Cehennemde yer kalmadığında, ölüler yeryüzünde yürüyecek!. Dawn of the Dead (1978)

Deadlight

Korku Genel

Korku Oyun

Fatih Yürür

21 Eylül 2012

0 Adet Yorum

0

1 Ağustos tarihinde Tequila Works tarafından, Xbox Live Arcade üzerinden 1200 MS puanına satışa sunulan Deadlight; hem 2D oyun severlerin alışkanlıklarını yeniden gözden geçirmelerini sağlayacak hem de düşük bütçeli bağımsız oyunlara olan ilginin biraz daha kamçılanmasına ön ayak olacak bir korku – aksiyon çeşitlemesi!

Son yıllarda konsol ve PC’lerdeki 2D bağımsız oyunların açtığı yol sayesinde, oyun severler de rahat bir nefes almış oldular. Özellikle FPS kalesinin bayrağı diktiği ve her halükarda satışı garanti ama birbirinin klonu olmaya başlayan oyunların getirdiği anlayışa bir alternatif doğmuş oldu böylece. Limbo, Machinarium, Nightsky, Trine, Feist ya da Braid gibi oyunlar sayesinde, indie game anlayışı da oyun severler arasında hakim olmaya başladı. Deadlight ise, bir taraftan bu örnekler arasında kendisine ayrıksı bir yer edinirken diğer yandan da dolgun bütçeli ve arkasında binlerce kişinin çalıştığı oyunları aratmayacak bir atmosfer sunuyor bizlere.

Tahmin edeceğiniz gibi Deadlight, The Walking Dead serisinin görsel tonlarına yakın bir oyun. Diğer bir tabi ile post apokaliptik bir zombi salgını güzellemesi. Hikayemizin ana karakteri ise, Randy… Yine tahmin edeceğiniz gibi oyunda bize yoldaşlık edecek ya da başımızı ağrıtacak herhangi bir yan karakter de yok! Tamamen tek tabanca bir halde zombilerin arasına dalıp, hayatta kalmamız gerekiyor. Burada da fizik çıkarımlarımızı olabildiğince erken çözümleme yeteneğimiz giriyor devreye. Yani Randy’nin bizden başka yoldaşı yok demek daha doğru olur.

Randy’nin, zombiye dönüşmekte olan bir kızı kafasından mıhlaması ile başlayan oyun, daha sonra ailesini aramak için cehennem yerine dönmüş olan şehrin kuytularında çıktığı macerayı konu alıyor. Post apokaliptik zombi salgını furyasının ayak izlerini sektirmeden takip eden oyunun atmosferi yukarıda da belirttiğim gibi The Walking Dead serisine çok şey borçlu. Nitekim şehrin belli başlı yerlerinde kümelenmiş ve bir şekilde salgından kurtulmayı başarmış küçük küçük gruplar da var –ki biz de zaten böyle bir grubu terk etmek zorunda kalıyoruz. Oyunun akrabalık bağları üzerine çok fazla kelam etmeye gerek yok. Piyasadaki kıyamet sonrası zombi çeşitlemelerinin kaba bir konsantresi dersek aşağı yukarı Deadlight’ı tanımlamış oluruz zaten.

Randy’nin bu tek kişilik macerasının, belli başlı inişler ve çıkışlar dışında, oyuncuyu dumura uğratacak pek bir tarafı yok! Yani son dönemde beyazperdede karşımıza çıkan bir takım zombi güzellemelerinin çarpıcılığını Deadlight’dan beklemeyin. Oyun sadece Randy’nin hayatta kalabilmesi üzerine kurulu olduğundan, arka planı besleyen çetrefilli bir hikaye aramanız, hayal kırıklığını garanti edebilir.

Çizgi roman estetiğine göz kırpan ara videolar da, hem The Walking Dead serisini hem de Jesus Hates Zombies / Abraham Lincoln Hates Werewolves gibi çizgi öykülerin tarzını andırıyor. Tabi bu örneklere oyun dünyasından Shank, Trapped The Dead ya da Gray Matter sayesinde fazlasıyla aşinayız. Deadlight’in görsel tonlarına da cuk oturmuş bu ara videolar. Yani Deadlight için, bu trendi üzerinde en sağlıklı şekilde taşıyan oyunlar diyebiliriz.

