Her şey başlangıçta son bulur... The Butterfly Effect (2004)

Don’t Be Afraid of the Dark

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

07 Ekim 2010

1 Adet Yorum

1

Yönetmen: John Newland
Senaryo: Nigel McKeand
Imdb Puanı:7.1/10
Yapım: 1973, ABD, 74 dakika (TV Filmi)
Oyuncular:
Kim Darby, Jim Hutton, Barbara Anderson, William Demarest, Pedro Armendariz Jr.

Sally Farnham, büyükannesinden miras kalan malikaneye yerleşeceği için çok heyecanlıdır (her ne kadar zengin kocası Alex şehirde bir apartman dairesini tercih etse de…). Yıllardır kullanılmayan ev tamirat gerektirmektedir. Bunun için yaşlı bir yardımcı, Bay Harris’i tutarlar. Francisco Perez adında bir dekoratör Sally’e evi döşemesinde yardımcı olmaktadır. Fakat evde kapısı kilitli bir oda vardır. Sally anahtarı bir türlü bulamaz. Nihayet büyükannesinin eşyalarını karıştırırken bir zarfın içinde anahtarı bulur. Francisco’yla beraber, bodrum benzeri odaya girerler. Burası Sally’nin büyükbabasının çalışma odasıdır. İşin garip tarafı pencerelerin örtülüp çivilenmiş olmasıdır. Anlaşılan büyükbabası çalışırken ışıktan rahatsız olmak istememiştir. O sırada bir şömine fark ederler. Ne yazık ki o da tuğlalarla örülüp kapatılmıştır. Sally bu barikatı yıkmak ister çünkü odayı beğenmiştir ve kendi çalışma odası yapacaktır. Hayallerini, romantik akşamlar geçirebileceği ve önünde oturarak alışveriş listesi yapabileceği, buna benzer bir şömine süslemektedir. Onları dinleyen Bay Harris hemen yetişir ve şöminenin açılmaması gerektiğini, kapatılmasının bir nedeni olduğunu söyler. Fakat Sally, birşeyler sakladığı belli olan yaşlı adamı dinlemez ve yalnız kaldığında tuğlaları sökerek duvarı yıkmayı beceremese de şöminenin yan tarafındaki sıkıca çivilenmiş kül temizleme kapağını açmayı başarır.

Guillermo del Toro yapımcılığı altında çekilecek re-make’i dolayısıyla yeniden önem kazanan “Don’t Be Afraid of the Dark” aslında bir televizyon filmi. Çoğu sinemaseverin çocukken izlemiş olması ve hafızalarında yer etmesi dolayısıyla bir efsaneye dönmüş olan film, temel olarak karanlıkta saklanan küçük yaratıklar tarafından terörize edilen bir kadın hakkında. Fakat bildiğimiz gibi re-make’in konusu, küçük bir kız çocuğunun dahil edildiği bir tür masalsı korku filmine dönüştürülmüş. Burada öyle bir durum söz konusu değil.

Her korku filminde olduğu gibi burada da felaketi başlatan bir “anahtar” mevcut. Bu obje kapatılmış bir şömine. Büyük, gotik ev için de bir kapı diyebiliriz. Sally, şömineyi açarken ne yaptığını veya ne tür belalara yol açacağını bilmiyordu fakat biz izleyiciler biliyoruz. Çünkü filmin başında küçük yaratıklara ait olduğu belli olan bazı sesler, histerik kahkahalarla bölünen kelimelerle Sally’i beklediklerini, onun kendilerini tekrar serbest bırakacağını ve bu sonsuz gibi görünen bekleyişin bir son bulacağını aktarıyorlar.

Aslında filmin birçok şekilde değerlendirilebilecek güzel bir senaryosu var. Miras kalan eve yerleşme sıkıntısını taşıyan Sally’nin, devamlı iş gezilerine giden hırslı kocasıyla bazı problemleri olduğu hafifçe belirtiliyor. İhmal edildiğini düşünen bu kadının melankolik yapısı bence çok iyi verilmiş. Ev çok büyük ve ne kadar aydınlatılmaya çalışılsa da birçok yerde karanlık kuytu köşeler kalıyor. Buralarda hareket eden yaratıkları görememenin verdiği gerginlikle delirdiğini zanneden genç kadının baştaki tepkileri izleyiciye fazla soğukkanlı gelebilir. Fakat kadının ısrarla kendini tuttuğunu ve öz güven eksikliği nedeniyle ortalığı ayağa kaldırmadığını sonradan anlıyoruz. Evde, kocasının iş arkadaşları arasında verilen yemek partisinde, yaratıklardan birinin yüzünü ilk defa gördüğünde verdiği tepki sonucu çevredekilerin gösterdiği anlayışsız tutum kadını haklı çıkarır nitelikte. Yakın arkadaşı Joan biraz teselli olsa da ona bile birçok şeyi söyleyemediği belli olan Sally karakterindeki Kim Darby’nin abartısız ve gerçekçi oyunculuğu (ve diğer oyunculuklar) filmin artı hanesine eklenecek özellikler.

Fakat filmi izlerken keşke hep böyle devam edip ne olup bittiği izleyici için bir muamma olarak kalsaymış dedim. Çünkü maalesef birçok sahnede açık açık gösterilen küçük yaratıklar filmi birden yerin dibine sokuyor. Çürük patatese benzeyen bir maske takmış bu pelüş yaratıklar gerçek insanlar tarafından canlandırılıyor. Evin bazı eşyalarının dev maketleri üzerinde sarsak hareketlerle dolaşan bu komik yaratıklar değil korkutmak, filmi bir tür “Critters” vakasına dönüştürüyor. Hatta o bile daha korkunç diyebilirim. Tamam kabul ediyorum; bir televizyon filminin ne kadar bütçesi olabilir ki ya da bu kadar kısa sürede çekilen bir filmden teknik donanım beklenebilir mi? Ama eğer bu yaratıklar alenen gösterilmeseydi de, karanlık köşelerde hareket eden ve Sally’nin eteğine yapışıp onu istediklerini fısıldayan şekli meçhul yaratıklar olarak verilseydi film daha ucuza gelmez miydi? Gelirdi. Ben filmi izlerken, yaratıkların olduğu tüm sahneleri kafamdaki hayali bir montajla attım ve film harika oldu. Keşke bunu yönetmen de düşünseydi de film sadece çocuk dimağı için değil aynı zamanda erişkin zekası için de lezzetli olsaydı. Belirttiğim gibi bunun için ellerinde iyi bir mekan, iyi oyuncular ve ayrıntılarla mantıklı hale getirilmiş bir senaryo da varmış halbuki.

Neticede “Don’t Be Afraid of the Dark” bahsedildiği gibi çok korkunç bir film değil. Ama güzel ve izlenesi bir film. Kısa süresiyle baymayan, izlediğinize pişman olmayacağınız ucuz bir korku filmi o kadar… Başındaki yaratık konuşmalarına atıfta bulunan buruk finali de göz önünde bulundurulması gereken güzelliklerden.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (1 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.