Nefes alamadığınızda, çığlık atamazsınız! Anaconda (1997)

Devil Fetus (Mo Tai)

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

25 Eylül 2009

0 Adet Yorum

0

Yönetmen: Hung Chuen Lau
Senaryo: Man Wah Tsang
Yapım: 1983, Hong Kong Süre: 87 Dakika
Oyuncular: Eddie Chan, Sau Fan Loy, Sha-fei Ouyang, Pak-Kwong Ho, Wing Cheung Gam

Shu Ching, kocası iş gezisinde olduğu için yalnızlık çekmektedir. Genç kadın; kaynanası, eşinin abisi (Chi Cheng) ve ailesiyle (Cheng ailesi) beraber yaşamaktadır. Bir akşam bir panayırda açık artırma sırasında, kristal bir vazo görür. Düpedüz penis şeklindeki bu vazo, ona sarılmış gibi duran küçük bir yaratık objesiyle süslenmiştir. Shu Ching yaratığın başını çevirerek kendisine baktığını farkeder ve büyük bir miktar para ödeyerek vazoyu alır.

Eve döndüklerinde kaynanası bu alışverişten pek memnun olmadığını belirtir bir ifade takınır ama genç kadın vazoyu alıp odasına kapanır. Yalnızlığın iyice sarmaladığı genç ve istekli kadının eli kutunun içine girer ve vazoyu kavrar. Onu karnının üzerinde okşarken birden hayal görür. Bataklıktan fırlamış gibi vıcık vıcık, yeşil bir canavarın altında çırılçıplaktır ve zevkle inlemektedir.

Günler geçer ve Shu Ching’in tavırları değişmeye başlar. Evin iki küçük oğlunun (Kent ve Kwo Wei) hınzırlıklarına karşı daha agresif davranmaya başlar. Nihayet kocası uzun iş gezisinden döndüğünde karısının yatak odasından inleme sesleri duyar. Kapıyı aralayıp baktığında, karısıyla yeşil canavarı sevişirken görür. Odaya hızla dalar ve hayali sahne bozulur.. Kendinden geçmiş karısının elinden okşamakta olduğu penisi alır ve yere atarak parçalar. Fakat kırılan vazodan bir duman yükselerek adamın suratını bir zombiye çevirir. Gürültüye koşan annesi ve yengesi çığlıklar atınca aynaya bakan adam, yüzü dolayısıyla dehşete düşer. Bir maskeymişçesine onu kaldırmaya çalışır fakat ölü cildinin altında kımıl kımıl kurtlar açığa çıkar. İyice aklını kaçıran adam camdan atlayarak intihar eder.

Kocasının anıtı önünde (Çinliler ölen kişilerin ardından, evlerinde bir köşeye anıt benzeri bir düzenleme yaparlar. Belirli günlerde burada tütsü yakıp dua ederler.) gözyaşları döken Shu Ching, gece gaipten gelen bir sesi izler. Fakat suratına atlayan bir kedinin saldırısı sonucu trabzanlardan aşağı düşer ve ölür.

Ardarda gelen iki garip ölümün ardından yasa bürünen Cheng ailesi, evde bir cenaze ayini düzenler. Dua eden rahiplerden biri birden Shu Ching’in tabutunun içerisini görür. Ölü kadının karnı şişer ve aniden patlayarak “Alien” benzeri bir bebek çıkartır. Rahip hızla bir muskayı (üzerine korkuyucu sözler yazılmış, ince uzun kağıt parçasını) tabuta yapıştırır. Neler olduğunu merak eden Bayan Cheng’e gerekli açıklamayı yapar. Ölü kadının lanetli ruhu henüz tam olarak ölmemiştir. Ruh halen orada dolaşmaktadır. Bu yüzden reenkarne olamayacaktır. Üzerindeki muskalar kaldırılmadığı sürece kimseye zarar vermeyecektir. Herkes odadan çıkar (cenazelerin olduğu oda genç çiftin yatak odasıdır) ve rahipler kapının üzerine kağıt muskaları asarlar.

Bu ayrıntılı girişin sahibi olan yapım hayatımda izlediğim en garip filmlerden biri diyebilirim. Anlatmakla olmaz, yaşamak gerekiyor.

