Prime Time'a hoş geldin, sürtük! Freddy Krueger - A Nightmare On Elm Street 3: Dream Warriors (1987)

Dead Space 2: Isaac Clarke Geri Döndü!

Korku Genel

Korku Oyun

Fatih Yürür

10 Mart 2011

3 Adet Yorum

3

Türler evliliği bütün dalların kaçınılmazı olmaya başladı artık. Sinemada, çizgi romanlarda, edebiyatta, tiyatroda ve hatta müzikte. Artık bilgisayar oyunlarının da “hibrid bir sanat” olarak adlandırılabildiği bir dönemdeyiz. Pek çok bilgisayar oyununa, ortalama bir blockbuster dan daha fazla para akıtılabiliyor. Gel gelelim bu tiyatral yatırımlar, yapımcıların daha fazla risk almasına vesile oluyor. Nitekim korsan faktörü, saymış olduğum diğer dallarda olduğundan çok daha fazla etkiliyor video oyun sektörünü. Hal böyle olunca yapımcılar, yan ürünlerinden gelir elde edebilecekleri (poster, kitap, action figür, diorama vs) oyunlar üretmek zorunda kalıyorlar.

Bu oyunların en önemli özellikleri ise görsel tasarımlarını “ikonik” bir hale getirebilmeleri. En önemli örnekler arasında God Of War‘ın cengaveri olan Kratos‘u gösterebiliriz. Diğer taraftan Dead Space‘in ana karakteri olan Isaac‘ın kostümleri ya da oldukça grotesk olan yaratık tasarımları da bu “ikoniklikten” nasibini fazlasıyla alıyor.

Bütün bu tüketim şıklarını biraz daha güçlendirebilmek için de yukarıda bahsettiğim türler evliliğine gidilmek zorunda kalınıyor. Örneğin salt bir korku oyunu olarak yola çıkan ve zamanla aksiyon kısmı ağır basmaya başlayan Resident Evil serisini bu kategoride bir örnek olarak anabiliriz. Fakat Dead Space, daha ziyade bu gelişim evresinin nihayete erdiği bir dönemde karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda bilimkurgu – korku ve aksiyon bileşenlerini başarılı ve dozunda bir şekilde kullanarak, yeni nesil oyuncuların ilgisini rahat bir şekilde çekebilmesi sürpriz olmasa gerek. Elbette ki buraya kadar bahsettiğim kısım, Dead Space’in sadece makyajı ile alakalı tarafıydı. Zira bu noktadan sonra devreye deneyim giriyor ve “nedenler” ile “nasıllar” daha elle tutulur örneklerle çoğalmaya başlıyor…

İlk Dead Space oyununda, Ishimura adındaki gemi içerisindeki dehşete tanık olmuş ve bu dehşete sebep olan esrarengiz Marker‘dan kurtulmaya girişmiştik. Marker, etrafındaki insanlara halisünatif baskılar yapan bir kaya kalıntısı ki, onun bu garip gücü zaman içerisinde ana karakterimiz Isaac‘i de etkisi altına almıştı. Isaac, bütün mürettebatın esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolduğu Ishimura’nın laneti yetmezmiş gibi, kız arkadaşının kaybı ile birlikte, akli dengesini de yitirmişti.

İkinci oyunumuz da bu noktada başlıyor. Marker‘ın yol açtığı kabustan kurtulmaya çalışan Isaac bir rehabilitasyon merkezine kapatılıyor. Isaac’in incelenme aşaması ise, kabusun bu merkeze uğraması ile birlikte sona eriyor. İşte bu noktadan itibaren, oyun tarihinde çok sık rastlamadığımız bir deneyimin kollarına doğru koşmaya başlıyoruz!

Dead Space 2 Fragman

Belirtmem gerekir ki Dead Space 2, olağanüstü dinamik bir girizgah sunuyor oyuncusuna! Tansiyonun büyük bir istikrarla yüksek tutulduğu bu bölümde, bir deli gömleği ile hareket kabiliyetinizin kısıtlandığı, dar ve klostrofobik koridorlarda; her yer bir kaç dakika içerisinde cehenneme dönmüş vaziyetteyken, etinizden et kopartmaya niyetli ucubelerden kaçmak zorunda kalıyorsunuz! Yapım ekibinin kurgusal yeteneği burada devreye giriyor ve ilk oyundaki gibi, oyuncuları uzun bir süre atmosfere hazırlamaktansa, dehşetin içine kısa yoldan bir bilet sunarak kendinizi toparlamanızı (!) sağlıyorlar.

Dış uzayda oradan oraya sürüklendiğimiz bu sıfır kilometre Dead Space macerasında, korkuya dair ne varsa biraz daha cilalanmış vaziyette! Öyle ki ilk oyuna nazaran biraz daha karanlık bir atmosfer var karşımızda! Bu koyu ton yer yer Doom 3 ‘ü anımsatmıyor değil! Fakat elbette ki nitelik açısından Doom serisinin kolunun uzanamayacağı yerlere dalıp çıkıyor Dead Space 2.

