Uzayda çığlığınızı kimse duyamaz... Alien (1979)

Dr. Buck Ruxton

Prof. Dr. Sevil ATASOY

MuratÖzkan

08 Eylül 2008

0 Adet Yorum

0

“Halıda kırmızı lekeler, bıçakta kırmızı lekeler. Ah Doktor Buck Ruxton, karını öldürdün. Dadı seni gördü, söylerim diye korkuttu. Ah Doktor Buck Ruxton, onu da öldürdün.”
Doktor Buck Ruxton’a göre cinayetler kusursuzdu. 12 Mayıs 1936′da asıldı. Aslında, pek hata yapmış sayılmazdı. Sadece soruşturmayı yürütenlerin dikkat ve yaratıcılığını hesaba katmamıştı. Hayalet ve efsane öykülerine alışık İskoçyalı çocuklar, hálá onun şarkısını söylüyorlar.

Yıl 1935. Eylül’ün 29′u. Pazar. İskoçya. Lancaster’in 200 kilometre kadar kuzeyinde, nehir kıyısında küçük bir kasaba. Moffat Karakolu. Köprüden geçerken aşağıya bakan kadınlar, paketler gördüklerini, birinden insan koluna benzer bir şeyin çıktığını anlattılar.

Gün boyunca, izcilerin yardımıyla bölgeyi tarayan Moffat Polisi, bez ve gazete parçalarına sarılı irili ufaklı onlarca paket buldu. Ertesi gün, 15 kilometre kadar güneyde gazeteye sarılı bir sol ayak, bir hafta sonra daha güneyde dirsekten kesili bir sağ kol. 19 Eylül’de taşan nehir, kolu buralara kadar sürüklemiş olmalıydı. Hepsini Edinburgh Üniversitesi’ne gönderdiler. İşte, adli bilimcilerin tarihine altın harflerle yazılacak soruşturma böyle başladı.

Edinburgh Üniversitesi anatomi hocası Prof. Dr. James Couper Brash, adli tıp kürsüsünden Prof. Dr. Sydney Smith’e haber verdi. O da, Glasgow Üniversitesi’nde görev yapan meslektaşı Prof. John Glaister’i aradı.

Bay ve Bayan Ruxton

Paketleri açan üç uzman, bir konuda hemen anlaştılar. Bu insanları kim parçalamışsa, anatomi bilgisi çok yüksekti, ayrıca çok sabırlıydı. Onları bu hale getirmek için en az sekiz saat çalışmış olmalıydı.

Ellerinde, saçları yüzülmüş 2 insan başı vardı. “Baş”tan ziyade “kafatası” demek daha doğru olur. Birinin gözleri oyulmuş, diğerinin bazı dişleri sökülmüştü. Ayrıca burnu, kulakları, dudakları, dili yoktu. Dıştan bakıldığında, birinin kadın olduğu belliydi, diğerini önce erkek sandılar. Gazeteler manşetlerini “Biri kadın, diğeri erkek, tanınmaz halde iki ceset” diye attılar. Dr. Brash, mikroskopla incelediği et parçaları arasında 3 kadın göğsü, bir de rahim bulunca, öldürülenlerin 2 kadın olduğu anlaşıldı. Adsız kadınların birine No1, diğerine No2 dediler.

No1′in kafatasının dikişleri (sütürleri) kapanmamıştı. Demek ki, yaşı 30′un altındaydı. Epifizleri (uzun kemiklerin uç kısımları olan, boy uzamasında etkili kemikleşme noktalarının yerleştiği alan) tam olarak kaynamamıştı. Demek ki 18-25 arasında bir yerlerdeydi. Akıl dişlerinin hiçbiri çıkmamıştı. Buna göre, 18-21 arasında olmalıydı. Gövdeye ait hiçbir parça yoktu ama eldeki kemiklere göre, boyu 1 metre 45 santim civarında olmalıydı.

No2′nin kafatası sütürleri 35-55 yaş arasında olduğunu gösterdi. Epifizlerin kaynama durumuna göre, en az 25 yaşında olmalıydı. Belkemiği ve sağ kalçasında osteoartrit geliştiğine göre, 35-45 arası bir yerlerdeydi. No2′nin iskeletine ait tüm parçalar bulunduğundan, boyu kolayca hesaplandı. 1 metre 57 santim.

