Buradan tek bir çıkış yolu var... ve ben o yoldan geliyorum! SIMON SAYS (2006)

Dawn of the Dead remake

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

YasinKarakaya

04 Ekim 2010

11 Adet Yorum

11

Yönetmen: Zack Snyder
Senaryo: James Gunn, George A. Romero (1978)
Imdb Puanı:7.4/10
Yapım: 2004, ABD/Kanada/Japonya/Fransa, 110 min (unrated director’s cut)
Oyuncular:
Sarah Polley, Ving Rhames, Jake Weber, Mekhi Phifer, Ty Burrell, Michael Kelly, Kevin Zegers

‘When There’s No More Room In Hell The Dead Will Walk The Earth’

Gizemli bir virüs insanları beyinsiz, et yiyici zombilere dönüştürmeye başlayınca, bir avuç insan hayatta ve aynı zamanda insan olarak kalabilmek için umutsuz bir savaş başlatır..

Orijinal ‘Dawn of the Dead’ George Romero’nun Zafer Anıtı’dır. Bu film eleştirmenler tarafından ortak olarak zombi korku sinemasında çıtayı yükselten bir başarı olarak takdir edildi ve yönetmenin bir önceki filmi olan ‘Night of the Living Dead’ ile beraber türün en sevilen ikonlarından biri olarak Romero’nun korku sineması tarihinde koltuğunu garantiledi. Filmde, alışveriş merkezi kültürünün ve günümüzdeki insan doğasının eleştirel incelemesi türün en sert dalgacılarını bile etkiledi. Tüm bunları söylemiş olmakla beraber ben hiçbir zaman orijinal filmin gerçek bir fanatiği olamadım. (‘Day of the Dead’ fanatiğiyim) Sebebi ne olursa olsun filmde herkesin bulduğu güzel şeyleri ben bulamıyorum. Sonuçta orijinal film benim damak zevkime göre galiba biraz fazla ağır..

Fakat bu söylediklerimden tabii ki filmin bütün elementlerinin kötü olduğu anlamı çıkartılamaz. Bu tarz bir korku filminin hakkının verilebilmesi için bazı karakter derinlikleri ve bu karakterlerden korkmak için bir takım nedenler gerekli. İzleyiciler kurbanlara duygusal olarak bağlanmalı ve karınlarında büyüyen korku çukuru için bir açıklamaya sahip olmalıdır. Orijinal filmde bu bahsettiğim elementlerden çok fazla miktarda da olabilir. Karakterlerin amaçları doğrultusunda performans göstermesi yerine, karakter gelişimine fazla odaklanmalarının dolgu malzemesi gibi kullanıldığı ve donuk hale geldiği ince bir çizgi var (en azından benim için). Dikkatimizi sürdürebilmemiz için bir eylem olmalı. Bir zombi filminde bu eylem ise kanlı ölümler ve yaşayanların parçalanmaları demek. Elbette, filmde bu tür sahneler bakımından bir eksiklik yok, ama filmin iki saat sürdüğü düşünüldüğünde bu sahneler az ve aralarında çok zaman var.

Her neyse hatırımda kaldığına göre ben yeniden yapımı değerlendiriyordum, değil mi, orijinali değil. Efsane Johnny Cash’in ‘When The Man Comes Around’ parçasıyla açılış yapan ve bir saat kırk dakika süren bu yeniden yapım, orijinale yönelik beklentilerimi tamamen karşıladı. 100 dakika katıksız bir şekilde zombilerin sıvılaştırıldığını ve katledildiğini izliyorsunuz demek istemiyorum. Orijinal filmi oluşturan pek çok elementin yanı sıra, film, daha yoğun bir aksiyonu cesaret ile birleştirmiş durumda. Bana göre bu, mükemmel bir modern zombi filmi (kişisel favorim sonsuza kadar Fulci’nin ‘Zombie Flesh Eaters’’ı olarak kalacak olsa da).

