İnsanlar hayaletlere neden inanır? Eğlence için mi? Hayır! Ölümden sonra bir şeyler olduğu ihtimali için.1408 (2007)

Demons

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

09 Kasım 2009

11 Adet Yorum

11


Yönetmen : Lamberto Bava
Senaryo/Yapım : Dardano Sacchetti, Dario Argento
Yapım:1985, İtalya, 88 Dakika
Oyuncular: Urbano Barberini, Natasha Hovey, Karl Zinny, Fiore Argento, Paola Cozzo, Fabiola Toledo, Nicoletta Elmi

Müzik öğrencisi Cheryl, Batı Berlin’de bir trenin camına yansıyan iblis maskeli bir adam suratı görür.

Herşeyden önce; “Démoni” gerçekten iyi bir korku filmi! Ustası Mario Bava’nın kendi kadar ünlü olan oğlu Lamberto Bava’yı yapımcı olarak destekleyen Dario Argento faktörü, “Demons”un neden klasikleşmiş bir korku filmi olduğunu açıklayan etkenlerden biri (Birçok yayın organına göre şimdiye dek çekilmiş en korkunç 100 korku filmi içine dahil ediliyor). Onun dışında dönemin en kıyak müzikleriyle şenlenmiş soundtracki, konusu ve bu konunun işleniş şekli; bir filmi “Korku Filmi” yapan kriterlerin kitabını yazıyor adeta.

Masum kumral Cheryl, sokakta gezenlere ücretsiz sinema bileti dağıtan metal maskeli bir adamdan kendisi ve seksi esmer arkadaşı Kathy için iki bilet alırken başına geleceklerden habersizdir. Metropol adında, yeni açılmış sinema salonu görkemli bir katedralden farksızdır. Kızlar daha girer girmez damat adaylarıyla karşılaşırlar. Sarışın George Cheryl’e sırnaşırken, esmer Ken Kathy’ye yaklaşır. Sinemada yalnız değillerdir. Ücretsiz film fikrine sıcak bakan Frank ve karısı, evlilik yıldönümlerini kutlamaktadır ama görünen o ki geçen yıllar sevgilerinden çok şey götürmüştür. Bunlara tezat oluştururcasına taze aşklarını çifte kumrular gibi yaşayan gencecik iki sevgili Hannah ve Tommy; gizemli yer gösterici kızıl Ingrid’in eşliğinde salona geçer. İlginç karakterlere yaşlı ve kör bir adam da eklenir. Eh kör bir adam film izleyemeyeceği için, olanları anlatması için yanında bir yardımcısı vardır: bezgin Liz bu fırsatları aşığıyla gizli gizli sevişmek için değerlendirmektedir. Bu çok karakterli filme ortalığı karıştıracak üç kişi de dahil olur; muhabbet tellalı olduğu üzerinden sızım sızım akan zenci Tony, gözdesi Latin dilber Carmen ve gürültücü zenci Rosemary antreye girer girmez makaraya başlar. Bekleme salonunda, motorsiklet üzerine oturtulmuş cansız bir manken vardır. Bir elinde samuray kılıcı (katana) tutan bu mankenin diğer elinde metal bir iblis maskesi asılıdır. Spontan dikkati artmış manik Rosemary bu maskeyi alıp takar ve arkadaşlarını korkutmaya çalışır. Fakat yanlışlıkla yüzünde bir çizik oluşur (nı-nı-nı-nııııın)!

Gösterilen film; Kathy ne kadar nefret etse de bir korku filmidir (ve bizzat Dario Argento’nun çektiğinden bahsedilir). Bu filmde, iki kız iki erkekten oluşan dört arkadaş şans eseri “Nostradamus”un mezarını bulurlar ve meraklarına yenilip açarlar. Buradan çıkan eski bir kitap ve iblis maskesi dikkatlerini çeker. Erkeklerden biri maskeyi kayıtsızca yüzüne takar ve Rosemary gibi o da yüzünü çizer. Rosemary, izlediği filmdekilerin aynısının yinelendiğini farkederken yanağındaki yara kanamaya başlar. Yüzünü yıkamak için tuvalete gider, veeee….

