Annem bana bunu asla yapmamamı söylemişti. The Hitcher (1986)

Darkromencer ve Geceyarısı Öyküleri – 2

Korku Hikayeleri

YasinKarakaya

16 Haziran 2014

0 Adet Yorum

0

darkromencer1

Ruh Çağırma Seansı

Komşularımın küfür ederek uyanmalarını istediğim için bağıra bağıra şarkı söylediğim geceler, ayakkabılarımdaki deliklerin nereden geldiği hakkında tahminlerde bulunuyorum. Mantıklı bir cevap bulamıyorum tabii. Çünkü o esnada avucumun içinde onlarca antidepresanla oturmuş karşımdaki duvarları dikizliyorum. Birkaç şiir geçti tutkuyla senden bahsetmeyeli. Bu muhtemelen alkolün etkisi, hatta neredeyse emin olduğum tek şey ayıkken seni düşünemediğim.

Hala burnumun ucunda duran parfüm kokusu ise hiç umurumda değil üstelik. Nereden sinmiş olduğu hakkında pek de fikrim yok çünkü. Yatağımın üzerinde kahkahalarla terk edilmiş berbat bir serserinin tekiyim. Fakat asıl konu bu değil, açıklamama izin ver. Söylemek istediğim şey, sürekli tanrıyı düşündüğüm.

Tanrının beni terk edenleri zevkle izlediğini düşünüyorum. Sahip olduğum ya da olmadığım her şeyin beni kısa süre içerisinde terk edişini izlediğini ve hiçbir şey yapmadığını fark edeli epey zaman oluyor. Aklında neler var merak ediyorum. Öksürmekten bıktığım ve boğazıma bir kravat bağladığım eylül gecesinde neden onları daha fazla mezarlarının üzerinde ellerimi birleştirerek geri çağırmadığımı hatırladım.

Buruşuk ve gevşek yaprakların inçlerce aşağısına indiklerini hatırladım. Gülümsüyor gibi ikiye katlanmış yaprakların altında öylece hissiz uzandıklarını hatırladım. Anlıyor musun, son zamanlarda gazetelerdeki izleri arıyorum. Kendimi ölüm ilanlarını kontrol ederken buluyorum.

Bu, intihar mektubunu bulduğum günden beri böyle. Tarihe olan takıntımı hiçbir zaman açıklayamıyor oluşum bu yüzdendir belki de. Hatta arkeoloji sadece bir cenazeden ibaret. Cehennem sadece ev yapımı filmlerin izlendiği ve konfeti dağıtıldığı bir yerdir belki de. Daha önce hiç kimseye söylemediğim bir şey var.

Eski fotoğraflara baktığımda gördüğüm kapının her zaman kilitli olmasının sebebi arkasında hemen asılı duran antika bir tabanca. Kimseye söylemedim çünkü korkuyorlardı. Kendi hayatımı bitireceğim fakat bazen onlara doğum günü şarkıları söylüyorum ölüm yıl dönümlerinde. Ve bu, odaların sadece boşken yankı yapmasını sağladığını düşündürüyor.

Biliyorsun, öldüğün güne dek daha önce hiç sesim yankılanmamıştı.

Babamın Kendi Silahıdarkromencer2

“Silahlar insanları öldürmüyor. Başkalarını başından vurmak için silah satın alan insanlar öldürüyor.”

Daha önce hiç bu kadar güçlü hissetmemiştim. Daha önce hiç bu kadar yenilmez hissetmemiştim. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim, basit bir şeyi avucumun içinde tutarken. Daha önce hiç kimseyi bu kadar çok öldürmek istememiştim. Ta ki elimde tuttuğum şey babamın kendi silahı olana kadar. Şifoniyerde, iç çamaşırların altında bulduğum silahı. Gözlerimin içine dik dik bakan şey, sadece onarım ihtiyacı olan bir makineydi.

Özenle topladığım, şu an elimde tuttuğum makine. Zihnimin bulanıklaştığını, alev aldığını, hissizleştiğini düşünmeye başlamıştım. Tek yaptığım alelade dikkat çekmeye çalışmaktı. Babamdan ve annemden hiç alamadığım dikkat. Ne arkadaşlarımdan, ne aşktan ne de herhangi bir şeyden alamadığım dikkat.

Silahı hala elimdeydi ve koşmaya başlamıştım. Ne yapmam gerektiğini biliyordum, aileme ve zorbalara bunu ödetmem gerekiyordu. Fakat başka bir güne kadar beklemek zorunda kalmıştım. Okul zilleri çalana kadar ve çocuklar okul bahçelerinde koşturana kadar beklemek.

Fahişe ve Altıpatlardarkromencer3

Radyoda eski bir parça çalıyordu, ismini dahi bilmiyordu fakat sadece nakarata eşlik edebiliyordu. Ocaktaki su dakikalardır kaynıyordu fakat buna hiç aldırış etmiyordu çünkü zihnindeki gürültü kaynayan suyun sesini bastırıyordu. Ayağa kalktı, önce pencereden dışarıya sonra da masanın üzerinde duran tabancaya baktı.