DELİL 1

Gazete

Bedenlerin her ikisi, ileri derecede çürümüştü. Çürümüş cesetlerde ölüm zamanının belirlenmesi güçtür. Hele bundan 70 yıl önce.

Üç ünlü uzman uğraşadursun, Moffat Karakolu’nun dikkatli bir polis memuru, ölüm zamanını hesaplayıverdi. Parçalardan biri gazeteye sarılmıştı. Açık hava, nem, ayrıca içindeki et parçaları yüzünden gazete parçalanmış, mürekkep akmıştı ama 15 Eylül tarihli Sunday Graphic olduğu anlaşılıyordu. Güzellik yarışmasında birinci olan kızın fotoğrafı görülüyordu. Memur gazeteyi aradı. Fotoğrafın sadece Lancaster’de, yani karakolun 200 kilometre güneyinde, abonelerin evlerine teslim edilen özel bir ekte basıldığını öğrendi. Böylece bir taşla iki kuş vurdu. Cinayetler, 15 Eylül ile nehrin taştığı 19 Eylül arasında işlenmişti. Katil, Lancasterliydi ve Sunday Graphic abonesiydi. Hocalar, doktor olma ihtimalinden bahsetmişlerdi. Lancaster’de biri 35-40, diğeri 20 yaşlarında iki kadınla oturan tek bir doktor vardı. Buck Ruxton. Karısı 34, çocukların dadısı 20 yaşındaydı. Lancaster Savcısı gazeteyi, katilin mesleği ve kadınların yaş ve boyu ile ilgili verileri tutuklamaya yeterli görmese de, evinin aranmasına izin verdi.

DELİL 2

Parmak izi

Profesörler, ellerindeki parçalarla insana benzer bir şeyler oluşturmaya çalışırken, el parmaklarının hemen tamamının, birinci boğumlarından kesildiğini fark ettiler. Katil, parmak izinin alınmasını engellemeye çalışmıştı. Belki, Glasgow polis teşkilatında hem parmak izi uzmanı, hem de fotoğrafçı olarak görev yapan memur Bertie Hammond olmasaydı, engelleyebilirdi de. Hammond, kısa boylu genç olan kadının sağ başparmağının tam olarak kesilemediğini fark etti ve fotoğrafını çekti. Defalarca büyüttüğü bu fotoğraftaki maynuşyaları (parmak izindeki küçük ayrıntılar, minutia), dadının odasındaki antika tabak ve vazonun üzerindeki izlerle karşılaştırdı. 16 ayrıntının tam olarak birbiri ile örtüştüğünü gördü. Cesetlerden biri dadı Mary Rogeston’a aitti. 12 Ekim 1935 gecesi doktor, dadıyı öldürmekten tutuklandı.

DELİL 3

Kafatası

Ruxton, anatomi uzmanı Dr. Brash’ın dehasını, fotoğrafçılığa merakını, kafataslarının kimliklendirilmesinde yepyeni bir yöntem deneyeceğini, bu yöntemin Wilton Marion Krogman ve Mehmet Yaşar İşcan gibi dünyaca ünlü iki ustanın kaleme aldığı “The Human Skeleton in Forensic Medicine” adlı kitapta “bugüne değin gerçekleştirilen en başarılı kafatası-fotoğraf karşılaştırması” olarak adlandırılacak kadar yankı uyandıracağını nereden bilebilirdi (Adli ve fizik antropolojinin kurucularından Krogman, 1987′de öldü. Prof. Dr. Mehmet Yaşar İşcan, halen İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nde çalışıyor. Dr. Brash ile Dr. Glaister’in 1937′de yayınladığı “Buck Ruxton Davası’nın Adli Tıbbi Yönleri” ise tazeliğini hálá korumakta).

Dr. Brash, katilin karısına ait iki portre fotoğrafını, gerçek boyutlarına kadar büyüttü, elindeki iki kafatasının da, portrelerin çekildiği açı ve uzaklıktan fotoğraflarını çekti. Bunları üst üste yerleştirdiğinde, No2′ye ait kafatası ile portrelerin tam olarak örtüştüğünü saptadı. No2, kesinlikle Bayan Isabella Buxton’du. Bu delille doktor, sadece dadıyı değil, karısını da öldürmekle suçlandı (Basit gibi zannedilmekle birlikte, gerek portrenin gerçek boyutlara büyütülmesi, gerekse kafatası fotoğraflarının aynı açı ve uzaklıktan çekilmesi çok zahmetli bir iştir. Prof. İşcan, 80′li yıllarda iki video kamera kullanarak ve görüntüleri bilgisayar ekranına aktararak yöntemi geliştirmiş, bu da Amerikan mahkemelerince delil olarak kabul edilmiştir).

