Her şey başlangıçta son bulur... The Butterfly Effect (2004)

Deadheads

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

Fatih Yürür

27 Temmuz 2012

0 Adet Yorum

0

Yönetmen: Brett Pierce, Drew T. Pierce
Senaryo: Brett Pierce, Drew T. Pierce
Imdb Puanı: 5.1/10
Yapım: 2011, ABD, 79 Dakika
Oyuncular: Michael McKiddy, Ross Kidder, Markus Taylor, Thomas Galasso, Natalie Victoria, Eden Malyn

Son dönemdeki zombi parodisi bombalamalarının arasında sıkışıp kalmış Deadheads, önlerindeki sinemasal ürünleri tükettikten sonra, kan arzusunu bastırabilmek adına arşiv karıştıran sinefillerin radarına yavaş yavaş girmeye başladı!

Anlaşılan o ki, zombi parodilerinin kaynakları uzunca bir süre daha tükenmeyecek. En son yazıma meze ettiğim Juan Of the Dead’in üzerinden bir ay bile geçmemiş olması da bu tezimin desteklerinden biri. Deadheads ise, olayı biraz daha absürt hale getirerek, ortaya “azıların zombisi” hikayesi çıkartıyor bir nevi.

Daha önce odakta zombilerin cirit attığı parodilere alışığız. En basitinden, 2005 yapımı video oyunu Stubbs the Zombie in Rebel Without a Pulse’da kontrol ettiğimiz ana karakter, kana susamış bir zombiydi. Sayısız kurbanın beynini büyük bir iştahla kemirdiğimiz Stubbs’ın aksine, Deadheads’deki karakterlerimizin durumu oldukça elim.

Ana karakterimiz Mike, tam anlamıyla acıların çocuğu. Öyle ya, bir slasher filminde yer almış olsaydı, büyük ihtimalle gözü dönmüş katilin ilk kurbanlarından biri olabilirdi. Alabildiğine budala, şaşkın ve içinde bulunduğu trajik durum hakkında en ufak bir fikir sahibi bile değil! Ölmeden önce, zengin bir kızla ilişki yaşayan Mike, ölümünden üç yıl sonra diriliyor. Çürümüş bedenine rağmen, bir zombiye dönüşmüş olabileceği aklının ucundan bile geçmeyen Mike, daha sonra bu konuyu yavaş yavaş kabullenmeye başlıyor. Kısa sürede Mike ile samimiyeti kuran Brant ile iyi huylu –ve bir o kadar da mankafa- Cheese’in de ekibe dahil olması ile birlikte, zombi soslu bir kanka komedisi çıkıyor karşımıza.

Çürüyen cesedine rağmen Mike’ın tek amacı, sevdiği kadına evlilik yüzüğünü ulaştırabilmek. Tabi Brant’in başına buyrukluğu ve Cheese’in zapt edilemezliği sebebi ile başları beladan kurtulmayan ekibin yolu, istiladan kaçan Cliff ile kesişiyor. Peşlerinde ise istiladan kurtulmayı takıntı haline getirmiş Thomas Jeremiah ve işini gereğinden fazla ciddiye alan McDinkle ile yumuşak başlı Gillman var!

Aslında Deadheads’in çıkış noktası ilgi çekici sayılabilir. Zombi olduğunun farkına varamayan bir karakterin, çıkış noktasında izleyici için tatmin edici vaatlerde bulunduğu gerçek. Elbette Deadheads’de bu farkındalık sorunsalı çiklet gibi uzamıyor ve yerini iyi kalpli zombilerin hayatta kalma (!) mücadelesine bırakıyor. Brant ile Mike’ın zombilik müessessesine neredeyse vejeteryanik uzaklıkları üzerine pek çok espri çıkabilecekken, ilerleyen dakikalarda ikilinin espri kontejyanını sadece başlangıçta yaşadıkları zombi şaşkınlığına eş değer espriler oluşturuyor. Diğer bir tabir ile Shaun Of The Dead ya da Zombieland’deki gibi bariz espriler ya da Doghouse, Rammbock ya da Juan Of the Dead’deki gibi nükteli göndermeler ne yazık ki Deadheads’de yok! Eğer artık ekşidiğine inanmadıysanız, diyalogların arasına ite kaka yerleştirilmiş cılız bir Star Wars ve laf esprisinden öteye gidemeyen Thriller göndermeleri ilginizi çekerse o ayrı tabi.

Bu açıdan bakıldığında, Deadheads’ın espri kontejyanını Brant’ın düşük çenesi ve işerken elinde kalan penisi (Bir çeşit I, Zombie göndermesi olabilir mi?) ile Cheese’in man kafalılığı dolduruyor. Aşırı derecede takıntılı McDinkle dışında, filme renk katabilecek yan karakterler de yok. Diğer bir tabir ile Pierce kardeşlerin öncülleri iki film sonrasında çıktıkları bu sinemasal macera, başarılı fikirlere sahip olsa da, bu fikirlerden tam anlamıyla eğlenceli “an”lar çıkarabildiklerini söylemek biraz zor.

Sözün özü, parodi filmlerinin her ne kadar sabit bir kitlesi olmadığına ve bu türün herkese hitap ettiğine inansam da, Deadheads, daha ziyade zombi parodilerine karşı kayıtsız kalamayan kitleye hitap eden bir mahsul gibi duruyor. Yine de kendisine şans tanınmasını hak eden, iyi niyetli bir deneme olduğunu da eklemek lazım.

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.