atıf Kaptan) Romanya’daki şatosuna gitmesiyle başlar. Yöre halkı onu şatoya gitmemesi konusunda uyarırlar. Azmi, bu durumu Drakula’ya sorunca “cahil köylülerin, kendisinin Kazıklı Voyvoda’nın soyundan geldiğine inandığı” yanıtını alır. Böylece aynen Dracula romanında olduğu gibi, vampir kont ile Kazıklı Voyvoda arasında bağ kurulmuş olur. Bu pasaj, Bela Lugosi’li filmde ise yeralmaz.

Şatoda kadın vampirle karşılaşma sahnesi de Türk filminde Amerikan filminden biraz daha cüretkar biçimde çekilmiş: Renfield, kadın vampirler yanına bile yaklaşamadan Dracula tarafından “kurtarılırken”, Azmi, kadın vampir tarafından dudaklarından öpülür. Orijinal romanda olduğu gibi Kont’un kadın vampire yem olarak küçük bir çocuk getirmesi de ilk kez imalı biçimde de olsa “Drakula İstanbul’da”da yeralıyor. Dracula romanında Kont’un şato duvarlarından aşağı bir sürüngen gibi indiği sahne de Amerikan filminde değil de ilk kez “Drakula Istanbul’da”da görülüyor.

Kuşkusuz “Drakula İstanbul’da”nın da Dracula romanından temel biçimde ayrıldığı yerler var. Bu filmde Drakula’nın kambur bir uşağı var ama deli bir kölesi yok. İstanbul’a gelen Drakula, Azmi’nin eşi Güzin’in (Annie Ball) uyurgezer arkadaşı Şadan’ı kendine kurban seçer. Drakula’nın Şadan’ın kanını ilk kez emdiği sahne olağanüstü güzellikte: her ikisinin, kayalıkların üstünde silüetleri görülürken arkalarındaki denizde ayışığı parıldamaktadır.

Amerikan filminde, vampirleşen Lucy’nin akibeti, muhtemelen oto-sansür nedeniyle, meçhul kalırken, vampirleşen Şadan’la mezarlıkta karşılaşma ve Şadan’ın tabutunda yokedilmesi sahneleri “Drakula İstanbul’da”da yeralır.

Filmin diğer bir ilginç yanı ise vampirleri öldürmek için yalnızca göğüslerine kazık saplamak yerine folklordaki ve romandaki yönteme uygun biçimde kazıkla toprağa çakılmalarının ve başlarının kesilerek içine sarımsak doldurulmasının gerekmesi. Bu arada Drakula artık Şadan’ı gözüne kestirmiştir. Drakula’nın dansöz olan Güzin’i, bir piyano kendi kendine çalarken zorla dansettirmesi ise eşi görülmemiş bir yenilik olarak karşımıza çıkıyor (Güzin’i canlandıran Avusturyalı Annie Ball, bu filmde rol almadan önce İstanbul’da gece kulüplerinde çalışarak yaşamını kazanıyormuş). Şatodan kaçmayı başararak Türkiye’ye dönen Azmi, Drakula’yı Eyüp mezarlığında tabutunun içinde yokeder. Mezarlık bekçisi olarak çok küçük bir rolle oyunculuğa başlayan marangoz Danyal Topatan’ın adı jenerikte geçmiyor. Film, Azmi’nin Güzin’e artık sarımsak kokusuna dayanamadığını ve eve bir daha yemekte kullanmak için dahi olsa sarımsak sokmamasını söylemesiyle bitiyor.

Doğal olarak “Drakula İstanbul’da”da haçlar yok, onların görevini yalnızca sarımsak görüyor. Turgut Demirağ’ın yapımcı olduğu ve Mehmet Muhtar’ın yönettiği “Drakula Istanbul’da”nın senaryosu, Dracula’nın bir özet-çevirisi özelliğini taşıyan Ali Rıza Seyfi imzalı “Kazıklı Voyvoda” adlı romandan yararlanarak yazılmış. Ancak Kazıklı Voyvoda’daki milliyetçi, hatta ırkçı jargon “Drakula İstanbul’da”ya alınmamış. Örneğin yıllar sonra geçen yıl “Drakula İstanbul’da” adıyla yeniden basılan “Kazıklı Voyvoda” romanında Drakula şu nidayla yok ediliyor: “Tuna boylarında kazığa vurulan ırkdaşlarımın ve Şadanımın öcü!” Filmin posterinde senaryo sahibi olarak yalnızca Ümit Deniz’in adı yeralırken jenerikte senarist olarak ayrıca Demirağ ve Muhtar’ın da adları geçiyor.

“Drakula İstanbul’da”nın, gölge ve ışığı çok başarılı biçimde kullanan görüntü yönetmeni Özen Sermet, 1950′li yılların başında Türkiye’de birkaç filmde daha çalıştıktan sonra Amerika’ya giderek meslek yaşamını orada başarıyla sürdürmüş, hatta Amerikan yapımı büyük bütçeli bir Tarzan filmini çekmiş. Sermet’in adını, 1968′de Brezilya ormanlarında gerçek mekanlarda çekilen, Paramount yapımı “Tarzan and the Jungle Boy / Tarzan ve Orman Çocuğu”nun görüntü yönetmeni olarak görüyoruz. Sermet’in ayrıca Brezilya yapımı birkaç belgesele de bizzat yönetmen olarak imza attığı kaydediliyor. “Drakula İstanbul’da”nın en önemli kusuru ise korku filmleri için uygun olmayan bir müziğin kullanılmış olması. Filmin müzikleri esas itibariyle, bütçeleri özgün müzik sipariş etmeye yetmeyen filmlerde kullanılmak üzere Almanya’da kaydedilen ve ABD’de arşivlenen stok müziklerden oluşuyor. “Drakula İstanbul’da”da kullanılan müzikler ayrıca George Reeves’in çektiği Superman dizilerinde de kullanılmış. Bu ise Türkiyeli sinemacıların korku türünü tam olarak içselleştirememiş olmasının göstergesi kanımca.

Kaynak : (Sinema Dergisi, Aralık 1998)
Bu yazı http://midnight.blogcu.com sitesinden alınmıştır

Gökay GELGEÇ’in sinematik.blogspot.com için yazmış olduğu DRAKULA İSTANBUL’DA yazısı için tıklayınız…

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Murat Özkan

Tüm Yazıları
Korku ile 7 yaşında yanlışlıkla seyrettiği Cannibal Holocaust ve Evil Dead filmleri ile tanışan Murat Özkan 1982 yılında İstanbul’da doğdu. O yaşından beri iflah olmaz bir korku fanatiği olan Murat Özkan, resime ve çizime olan düşkünlüğünü her korku ile birleştirmesinde “psikolojisi bozuk çocuk” muamelesi gördü ama yılmadı. Bu alanda bir çok başarısız site açma girişiminde bulundu. Başarısız oldu çünkü o zamanlarda bu işe her elini attığında “Korku”yu bir öcü ve yasak gibi gören zihniyetle karşılaştı. Yine yılmadı! Bir gün, kendisi gibi çocukluğunda psikopat muamelesi görmüş Yasin Karakaya ile tanıştı ve Korkucu.com sitesinin temelleri o anda atıldı.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.