İnanmadığın şeyler seni öldürebilir Urban Legend (1998)

Dolls

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

26 Kasım 2010

5 Adet Yorum

5

Yönetmen: Stuart Gordon
Senaryo: Adam Rockoff
Imdb Puanı:6.2/10
Yapım: 1987/ABD, 78 dakika
Oyuncular:
Stephen Lee, Guy Rolfe, Hilary Mason, Ian Patrick Williams

Kucağında Teddy adlı ayısı, büyümüş de küçülmüş tavırlarıyla şirin mi şirin bir kız olan Judy, babası David ve üvey annesi Rosemary ile birlikte sıkıcı bir tatil yolculuğuna çıkmıştır. Radyodan gelen kötü hava raporları eşliğinde yol üstündeki otostop çeken 2 punkçı kıza aldırış etmeden (hatta neredeyse ezip geçerek) son sürat devam eden kibirli ve sevimsiz üvey annenin kullandığı araba çok geçmeden çamura saplanır. Üstelik hava kararmış, fırtına da şiddetini arttırmaya başlamıştır. Çaresizlik içinde yürümeye başladıkları esnada belli belirsiz bir ışığın aydınlattığı koca bir malikane karşılarında beliriverir. Çakan şimşeklerin ışığında daha ürkütücü bir hal alan, ortaçağdaki derebeylerinin şatolarını andıran mimarisi ile bu ev onlar için son şanstır. Neyse ki kendilerini sevimli ve bir o kadar misafirperver ihtiyar bir çift karşılar. Akşam yemeği için sofrada oldukları esnada evin diğer davetsiz ve talihsiz misafirleri de hikayedeki yerini alır: Yolda ezilmekten kurtulan 2 punkçı kız ve onları arabasına alan görünüşte kocaman ama ruhunda küçük, saf bir çocuk barındıran Ralph. Tanışma merasimi sırasında yaşlı çiftimiz Gabriel ve Hilary’nin şehirden uzak bu evde el yapımı bebekler yaparak geçindiklerini öğreniriz. Her birinden sadece bir tane olan özel el yapımı yüzlerce bebeğin bulunduğu bu malikanenin gizemi, gecenin ilerleyen saatlerinde yavaş yavaş açığa çıkacaktır.

Filmleri her ne kadar korkunç hadiseleri anlatsa da yüzümüzde her zaman için tebessüm oluşturan bir anlatım stili geliştiren Stuart Gordon, bu filminde de hikayesini mizahi bir üslupla süslüyor. Gordon mizahi korkuyu oluştururken hikayenin küçük kızı Judy’nin hayalgücüne sarılıyor. Nitekim filmin başında üvey annenin kızın oyuncak ayısı Teddy’i elinden alıp ormana fırlatması sonrası devreye giren hayalgücü olgusu, ayı Teddy’nin devasa bir yaratık olarak ağaçların arasından belirmesi ve masalsı tabirle üvey anneyi ve babayı yemesiyle ilk sinyallerini veriyor. Bu olgu aynı zamanda daha sonraki bölümlerde evde yaşanacak hadiselerin hayal mi gerçek mi olduğu konusunda tercih yapmak durumunda olan büyüklerin, olanları, Judy’nin kafasında uydurduğu hikayeler olarak görüp, gerçekleri gözardı etmelerine zemin hazırlıyor. Yani Gordon hayalgücünü hem korkuya mizahi lezzet veren bir sos hem de hikayenin inandırıcılığını azaltan etkenleri savuşturmaya yarayan bir savunma mekanizması olarak kullanıyor.

Filmden bir sahne

Hikayenin geçtiği malikanenin yapısı ve mimari düzeni Stuart Gordon’un filmini gotik korku öğeleriyle desteklemesine olanak tanıyor. Uzun ve karanlık koridorlar, kapıların ardından gelen meçhul seslerle içimizde kuşku uyandıran bir dolu oda, şimşeklerin aydınlattığı duvarlara yansıyan gölgeler, gecenin bir yarısı elinde şamdanla dolaşan misafirler bizi alıp geçmiş yüzyıllara götürürken tedirginliğimizi bir kat daha arttırıyor. Özellikle bir sahnede elinde bir bebek arabası ile koridorda beliren ev sahibi yaşı kadın hayaletli ev filmlerine adeta gönderme yapıyor.

Gerçeklerle yüzleşme safhasına gelinceye kadar karakterlerin sergiledikleri hal ve tavırlar kendilerinin akıbeti hakkında bize az çok ipuçları vermeyi ihmal etmiyor. Zengin, kibirli ve küstah üvey anne Rosemary, ona her daim yalakalık eden ve lüks bir hayat uğruna tatlı kızı Judy’den kurtulma planları yapan kocası David, sonradan eve gelen ve önce arabasına bindikleri Ralph’i sonra evlerine misafir oldukları yaşlı çifti soyma planları yapan punkçı kızlar Isabel ve Enid. Içinde kötüyü barındıran her karakter tahmin edildiği üzere bebeklerin şerrinden nasibini alıyor.

‘Dolls’ un en zor yanı olan bebeklerin korkunç görünmesini sağlamak konusunda muntazam bir iş çıkarıldığını söylemek mümkün. O sevimli oyuncakların kızdıkları anda suratlarına yansıyan mimik ve jestler çok güzel yansıtılıyor. Özellikle eve girdiği andan itibaren Judy’e eşlik eden tekinsiz ve sevimsiz sırıtması ile insanın içini ürperten Mr.Punch isimli palyaço bebek (ve daha sonra ortaya çıkacak korkunç sırrı) korkutma işlevini fazlasıyla başarıyor.

Pek tabi ki belirli bir yaşı geçmişseniz film hakkında bu anlattıklarımın sizi etkilemeyeceği aşikar. Ancak bana göre ‘Dolls’ türünün en iyi örneklerinden biri. Hele bir de alacakaranlık kuşağı tarzı hikayelerden hoşlanıyorsanız ‘Dolls’ sizin için biçilmiş kaftan!

Korkusitesi için yazan Mehmet Fatih Erçetin / King of Horror

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yorumlar (5 Yorum)

YORUM YAZ