DELİL 4

Ayaklar

Nehir kıyısından toplanan paketlerden iki sol ayak çıktı. Moffat Polisi, sağ ayakları hiçbir zaman bulamadı. Anatomist Dr. Brash, o güne değin hiç bilinmeyen bir başka yöntem daha denedi. Ayakların, jelatin-gliserin karışımı ile kalıbını çıkarttı. No1′in ayağı, Dadı Mary’ye ait bir ayakkabının sol tekine, No2′ninki de, Isabella’nın bir ayakkabısının sol tekine tam olarak uydu.

DELİL 5

Böcekler

Paketlerdeki et parçalarının üzerinde, çürümüş et, balık ya da çöp ve dışkıya konan, metalik mavi renkte, büyük sinekler (Calliphoridae) uçuşuyordu. Glasgow Üniversitesi’nden Dr. Alexander Mearns bu sineklere ait her ayrıntıyı bilirdi. Ne zaman yumurtlayacaklarını, kurtların ne zaman çıktığını, ne zaman şekil değiştirdiklerini, soğuğun bu süreye etkisini vs… O güne kadar hiç denenmemiş bir yöntem uyguladı ve bu bilgilere dayanarak ölüm zamanını hesapladı. 16 Eylül 1935. Ruxton çifte cinayeti, ölüm zamanının belirlenmesinde entomolojinin kullanıldığı ilk olaydır.

70 yıl sonra kemiklerle neler yapılıyor
Ölümden kısa bir süre sonra yüz tanınmaz hale gelir. Geride “bir çuval kemik, bir tutam saç” kalırsa, hele bunlar birden fazla kişiye aitse, kimliklendirme daha da güçleşir. Cinsiyet, ırk, yaş ve boyun belirlenmesinde, ölümün nasıl gerçekleştiğinin aydınlatılmasında, Dr. Brash’ın kullandığı anatomik yaklaşım önemini koruyor ve sürekli gelişiyor. Örneğin yaş tayini için, bulunursa, kaburga kemiklerine ya da enine kesilmiş dişlerin iç içe geçmiş halkalarına (tıpkı ağaç gibi) daha fazla güveniliyor. Adli antropolojiye ülkemiz bilim insanlarının da önemli katkıları var.

Dr. Brash’ın kafataslarını fotoğrafla karşılaştırmada kullandığı ve onu günlerce uğraştıran yöntem, yerini dakikalar içinde sonlanan bilgisayar destekli teknolojilere terk etti. Artık taşınabilir lazer tarama gereçleriyle kafatasının üç boyutlu görüntüsü, daha olay yerinde bilgisayarlara aktarılabiliyor.

Kemiklerden elde edilen DNA’nın, amelogenin bölgesinin incelenmesi ile cinsiyet yüzde yüze yakın doğrulukla belirlenir oldu. Kaybolanlardan geriye bir diş fırçası ya da saç teli kalmışsa, bunların DNA’sı ile kemiklerin DNA’sı karşılaştırılarak ya da akrabalar varsa, dolaylı biçimde kemiklerin kime ait olduğu anlaşılıyor. Ülkemizde kemiklerden DNA eldesinde, ne yazık ki hálá sorunlar yaşandığını gözlemlemekteyim.

Öte yandan göz içi sıvısındaki potasyum ve hipoksantin düzeyleri ya da diş ve kemiklerdeki aspartik asidin D ve L şekillerinin birbirine oranı ile ölüm zamanındaki hata payı, saatlere indi.


Dr. John Glaister, Jr. (sol)

Kıskanç kocanın hikayesi
Genç adam doktor olmak istiyordu. 1927′de Hindistan’dan kalkıp İngiltere’ye gelmişti. Edinburgh Tıp Fakültesi’nden mezun olduğunda, önce adını değiştirdi. Bukhtyar Rustomji Rantanji Hakim olarak, bu memlekette doktorluk yapamazdı. Dr. Buck Ruxton oldu. Sonra, esmer güzeli Isabella Kerr ile evlendi ve Lancaster’a taşındı.