Filmin değişkenlik gösterdiği bir başka konu da, orijinal filmin senaryosunda terkedilmiş bir alışveriş merkezine sığınan insan grubunun aynen bulunması, ancak bunun ötesinde hikayenin gidişatının tamamen değişmiş olması. Filmlerin yeniden çekimlerini orijinalden ayıran bir miktar yaratıcı boşluğa yer bırakılmalıdır (hepimiz ‘Psycho/Sapık’’ın sahne sahne yeniden çekiminin ne kadar rezalet olduğunu biliyoruz) Fakat böyle bir durumda bile, genellikle her iki filmde de birbirine benzeyen hikaye elementleri olur. Bu filmde tek bağlantı lokasyon. Hiçbir karakter tekrarlanmamış, hiçbir sahne kopyalanmamış. Gerçekten buna Zack Snyder’ın ‘Dawn of the Dead’’i demek gerekir, tıpkı Stanley Kubrick’in kendini ‘The Shining’ ile ilgili olarak Stephen King’den ayırması gibi. Diğer karakterlerden ayrılan bir grup şüpheci bu filmde de mevcut olsa da (dört kişiden değil üç kişiden oluşan bir grup) bunların orijinal filmdeki karakterlerle hiçbir ilgileri yok ve her karakter, zombilerle savaşırken mükemmel bir şekilde geliştiriliyor. Filmin üçte ikisi boyunca her karaktere bir bakış fırlattıktan sonra devamında zaten temeli atılmış olan beğenilebilir karakterler geliştiriliyor.

Bu filmin temelini oluşturan diğer önemli yön de ekranda böylesine ikna edici bir gerçekliği yaratabilme becerisi. Eğer birinin bir kıyamet gününü hayal etmesi gerekseydi, herkesin kendi hayatı için savaştığı tam bir kaos, imha ve genel bozulma olurdu ve ‘Dawn of the Dead’’de bu durum harika bir şekilde resmediliyor. Bu düşünce, daha fazla grafik öğelere sahip ve Romero’nun mavi ve homurdanan kötü adamlarından daha gerçekçi, yeni ve hızlı zombiler tarafından destekleniyor. Bu, ortaya daha önce görülmemiş bir durum çıkarıyor: Daha önce fazla bir tehdit oluşturmayan, yavaş ve aptal zombiler ortalıkta amaçsız bir şekilde dolaşıyordu (ve hatta korkulacak bir şeyin parçası gibi bile değillerdi). Orjinal filmdeki şüphecilerin zombilere yem olması, onların birer salak olduğunu düşünmeme yol açıyor. Bu yeni zombiler yalnızca ağır aksak yürüyen et yiyiciler gibi değil, hızlılar ve sürekli hareket halindeler. Yani bir barikat ne kadar güvenli gibi görünüyor olursa olsun, dışarıdaki zombiler eninde sonunda güvenli eve girecekler.

Bu filmdeki grubun daha geniş sayıda kişiden oluşması, sağlıklı insanlar arasında daha fazla iç çatışmaya yol açıyor. Bu da orijinal filmdeki kadar büyük bir çapta olmasa da finaldeki çatışmaya yansıyor ve sonuçta hep beraber, ortak bir amaç için kavga veriyorlar. Gruptaki şüphecilerin kahramanlarımızla çatışan kişilikler olmaları dolayısıyla durumlarına pek acımasak da, bütün film boyunca suyu çıkarılmadan sürdürülen ve Richard Cheese’in “Dawn with the Sickness” (Kahrolsun Hastalık) adlı şarkısı ile vurgulanan karanlık mizahla birlikte finalde kendilerine sempati duyulmasını başarıyorlar. Sözü edilen son sahne bütün filmi mükemmel bir şekilde özetliyor: Aksiyon, karanlık mizah, mükemmel karakterler ve bitmeyen bir çaresizlik..

Yasin ‘Devilboy’ Karakaya

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (11 Yorum)

YORUM YAZ