En baştan söyleyeyim, sıfır bütçeyle gerçekleştirilmiş bir prodüksiyonla karşı karşıyayız. Efektler çok kötü. Atarilerdeki lazer silahlarından ciuvv ciuvv diye çıkan ışınlarla aktarılan bir kötü ruh, stop-motionla hareket eden eşyalar ve canavarlar var. Ama para yoksa yaratıcılık da yok değil ya! İşte filmin en sevdiğim tarafı bu. Mesela çok garip ölüm sahneleri var. Bir adam odaya kısılıp kalıyor ve üzerine doğru gelen duvarlar arasında kalıp eziliyor, kafatası karpuz gibi patlıyor. Ya da kadının üzerine üzerine gelen ev eşyaları sahnesi var ki hem ucuz hem etkili. Halının altındaki bir bölmeye yerleştirilmiş set ekibinin ayak darbeleriyle oynayan tabanın üzerinde ayakta kalmaya çalışan kadın, birden üzerine kapanıveren demode yatak odası takımı neticesinde bayılıyor. Söyleyin, hangi Türk korku filminde var böyle sahneler?

Türk filmleriyle kıyaslamamın bir sebebi var. Nedense 80’li yılların Yeşilçam klasiklerini izlerken yaşadığım o sıcaklığı tattım filmde. Dönemin zenginlik anlayışına göre düzenlenmiş havuzlu malikane, anneannenin doğum gününde verilen “Avrupai” parti, rüküş kıyafetler… falan aşina olduğumuz görüntüler. Yine de kültür farkından doğan ve insanda ister istemez gülme isteği uyandıran bazı bölümler yok değil.

Başta anlattığım olayların üzerinden 12 yıl geçer. Cheng ailesi daha büyük, havuzlu mavuzlu bir eve taşınmıştır. Tabii oğulları da büyümüştür. Hele büyük oğulları Kent, Uzakdoğu dövüş sanatlarında hep birincilik alan yakışıklı bir genç adam olmuştur (demek isterdim ama ne yakışıklı ne de karizmatik bir oğlan olmuş). Evlerine konuk gelen uzaktan akrabalarının kızı Juju havuzdan öyle ihtişamlı (!) çıkar ki, genç adam donunun içindeki organlardan pompalanan hormonlarla bu dünyalar güzeli (gibi gösterilmeye çalışılan) kıza aşık oluverir. Bahsettiğim gibi büyükannelerini, doğum günü için evinden almaya giden Kent ve Juju, onu dua ederken görür. Yaşlı kadın, eski kötü hadiselerin olduğu evden ayrılmamıştır. Meraklı Juju, lanetli ruhun üzerindeki mühürü bozar ve olaylar sinsilesinin ilk adımını başlatır.

Önce köpekleri garip davranmaya başlar. Partide dansetmeye çalışan ve kesinlikle bunu başaramayan figüran takımını rahatsız eden köpek ile Kent arasında bir dövüşme sahnesi var ki; ben böyle gerçekçi bir sahne görmedim. Yönetmen bu konuda gerçekten başarılı bir iş çıkarmış. Kavga sonucu ölen köpeğinin mezarının başında, topraktan çıkan kötü ruh tarafından (lazer ışınlarıyla) işgal edilen küçük oğul Kwo Wei, filmimizin asıl korku öğesini oluşturuyor. Yani şimdiye kadar yaptığım lak laklar filmin sadece giriş bölümünü kapsıyor.

Dediğim gibi çok garip sahneler var. Mesela Taocu rahip ile Kwo Wei arasında bir kavga geçiyor ki akıllara zarar. Taze beyinlere onulmaz yaralar açabilecek bu sahnelerde lazer ışınları, fırlatılan kan, havada (iplerle) uçma, bir orada bir burada belirme ve daha nice “Dünyayı Kurtaran Adam” efektleri ard arda sıralanıyor. Bölüm bitip, rahip toprağın altından çıkan ellerle fırıldak gibi dönerek yeraltına çekildiğinde, mecburen filmi durdurup, salim kafayla bir müddet düşünmek zorunda kalıyorsunuz.

Oyunculuğun yerlerde dolaştığı, makyaj ve efektlerin orta okul el işi dersinde sınıfta kaldığı film yine de etkileyici olmayı başarıyor ve bir solukta, sıkılmadan izlenebiliyor. Keşfedilmesi gereken bir hazine olarak gördüğüm filmle ilgili düşüncelerimi, karı koca arasında geçen şu eşsiz diyalogla neticelendirmek istiyorum:

“Bay Cheng: -Bobby (köpekleri) neden böyle birden değişti acaba?
Bayan Cheng: -Çünkü onu devamlı acı biberle besliyordun.
Bay Cheng: -Ben de acı biber yiyorum, bana niye bir şey olmuyor?
Bayan Cheng: -Eh, sen üstüne ginseng şarabı içiyorsun da ondan!”

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl


Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