Duymak istemediğimiz tek şey kabul etmediğimiz şeylerdir. Prof. Howard Birack - Prince of Darkness (1987)

Dorian Gray

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

GülşahYeğenoğlu

18 Ocak 2010

7 Adet Yorum

7

Yönetmen: Oliver Parker
Senaryo: Oscar Wilde (Kitap), Toby Finlay
Yapım: 2009, İngiltere, 112 Dakika
Oyuncular: Colin Firth, Ben Barnes, Ben Chaplin, Rebecca Hall, Caroline Goodall, Fiona Shaw

Filmi izledikten sonra güçlü bir şekilde sizlerle de paylaşma isteği doğdu. Öncelikle filmi beğenen sınırlı sayıda insan olabilir bunu belirteyim. Bram Stoker’s Dracula, From Hell veya Sweeney Todd gibi nispeten aksiyondan uzak, tarihi bir dönemde geçen, edebi yanı ağır basan filmlere meraklı olanlara hitap edebilecek bir yapım.

Hikayeyi az çok herkes bilir. Bu film de Oscar Wilde’ın “The Picture of Dorian Gray” isimli romanının 2009 uyarlaması. Olaylar ya da hikaye ön planda değil. Çünkü şimdiki özeti okuduğunuzda zaten baştan sona tüm film ortaya çıkacak. Sürpriz bir final de beklemeyin. Ön planda olanlar, karakterler ve bu karakterlerin dünyaya bakış açıları.

Kendisine zulmeden babasının ölümünden sonra Dorian Gray’e (Ben Barnes) muhteşem bir miras kalır. Ömürbillah yese de bitiremeyeceği kadar çok paraya konan genç adam Londra’ya geldiğinde tam anlamıyla saf köy delikanlısıdır. Londra’dan neden gittiği açıklanmıyor ancak muhtemelen babasının zorbalıklarından bir şekilde kaçmış olduğunu tahmin ediyoruz. Dorian malikanesine yerleştiğinde ressam Basil Hallward (Ben Chaplin) ile karşılaşır. Basil sosyetede büyük isim yapmış bir sanatçıdır. Herkes onun “gerçek gibi” resmettiği portrelerden bahseder. Basil, Dorian’ın gençliğine ve güzelliğine adeta “vurulur” ve hemen bir portresini yapmak için kolları sıvar. Bu sırada Dorian’ı da arkadaşı Lord Henry Wotton (Colin Firth) ile tanıştırma gafletinde bulunur. Henry Wotton, Dorian’da hızlı bir yaşamı kaldırabilecek bir potansiyel görmüştür. Genç delikanlının saf ve kolay yönlendirilebilir olması ona artı bir avantaj sağlamıştır. Basil tüm yeteneği ve Dorian’a duyduğu hayranlık duygularıyla adeta canlı bir portresini çizmeyi başarmıştır. Bir gün portrenin yanında Dorian, Basil ve Henry sohbet ederlerken Henry’nin kışkırtmaları sonucu Dorian gençliğini ve güzelliğini korumak için ruhunu şeytana satabileceğini söyler. Böylece beklenen değişim gerçekleşir ve bu saatten sonra Dorian’ın yaşlanma veya başka nedenlerden dolayı uğradığı fiziksel etkilere sadece portresi maruz kalır. Kısaca Dorian ebedi gençliğe ve ölümsüzlüğe kavuşmuştur. Bunu kavradıktan sonra Dorian, Lord Wotton’ın da destekleriyle Londra’nın hızlı ve ahlaksız yaşamına balıklama dalar.

Ben kitaptan daha farklı bir yorum görmesem de en azından felsefi yorumların seyirciyi sıkmadan beyaz perdeye başarıyla yansıtıldığını söyleyebilirim. Bazı felsefi sorulara yanıt aranıyor: Sonsuza dek genç ve ölümsüz olmak ister miyiz? Bunun için en değerli servetimiz olan ruhumuzu kaybetmeyi bile göze alabilir miyiz? Diğer insanların hayatlarını ve vicdanımızı hiçe saymak pahasına sınırsız bir yaşamı kaldırabilir miyiz?

Bu arada biraz daha alt düzeyde tutulan birkaç tartışma daha var: Eğer ölümsüzseniz sizin için aşık olmak bir şey ifade eder mi? Evlilik ve aşk, baba olmak gibi konular üzerinde de güzel yorum ve tartışmalar var.

Hikayenin işlenişi konusunda kitaptan farklı yerler de var ama konunun geneli değişmiyor. Atmosfer karanlık ve klasik gotik bir ortam sunuyor. Zaten 1900’lü yılların başında Londra’da geçen bir hikayeden daha farklı bir çevre de beklenmez herhalde. Oyunculuk çok iyi. Karşımızda Colin Firth ve Ben Chaplin gibi güçlü isimler var ve başroldeki Ben Barnes’ın da onlardan aşağı kalır bir performansı yok.

Yazıyı elimden geldiğince tarafsız yazmaya çalıştım çünkü ben kişisel olarak filmlerdeki gotik tarihi atmosferlere, eski İngilizce’ye ve çoğu zaman karanlık romantizme hayran olduğumdan dolayı Dorian Gray, benim beklentilerimi fazlasıyla karşılayan bir filmdi.

Eğer vaktim var biraz da edebi ve felsefi konulara kafa yorayım ama korku filminden başka bir şey de izlemem diyorsanız bu filmi tavsiye edebilirim.

Korkusitesi için yazan Gülşah Baykal

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Gülşah Yeğenoğlu

Tüm Yazıları
6 Nisan 1978’de dünyaya geldi. Doğma büyüme İzmirlidir. Aydın Adnan Menderes Veteriner Fakültesi mezunudur. Hatırladığı kadarıyla korku filmleriyle ilk tanışıklığı ilkokul çağlarında sinemada izlediği Terminator filmi ile gerçekleşmiştir. Ancak aktif olarak ciddi bir birikim elde edeceği zamanlar orta okul çağlarıdır. Dean R. Koontz’un Kara Büyü isimli kitabıyla başlayan ve çok geniş bir Stephen King + Dean Koontz kitaplığı ile sona eren uzun soluklu ve tek yönlü okuma macerasının yanında İzmir’de evinin hemen dibindeki açık hava sinemasının yardımıyla korku filmlerine adeta doymuştur. Korkucu'ya tesadüfen internette rastlayan, Gülşah’ın korku dünyasıyla bağı tazelenmiştir. İşinden ve “Guççük Leprekon’um ya da Donlu Demon’um” diyerek sevdiği 2 yaşındaki oğlundan arta kalan vakitlerinde müdavimi olduğu siteye yazı ve çevirilerle katkıda bulunmaktadır.

Yorumlar (7 Yorum)

YORUM YAZ