1935′te, Dayton Caddesi 2 numaralı büyük evde 6 kişiydiler. Doktor, güzel Isabella, üç çocukları ve bakıcı Mary Jane Rogeston. Lancasterliler doktoru çok sevdiler. Diş çeker, evlerde narkoz vererek ameliyatlar yapar, sezaryenle doğurtur, canlar kurtarırdı. (İdamını engellemek için 10 bine yakın imza toplandı!) Karısını çok kıskanması dışında hiçbir kusuru yoktu. Nasıl kıskanmasın ki, bazı hafta sonları nereye gittiğini bilen yoktu. Doktor, kimi geceler o kadar çok bağırırdı ki, sesi sokaktan geçenlerce bile duyulurdu. Hatta bir seferinde eve polis bile geldi. “Memur Bey, eğer o adamı bulursam, her ikisini öldüreceğim” diye haykıran doktoru zor sakinleştirdiler.

Eylül ayında bir cumartesiydi. Doktor karısını takip etti. 20′lerindeki genç bir adamla buluştuğunu gördü. Edinburgh’ta bir otele girdiler. Otel kayıtlarını görünce çok şaştı. Gerçek adlarını vererek iki ayrı oda tutmuşlardı. Bir önemi yoktu. Karısının kendisini aldattığı kesindi. Isabella eve döndüğünde, günlerden pazartesi olmuştu. Çarşamba öğle üzeri doktor, Lancaster polisine başvurdu. Karısı ile dadı Mary’nin iki gündür ortalıkta olmadıklarını, hiçbir giysilerini evde bulamadığından kaçmış olabileceklerini, aranmalarını istedi. Delilleri yok etmek için o kadar uğraşmıştı ki, “Onları bulmaları mümkün değil” diye düşündü. Giysileri yakarken bacadan çıkan siyah dumanların dikkati çekeceğini ve Sunday Graphic ekinin sadece Lancaster abonelerine dağıtıldığını hesaba katmamıştı.

Aslında Dr. Ruxton, parmakları kesmenin ötesinde, cesetlerin kimlik tespitini olanaksız kılacak başka şeyler de yapmıştı. No1′in gözlerini oymuştu. Dadının bir gözü şaşıydı da ondan. Sağ kolunun, karnının ve sağ başparmağının derisini yüzmüştü. Dadının sağ kolunda doğuştan bir leke, karnında apandisit ameliyatı izi, sağ başparmağının avuçla birleştiği yerde derin bir kesik izi vardı da ondan.

No 2′nin, yani karısı Isabella’nın -doktora esmer güzeli gibi gelse de- büyük ve ayrık dişleri, irice bir burnu, dizlerinden ayaklarına dümdüz inen bacakları vardı. Bazı dişlerini sökmesi, burnunu kesmesi, her iki bacağının etlerini kemiğe kadar sıyırması bundandı.

Doktor, sadece kimlik tespitinin yapılmaması değil, ölüm nedeninin de anlaşılamaması için önlem almıştı. Kulakların arkası, ağzın çevresi, çene ve alındaki derileri yüzmesinin nedeni, boğmanın başlıca dış bulgularından olan peteşilerin (toplu iğne başı büyüklüğündeki, üzeri düz, yuvarlakça kanama noktacıklarının) görülmesini engellemekti. Otopside, karısının hyoid kemiğinin kırıldığı ortaya çıktı. Doktor, onları elleriyle boğduğunu itiraf etti.

Prof. Dr. Sevil ATASOY  satasoy@hurriyet.com.tr

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Murat Özkan

Tüm Yazıları
Korku ile 7 yaşında yanlışlıkla seyrettiği Cannibal Holocaust ve Evil Dead filmleri ile tanışan Murat Özkan 1982 yılında İstanbul’da doğdu. O yaşından beri iflah olmaz bir korku fanatiği olan Murat Özkan, resime ve çizime olan düşkünlüğünü her korku ile birleştirmesinde “psikolojisi bozuk çocuk” muamelesi gördü ama yılmadı. Bu alanda bir çok başarısız site açma girişiminde bulundu. Başarısız oldu çünkü o zamanlarda bu işe her elini attığında “Korku”yu bir öcü ve yasak gibi gören zihniyetle karşılaştı. Yine yılmadı! Bir gün, kendisi gibi çocukluğunda psikopat muamelesi görmüş Yasin Karakaya ile tanıştı ve Korkucu.com sitesinin temelleri o anda atıldı.

YORUM YAZ