Ondan sonra kan gövdeyi götürüyor arkadaşlar. Tüyler ürpertici sahnelerle değişime uğrayarak teker teker iblisleşen izleyiciler dışında kalanlar; kısılı kaldıkları sinema salonundan kaçmak için mücadele veriyorlar. Üstelik onlara bir nebze olsun yardım edebilecek kişiler, otomobil hırsızlığı nedeniyle polisten kaçan, uyuşturucu müptelası birkaç punktan oluşuyor maalesef: Ripper (bu rolünden sonra neredeyse her İtalyan korku filminde rastlayacağımız Lino Salemme), Return of the Living Dead‘deki Trash’in karşılığı gibi duran Nina, Baby Pig ve Hot Dog.

Farkettiyseniz anlatım şekli bir felaket filmini andırıyor. Önce teker teker tanıtılan karakterlerle özdeşlik kurmamız sağlanıyor; daha sonra bu karakterlere bir hayatta kalma mücadelesi yaşatılıyor. Burada iblis istilası seçilmiş olabilir ama mesela yerine kontrol edilemeyen bir yangın konsa tek kelimeyle bir felaket filmi olabilirdi elimizde. Şanssız durumu zombi istilası olarak da değiştirebiliriz ama genelde zombi filmlerinde can derdine düşen karakter sayısı nispeten azdır.

Nitekim, başta da belirttiğim gibi işin gerilimli kısmı, kapana kısılmış birkaç itici karakterin galeyanından değil, kusursuz atmosferden kaynaklanıyor. Bir kere Metropol adı verilen devasa sinema salonu, arka odaları, locaları ve labirentimsi koridorlarıyla haklı bir mekan seçimi olmuş. Bu büyük bina birden klostrofobik bir mezara dönüşüveriyor. İkinci bir unsur da film içinde film mantığıyla arz edilen beyazperdedeki görüntülerin gerçek hayatla paralel ilerlemesi ve karakterlerin bunu dehşetle farketmesi… Olağanüstü bir durumla karşı karşıya kaldıklarını hisseden seyirciler bir anlamda da bizi yansıtıyor; acaba gördüğümüz sanal hadiselerin ne kadarını ciddiye almalıyız? İzlediklerimizin gerçekliği bizi ne kadar etkileyecektir? Salondaki katliam sürerken, bir yandan devam eden filmde ekrana yansıtılan korkunç iblis suratları biz izleyilerde de ister istemez bir kuşku, bir irritasyon yaşatmıyor değil. Unutmadan ekliyeyim; filmde yüzüne maske takan genç adamla, başta sokakta bilet dağıtan maskeli adam aynı kişi. Üstelik aktörü yakından tanıyoruz: “Dellamorte Dellamore” ve “Deliria”nın yönetmeni Michele Soavi. Ki hatırlayınız bu olay kurgusunun bir benzeri Deliria’da da işenmişti.

Film, bir insanın nasıl korkutulabileceğini çok iyi biliyor. Korku sineması tarihine kaydedilebilecek sürüyle harika sahne barındırıyor ki bunlardan birisi, tavanı çökerterek salonun ortasına düşen helikopter sahnesi. Bunun dışında sayılması gereken güzel bir havalandırma boşluğu sahnesi de var. Ama ben Carmen’in beyazperdeyi yırtarak fırladığı sahneyi hiçbir şeye değişmem. O ne dramatik bir sahnedir ya Rabbim! Akıllara zarar valla. Makyajlar, her ne kadar demode olsa da göz dolduruyor ve dijital efektler olmadan da terör etkisi yaratılabileceğini cümlemize ispatlıyor. Ağızlardan akan Signal diş macununun mavi rengi bir tarafa bırakılırsa iblis makyajları gerçekten tüyler ürpertici. Splatter janrına uyacak şekilde tüm vücut sıvıları duvardan duvara, galon galon sıçrıyor, akıyor, suratlara kusuluyor. Tek kelimeyle lezziz!

Böyle filmlerin kaderi, devam filmleriyle suyunun çıkarılmasıdır. Buna uyacak şekilde bir finale sahip olan filmde; elinde savurduğu katanasıyla motorsikletli bir savaşçıya dönüşen George’daki “Ash” benzerliği ve salon içindeki katliam sırasında dış dünyada da devam eden bir istilanın ipuçları; devam filmlerinin geleceğini bas bas bağırıyor sanki. Neyse ki aynı ekibin eseri olan “Démoni 2” hem başka bir yolda devam ediyor hem de ayrı bir lezzet sunuyor bizlere. Diğerlerini bilemem ama…

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (11 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.