Oyunun 2D olması sebebi ile, genel anlamda hikayenin de içine sinen bir çizgi roman etkilenimi var zaten. Özellikle iç ve dış mekan etkileşimindeki gölge oyunlarında, yaratıcılarının çizgi roman konseptinden fazlasıyla etkilendiklerini gösteriyor. Burada yaratıcı ekibin hikaye anlatma ve atmosfer yaratma konusundaki becerileri de devreye giriyor. Çoğu zaman içini görmediğimiz bir mekana dalarken ya da ferah bir iç mekanı terk ederken bizleri nelerin karşılayacağını kestiremiyoruz. Bu sürpriz faktörü her ne kadar belli bir noktadan sonra sıradanlaşsa da, oyunun artı hanesine eklenecek kadar dikkate değer. En azından Doom 3 gibi her karanlık köşeden bir yaratığın üzerimize zıplaması gibisinden ucuz numaralara baş vurmak yerine gerilim dozunu, sağladığı atmosfer ile beslemesini bilen bir yapım ekibinin elinden çıktığı belli oluyor Deadlight’ın.

Bir platform oyunu olarak Deadlight’ın, türdeşlerine nazaran daha detaylı olduğunu söylemiştim. Özellikle arka plan tasarımları ile 2D oyunlar arasında kendine has bir yer edindiği bir gerçek. Hatta ve hatta oyunun grafik anlamında tek büyük rakibinin Trine 2 olduğunu iddia edebilirim. Tabi Deadlight’ın zaman zaman daha geniş bir alana yayıldığını da göz ardı etmemek lazım. Bütün bu atmosferi bir indie game de bulabilmek ise işin en keyifli tarafı.

Zombi oyunlarının temel kuralları, Deadlight’ta da aşağı yukarı geçerliliğini koruyor. Kesinlikle ama kesinlikle cephaneyi har vurup harman savurmamak, harcanacak kurşunları zombilerin kafasına isabet ettirmek ve tabi erkekliğinizin 10’da 9’luk kısmını verimli bir biçimde kullanarak tabanları yağlamak bu kalıp kurallardan bazıları. Elbette ateş etmeden önce iki kere düşünmenizde fayda var çünkü bildiğiniz gibi bizim yürüyen cesetler en ufak bir sese bile duyarlılar. Tabi ses çıkartma konusundaki bu duyarlılık oyuna adet yerini bulsun diye eklenmemiş sadece. Çoğu zaman fizik kurallarına dayalı bulmacalar dışında, zombilerin sese olan duyarlılıkları üzerine gidilen bulmacalarla da haşır neşir oluyoruz.

Deadlight, türdeşlerine oranla pek de zor bir oyun değil. Hatta ve hatta 2D oyunlar içerisinde en az bulmaca barındıran oyun bile diyebilirim Deadlight için. Limbo ya da Unmechanical gibisinden fiziğe dayalı bilmeceler ya da Braid gibisinden pc başında kafayı kırdıracak çetrefilli bulmacalar ile Deadlight’da pek karşılaşmıyorsunuz. Genel olarak çevre etkileşimine dayalı bulmacalar ile cebelleşiyorsunuz o kadar. Yani totalde oldukça kolay bir oyun Deadlight. Tequila Works, oyuncuya beyin jimnastiğinden ziyade bol miktarda gerilim ve aksiyon sunmak için makyajlamış oyunu adeta!

Uzun lafın kısası, Deadlight yaklaşık 3-4 saatlik bir süreye sahip. Bulmacalar ile cebelleşme kat sayınıza göre 5-6 saate kadar da uzayabilir süresi. Ortalama bir indie oyun kadar kendisi ile uğraştırıyor anlayacağınız. Ucu açık sonu ile, bir seriye dönüşmesi muhtemel olan oyunun, en büyük kozlarından biri de aksiyon ritmini tutturabilmesi. Zaman zaman tekdüzeleşiyor gibi gözükse de, zamana yayıldığında bir 2D oyundan beklenmeyecek kadar sağlam bir adrenalin zulasına sahip.

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.