Gerçeklerin sizi çıkaracağı yolculuğa hazırlık yapamazsınız. 8 MM (1999)

Delirio Caldo (Delirium)

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

GökhanToka

19 Mayıs 2009

2 Adet Yorum

2

Yönetmen: Renato Polselli
Senaryo: Renato Polselli
Yapım: 1972, İtalya Süre: 102 Dakika
Oyuncular: Mickey Hargitay, Rita Calderoni, Raul Lovecchio, Carmen Young

Kafadan sakat bir psikolog olan Dr. Herbert Lyutak kadınlara karşı şiddetli duygular beslemektedir. Arabasıyla yoldan kaldırdığı kadınlara sonu cinayetle biten cinsel eziyetler uygulayan adam, bir yandan da bu cinayetlerin sırrını çözmeye çalışan basiretsiz polis ekibine katili bulmaları konusunda destek olmaktadır. Herbert aynı zamanda güzel bir de karısı olan evli bir adamdır. Karısının da en az kendisi kadar sapık olduğunu öğrenmek Herbert’i çok şaşırtacak olmasına rağmen, sapık bir katil olduğunu bile bile bu adamla evli kalabilmeyi asıl sapıklık olarak değerlendiren biz izleyiciler için çok şaşırtıcı değildir. Bir süre sonra Dr. Lyutak şehirde kendisine benzer yöntemlerle cinayet işleyen bir başka katil daha olduğunu fark eder ve bu kez polise gerçekten destek olmaya karar verir.

Korku sinemasındaki İtalyan Giallo alt türünün esin kaynağının, çıkış noktasının, Alfred Hitcock’un Psycho (Sapık) filmi olduğu bilinen bir gerçektir. Giallo’da bu anlatı biraz çarpıtılmış, daha görsel-grafik bir hal almış ve polisiye yönü ağırlık kazanmıştır. Whodunnit (Kim Yaptı?) odaklı anlatı Giallo’nun odağına oturur. Giallo türünün temeli psikolojik korku temelli bir eser olan Sapık’a dayanmasına rağmen, bu türde yapılan ürünler daha çok polisiye tarza yakındırlar ve bu anlamda Sapık’dan farklılaşırlar.

Buna karşılık Giallo türünde etiketlenebilen Delirium, polisiye tarzıyla hemen aynı ağırlıkta psikolojik korku – karakter korkusuna da el atıyor ve bu anlamda özel bir film. Açılış sahnesinden itibaren katilin kim olduğu biliniyor ve hatta film Dr. Lyutak’ın kurbanını öldürdüğü sahneyle açılıyor. Belli bir noktaya kadar bir karakter korkusu gibi gelişiyor. Ancak belli bir noktadan sonra (hemen hemen filmin ikinci yarısından başlayarak) Giallo’ya benzemeye başlıyor. İkinci katilin kim olduğu kağıt üzerinde bilinmediği ve filmin geri kalan süresinde araştırıldığı için bu filmin Giallo başlığında ele alınması da bu açıdan doğru. Ancak film Giallo’ya dönüştükten sonra da psikoljik korku anlatısından vaz geçmiyor. Klasik bir Giallo’nun, Buio Omega (Beyond Darkness) filmiyle birleştirilmiş bir hali gibi. Ayrıca filmin cinsel istismarcı havası da var.

Tuhaf bir şey ama filmdeki oyunculukların çok kötü olması filmin amacına ulaşmasını kolaylaştırıyor. İkinci katilin kim olduğu senaryo gereği çok belli olmasına rağmen, kötü ve son derece abartılı oyunculuk sayesinde izleyici dikkati hemen dağılıveriyor. Apansız parlamalar, haykırmalar, ağlayıp zırlayıp, kendini yerden yere atmalar, alakasız yerlerde boş boş bakmalar… (Hatta çatıda bir kovalama sahnesi vardı ki ne zamandır böyle gülmemiştim: Polis kazık gibi dururken birden koşmaya karar verir: Koşma, öne eğilen bir kafa ve arkasına montajlanan, iki adet borunun üzerinden hop hop zıplama sahneleri ile aktarılır). Böylece film bir noktasından sonra başlangıçta emin olduğunuz katilin kimliğinden artık emin olamadığınız bir hale bile dönüşüyor. Sonunda da olabilecek en saçma ve abartılı biçimde sona eriyor. Genel olarak bu filmde yaşanan olaylar, bizim Türk kültüründe “rezillik” adını verdiğimiz, aile içinde yaşanan bir takım mahrem olayların abartılı bir formatta uluorta deşifre edilmesi olayının bir benzeridir. Bir adliye önü sahnesi, bir apartman boşluğu bağrış çağrışı, bir ana cadde saç baş yolmasıdır. İtalyanlar psikolojik korku yapalım, karakter korkusu irdeleyelim derken Akdeniz sıcaklığından ödün verememiş ve rezillik çıkarmışlardır. Bu filmden hareketledir ki, belki de Giallo’nun neden “Giallo” olduğu ve sınırlarının psikolojik korkuyu dışarıda bırakacak biçimde neden bu kadar keskin çizildiği daha iyi anlaşılabilir.

Gökhan Toka

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Gökhan Toka

Tüm Yazıları
4 Mart 1975′de Ayvalık’da doğdu. Korkunç bir evde büyüdü. Gıcırtıyla açılan büyük paslı metal kapılar, binbir çeşit ıvır zıvır ve örümcek ağlarıyla dolu kocaman depolar, dize kadar suyla dolu hiç ışık girmeyen bir bodrum katı, üzeri beyaz çarşaflarla örtülü mobilyalarla dolu kullanılmayan tozlu odalar. Bu ev ortamı her türlü alt korku genresi için gereken arka fonu sağlayan bir set gibiydi. Artık ruh sağlığı adına bu acayip evden uzaklaşmak zorundadır. Bir yatılı okula yazılmaya karar verir. Ne var ki bu kararı verdiği 80′li yıllarda korku sineması altın çağını yaşamakta ve Lambada kokulu sıkıcı yatılı okul atmosferinde tek elle tutulur eğlence modeli “videoda film izlemek” olarak göze çarpmaktadır. Gökhan 80′lerin tüm korku filmlerini o dönemde videoda sıcağı sıcağına izler. Sonrası ise çorap söküğü gibi gelecektir. Gökhan korku filmi izlemeye devam ediyor ve yaşamını adrenalin bağımlılığı ile geçiriyor. Yıllardır hayvan gibi çalıştığından arada vakit bulursa izlediği filmler hakkında birşeyler de yazıyor. Korkufilmi.net sitesinin kurucusu ve sözüm ona yazarıdır.

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