Yeni oyundaki düşmanlarımız sadece kanımızı içmeye ant içmiş envai çeşit ucube değil elbette! Unitoloji adındaki mezhebin mensupları da sürekli çıkıntı olmaktan çekinmiyorlar. Unitolojinin, Marker’a bakış açısı, ana karakterimiz Isaac’den çok daha farklı. Erich Von Daniken‘in karma mitosundan yapı taşlarından hareket eden Unitoloji, bu iddiayı biraz daha ileri götürüyor. Tarikat mensuplarına göre uzaylılar, insanoğlunun ataları ve insanoğlu zaman içerisinde onların yıldızlardan yaptıkları çağrılara kulaklarını tıkadıkları için cezalandırılıyorlar! Neticede insanoğlunun, beklenen temaslarının gerçekleşmesine daha da yaklaştığı bir gelecekten söz ediyoruz ki Marker‘ın buradaki etkisini yadsıyabilmemiz de pek mümkün değil!

Dead Space 2‘nin entrika bağları da oldukça sıkı. Son dönemde özellikle -ve garip bir biçimde- FPS oyunlarında karşımıza çıkan dost – düşman karmaşası; oyunumuzun rotası üzerinde de oldukça belirleyici bir rol oynuyor. Diğer bir tabirle oyunumuz, popüler kültür kollarında sık sık karşımıza çıkan akrabalık bağlarını kullanarak merakı diri tutmayı ve tansiyonu düşürmemeyi amaçlıyor.

Üstelik yeni oyunumuzda dış uzayla olan münasebetimiz de oldukça arttırılmış. Bu durum her ne kadar atmosfer açısından oyuna esneklik kazandırsa da, klostrofobiye selam çakan gerilimin dozunu da zaman zaman düşürüyor. Yine de tamamı kapalı alanda geçen gerilim oyunlarının kaderinden de uzaklaşmış oluyor. Diğer bir deyişle, dış uzayla bu kadar haşır neşir olmamız, oyunun kendini tekrar etme olasılığının da büyük oranda önüne geçiyor.

Her halükarda son derece başarılı bir örnek olan ilk oyunun üzerine kat çıkmayı ihmal etmeyen bir devam oyunu ile karşı karşıyayız. Bünyesine eklenenler hiç bir zaman kabak tadı vermiyor. Hatta bu esnek yapı, oyunu kategorize edilmesi zor, zengin bir örnek olarak güçlendirmiş oluyor.

Günümüzdeki TPS oyunlarında artık önemini yitiren bulmaca kavramı da fazla girift olmamakla birlikte Dead Space 2’ye yedirilmiş vaziyette. Elbette ki başında saatler harcayacağınız dikkat gerektiren bulmacalar değil bunlar. Daha ziyade grafik motorunun nimetlerinin konuşturulduğu basit ama zekice yerleştirilmiş kombinasyonlardan oluşuyor.

Yapay zeka konusunda da bir ilerleme söz konusu. Yaratık tasarımlarının pek çoğuna, bir önceki oyundan aşinayız fakat aileye yeni eklenen ucubeler de oldukça dişli birer düşman! Yapım ekibi, yaratık karşılaşmalarında da mümkün mertebe tekerrüre düşmemek ve oyuncuyu sıkmamak için oldukça uğraşmışlar. Envanter konusunda da kemerler fazla gevşetilmemiş fakat yine de bir önceki oyunun zenginliği korumaya özen gösterilmiş.

Bildiğiniz gibi Dead Space de, Warhammer ya da Assassin’s Creed gibi yaşayan bir evren olma yolunda kısa zamanda çok yol kat etti! İncelikle işlenmiş senaryosu ile, yaşayan bir evren olma iddiasını destekleyen oyun; zaman içerisinde animasyon filmlerden de takviye almayı sürdürdü. İlk animasyon film olan Downfall ile birlikte özellikle Marker hakkındaki soru işaretlerine yönelen ve izleyicisinin beğenisini kazanan bu evren, yeni oyun ile yakın tarihlerde piyasaya sürülmüş olan Aftermath ile ne yazık ki bu iddiasını fazla ileri götüremedi. Elbette ki bu durum DS2’nin başarısını gölgelemedi!

Son tahlilde DS2, Lovecraft mitoslarından, Alien serisine kadar pek çok referans barındıran ve armasındaki bu etkilenimlerin hakkını fazlasıyla vererek izleyicisinin yüzünü güldüren başarılı bir bilimkurgu-korku çeşitlemesi! Günümüzde piyasaya sürülen envai çeşit oyunun kendini tekrar eden yapısı ve FPS türünün artık mide bulandırmaya başlayan egemenliğinin arasından sıyrılıp, oyun severlerin ezberini bozması bile; yıllar sonra saygıyla anılacak bir seri olacağının sinyallerini veriyor! İyi Eğlenceler!

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Screenshots

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.