Dilediğin şeylere dikkat et! Djinn - Wishmaster (1997)

Dead & Buried

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

04 Ekim 2010

2 Adet Yorum

2

Yönetmen: Gary A. Sherman
Senaryo: Ronald Shusett, Dan O’Bannon (Jeff Millar ve Alex Stern’in bir öyküsünden)
Imdb Puanı:6.5/10
Yapım: 1981, ABD, 94 dakika
Oyuncular:
James Farentino, Melody Anderson, Jack Albertson, Dennis Redfield, Nancy Locke Hauser

“Welcome to Potter’s Bluff; A New Way of Life!”

Küçük Potter’s Bluff kasabasında her şey olağan gözükmektedir. Ta ki kimliği belli olmayan ama kasaba dışından olduğu tahmin edilen kişilerin cesetleri bulununcaya kadar. Şerif Dan Gillis, kendi deyimiyle “pul kadar” bir kasabada, kısa sürede bu kadar çok “şüpheli ölüm” görülmesinden rahatsız olur ve olayları araştırmaya başlar. Kasabanın asayişinden sorumlu tek kişi olduğu için işi kişiselleştirir ve kazaların cinayet, cinayetlerin ise anormal olduğunu farkettikçe yoğun bir strese girer. Görünen o ki olanlardan memnun bir kişi vardır o da cenaze evinin sahibi Dobbs’dur.

Temel olarak “Alacakaranlık Kuşağı”ndan bir bölümmüş hissi uyandıran “Dead and Buried”in konusundaki ipuçlarını ele vermek istemiyorum. O yüzden öykünün “Two Thosand Maniacs (1964)”, “House of Wax (1953)”, “The Stepford Wives (1975)” ve birazcık da “Invasion of the Body Snatchers (1978)” arasında bir yerde durduğunu belirteyim. Tabi bir farkla, burada uzaylı yok.

Joe Renzetti’nin harika ötesi müziğiyle başlayan film seyirciyi hızla içine çekiyor ve özellikle prolog bölümü (bence) çok başarılı. Daha sonra şerif Dan’in gözünden adım adım ilerleyen filmde kasaba sakinlerinin ve Dan’in eşi olan Janet’in gittikçe garipleşen davranışları filmin heyecanını bir nebze artırsa da tam bir tatmin duygusu yaşayamıyorsunuz. Bilemiyorum, her şey yerli yerinde ama filmde beni tatmin etmeyen bir şey var. Belki tanıdık konusu belki de katil(ler)in filmin başından beri biliniyor olmasıdır bu neden. Neticede film başladığı atmosferle devam edemiyor.

Filmin güzel bir sürprizi var. Hayır sonu değil, zira finalini daha en baştan anlıyorsunuz. Bu tür gizem filmlerinde beklemediğimiz şiddette gore sahneler var. Anladığım kadarıyla yapım şirketi bu sahneleri olabildiğince törpülemeye çalışmış. Yine de elde kalan görüntüler heyecan verici. Özellikle de (Spoiler!) burnundan verilen asitle patlatılan kafa sahnesi (Spoiler sonu!) çok yaratıcı.

Oyunculuk yönünden filmin en sahne çalan aktörü, bu filmle son filmini yapmış olan Jack Albertson gibi görünüyor. Levazımatçı Dobbs’u ilham verici ve bir o kadar da itici şekilde canlandıran aktörün yanına başka bir oyuncu koyamıyorum. Janet’i canlandıran Melody Anderson biraz iyi. Fakat James Farentino, filmin en can alıcı olması gereken sahnede yani finalde öyle yanlış bir tepki veriyor ki insanda hayal kırıklığı yaratıyor. Bunun aksine kasaba halkını canlandıran oyuncular kendi çaplarında ilginçliklerini korumuşlar. Özellikle de kariyerinin baharındaki Robert Englund’u görmek güzeldi.

Sonuç olarak; birkaç yerinde insanı ürpertmeyi başaran, oldukça iyi plastik efektler içeren (yeniden yapılandırılan yüz sahnesi mesela) fakat bittikten sonra anlatacak bir şeyinizin olmadığını farkettiğiniz bir film “Dead and Buried” (ben de filmden bahsetmekte zorlanıyorum). Hani “Hmm. Güzel bir filmdi yaa. Öyleydi sanırım…” diyeceğiniz türden. Belki film daha uzun olabilirdi. Belki karakterler daha derinlikli incelebilirdi…bilemiyorum. Başta da dediğim gibi bir korku dizisinin diğerlerinden daha önde duran bir bölümü gibi duruyor. Önerir miyim? Kesinlikle öneririm. Bir kere çok eğlenceli. Olaylar hızla gelişiyor ve konudaki gizem eksikliğini göz ardı ederseniz bazı sahneler insanı yerinden sıçratmıyor değil. Fakat hala, hala… Bir şeyler eksik… Çünkü bu film bir başyapıt olabilirdi. Şu haliyle sadece iyi bir film diyebiliyorum.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.