Ölüm kasabanıza geldi Şerif! Sam Loomis - Halloween (1978)

Devil Woman

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

11 Mayıs 2012

0 Adet Yorum

0

She yao jing, Kung Fu aux Philippines
Yönetmen: Albert Yu, Felix Villar
Senaryo: Jimmy L. Pascual
Imdb Puanı: 6.2/10
Yapım: 1970, Filipinler, 94 Dakika
Oyuncular: Alex Tang Lee, Rosemarie Gil, Yukio Someno, Romy Diax, Johanna Garcia, David Yau, Lito Legaspi

IMDb’ye her zaman güvenmemek gerekiyor. Mesela bahsi geçen bu zor bulunan filmin “She yao jing” adıyla “gerçek” linki şu: http://www.imdb.com/title/tt0072868/

Fakat eğer “Devil Woman” diye ararsanız şu çıkıyor: http://www.imdb.com/title/tt0276064/

Bu ikinci linkin oyuncu kadrosu ve yönetmeni tamamen farklı. Fakat posteri She yao jing’in Fransız edisyonuna ait. Üstelik yılı yine 1970, yer yine Filipinler, konu tamamen aynı. Ben bu ikinci linkin yanlış olduğunu düşünüyorum; bu filmi gören izleyen biri yok zira. Bence aynı film için farklı linkler konmuş. İkisinin de puanı değişik.

Her neyse; işte “yanlış yapmayan” Korku Sitesi’nden yine az bulunan bir film örneği daha. Konu şöyle:

Küçük bir köyde, şimşekli bir gecede bir kadın doğum yapar. Çocuk lanetlidir; saçlarının yerinde yılanlar vardır. Baba önce bebeğini öldürmeye çalışır fakat anne buna engel olur; ne olursa olsun bebekleri kendi kanlarındandır. Üstelik ismi Manda olan bu kız yılanların üzerinde hakimiyet kurabilen bir cadıdır aslında. Neyse; yıllar geçer, bu fakir aile kızlarını bağırlarına basar, ona Manda adını verirler. Fakat zavallı küçük kız sırrı ortaya çıkmasın diye başında siyah bir türbanla dolaşmaktadır. Köyden sadece tek bir oğlan onunla oynamaktadır (o da fakirdir çünkü). Fakat diğer çocuklar kızla dalga geçer ve ona saldırırlar. Manda’nın saçındaki yılanlar bu acımasız çocuklardan birini ısırır. Zaten köylüler köylerindeki kuraklık nedeniyle bir lanet aramaktadır; bir de bu olay gerçekleşince ellerine meşaleleri alıp kızın evine gelirler. Babasını öldürüp kulübeyi annesiyle beraber yakarlar. Manda son anda kurtulur ama anne babasının mezarı üstünde intikam yeminleri eder.

Yıllar sonra Manda büyüyerek güzel bir kız olur ama o siyah türban hala başındadır. O sıralarda köyde etrafı yağmalayan bir eşkiya çetesi vardır; Manda kontrol ettiği yılanlarla bu adamları ve liderleri Lupo’yu korkutarak kendi emri altına alır. Bir mağarayı mesken edinirler; Manda gönderdiği yılanlarıyla köylüleri zehirlerken, Lupo önderliğindeki çete elemanları gerçekleştirdikleri hırsızlık, adam kaçırma, cinayet ve tecavüzle cadıya destek olurlar. Çocukken Manda’nın arkadaşı olan oğlan da büyümüş, yakışıklı bir delikanlı olmuştur. Bu genç adam (ki aslında çocukluğundan beri Manda’ya aşıktır) kızı sevgiye ve huzura davet eder ama Manda’nın gözünü intikam hırsı bürümüştür; çocukluk aşkını refüze eder. O sırada Hong Kong’dan Filipinler’e yeni gelen Shu Wen adlı bir adam, yolda Tina adlı bir kızı kurtarır. Tina köyün en zengin adamının kızıdır. Shu Wen hem doktordur hem de Kung-fu ustasıdır. Tina kısa zamanda bu cesur adama gönlünü kaptırır. Fakat köyde Tina’ya gizlice aşık olan sanırım Wado adında bıçkın bir genç vardır ki Tina’ya zorla sahip olmak için eşkiya lideri Lupo’nun yardımını ister. Sonuçta Manda ve Shu Wen karşı karşıya gelecektir.

Genelde bu tür filmler konusunda olumlu yorumlar yaparım. Fakat Devil Woman hani o “manyak” filmlerden biri değil. Konu ağır aksak ilerliyor, bazen insanı gerçekten sıkabiliyor. İnsanın aklını başından alacak sahneler pek yok. Filmde tek korkunç olması gereken ama olamayan sahneler, yerlerde sürünen zavallı yılanlara yapılan zoomlar. Bu yılanlar kamera dışında duran ekip elemanları tarafından oyuncuların üzerlerine atılıyor, sanki saldırıyorlarmış gibi. Genelde bu tür filmlerde olabilecek çıplaklık yok, hatta film fazlasıyla muhafazakar. Manda bir sahnede soyunarak göle giriyor, türbanı başında. Kamera boynundan aşağısını göstermiyor. Sudan çıkan genç kadın incecik beyaz elbisesini ıslak ıslak üzerine geçirince bir de görüyoruz ki meğer içinde siyah sütyeni varmış! Bu tür filmlerde kabul edilemeyecek rezaletler bunlar! Şiddetle kınadım.

Ben daha çok bir Türk filmine benzettim “Devil Woman”ı. Özellikle de hem doktor hem karateci kahramanın Cüneyt Arkın’ı hatırlatır bir tarzda yorumlanışı, bende tanıdık hisler uyandırdı. Bir yandan insanların ayak bileklerine elastik bandajlar saran, diğer yandan beyefendiliğiyle tam bir aşık profili çizen (ama asla uçkuru çözmeden!), bir diğer yandan kavga dövüş sahnelerinde bile lekelemediği kar beyazı takım elbisesiyle onlarca adamın karşısına tek kişilik ordu gibi çıkan Shu Wen’e saldıran adamların önce tek tek sonra değişik açılardan ikişer ikişer hücum etmeleri bile tanıdık. Her darbede çıkan “çaat” sesine eşlik eden “hıııaaa”, “uuaaa” nidalarında, ve dahi bir köy kutlamasında fonda çalan Johann Strauss’un yer ve mekanla alakasız “Radetzky marşı”nda, bir Türk avantür filminin sanat yönetimi kaygılarını duyumsadım ben.

Yine de belirtmek istiyorum; her ne kadar Filipin köyünde düzenlenmiş bir doğum günü partisinde İtalyan folklörik kıyafetleri içinde Tarantella oynayan köylüler imgesinin saçma olduğunu düşünsem de, Filipinler uzun yıllar önce İtalyan sömürgesi altında kaldıkları için kültürlerinde böyle bir etkileşim varmış. İnternetten okudum valla. O yüzden yukarıda bahsettiğim marş hususu bu yönden bakınca daha “olabilir” geldi bana, bilemiyorum…

Neticede, (cadılık ve Medusa figürünü de barındıran) korku ila Kung-fu gibi iki ayrı janrı harmanlayan, bunda başarılı da olan ama izleyene pek bir şey vaad etmeyen bir film Devil Woman. Zaten araştırıp bulması zor; bir de bulduktan sonra emeklerinize yazık olmasın.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