Mutfağın içerisi midesini kaldıracak kadar küf kokuyordu. Birkaç adım daha atarak pencereye biraz daha yaklaştı. Beşinci kattaydı, zihninde düştüğünde ona neler olacağını canlandırmaya çalışıyordu. O sırada telefonu birkaç kez çaldı.

Dikkati dağıldığı için geri adım attı ve telefonuna bakmak için dizlerini kırarak eskimiş sandalyeye oturdu. Tanrı aramıştı, gözlerini devirerek ekrana baktı. Ne kadar ararsa arasın açmayacaktı. Çünkü haddinden fazla kızgındı tanrıya, intiharının bir kişilik olmasından yakınıp duruyordu günlerdir. Oysa tanrı, bunu düzeltmek için hiçbir şey yapmıyor çünkü kadının mastürbasyonlarını dikizlemekle meşguldü. Gözü kapının kolundan yaklaşık onbeş santimetre yükseklikte duran raftaki Sylvia Plath kitabına ilişti.

O sırada radyodaki şarkının tekrar ve tekrardan çaldığını farketti. Ayağa kalktı ve kapağı açık fırına başını yerleştirip üç dakika boyunca kendisini Plath’ın yerine koyup düşünmeye başladı. Onu anlıyordu, hem de çok iyi anlıyordu. Ama ölümünü kıskanabilecek bir Anne Sexton’ı yoktu, bu yüzden başını fevri bir şekilde fırından çıkardı. Sigarasını yaktı, dumanını derince içine çekti ve söylenmeye başladı. “Nilgün Marmara gibi balkondan mı atlasam yoksa hemen şurada assam mı kendimi?“. Sigarası parmaklarının ucunu yakana kadar içti.

Nihayetinde düşüncelerinde boğulmayı bıraktı ve onu derinden etkileyen anılarını altıpatlarına doldurarak başına dayadı. Tabancası başında, eliyse vajinasındaydı. Son kez kendisini tatmin etmeye çalışıyor, zihnindeki bulanıklıksa gittikçe artıyordu. Elini vajinasından çekti ve beynini patlattı. Sağ kolu ve tabancası aşağıya düştü. Telefon hala çalıyordu, radyodaki parçaysa çoktan bitmişti.

Kadınına ilk ve son öfkeli mektubumdarkromencer4

Eteğinin kenarına kanımı bulaştıracağım için şimdiden özür dilemek istiyorum. Anlaman gereken şey şu ki, daha önceden benim ayaklarım için ayırtılmış olan zeminin üzerinde duruyorsun, bu yüzden sıkıca sıktığım yumruklarımın çatlaklarından sızan acı için beni affet. Senden nefret etmiyorum, fakat seninle iyi geçinmemin pek mümkün olmadığını biliyorum.

Muhtemelen hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun, ama eğer bir gün beni tanımak zorunda kalırsan cesaretini takdir edeceğim. Sorunlarımı ateşe verme gibi bir eğilimim var, ve öfke nöbetlerim esnasında her şey yanmaya müsait gibi görünüyor, bir kağıt gibi güzel görünen kadınlar özellikle. Üzgünüm, hala bir adım dahi uzaklaşamadım bulunduğum yerden haliyle ayakkabılarımın dibindeki delikleri nasıl açıklayabilirim, bilmiyorum.

Ama bir gün senin bacaklarının yapabileceğinden çok daha iyisini yapacağım. Dürüst olmak gerekirse bunun öfke dolu bir mektup olması gerekmiyordu, fakat son zamanlarda zihnimde yankılanan cümleler bunlardan ibaret. Adın dışında hiçbir şey bilmiyorum ama ona erişebilen ellerini düşündüğümde istediğim tek şey onları kırmak oluyor.

Hayallerini benzinle ıslatacağım ve yanaklarına doğru bir kibrit yakacağım. Biliyorum bu pek de doğru bir hareket değil, bilirsin, kalemimin ucundan sürüklenen zehir benim öğrenmeyi hiç istemediğim korkutucu yüzüme ait. Kalbimdeki çarpıntı gece yarısı ortaya çıkan doyumsuz bir savaş çığlığı gibi, odandaki tü pencereleri kırmadan durmayacak bir çığlık hem de. Senin zırhını pasif bir saldırıyla alt edebileceğimi itiraf ettiğim için oldukça utanıyorum.

Hiç sahip olamadığım silah setinde eksik parçalar bulunacağı fikri hoşuma gitmediği için patlatamıyorum beynini belki de ve bunu bilmem de yeterince ayrıcalık sağlamıyor. Bir atom bombası kadar zarif konuşuyorum neredeyse ve hala ayaklarımdaki molozların nereden geldiğini merak ediyorum. Sen beyaz tahta bir parmaklıksın bense dikenli bir telim. Bazı kadınlar aslandır, bazılarıysa kuzu. Ben sevmeyi, dişlerimi göstermeyi ve hırlamayı öğrendim.

Beni ayakta tutan şeylerden biri de bir gün birisini kanatmadan sevmeyi öğrenecek olmamın umudu. Onun kanamasına izin vermemiş olabilirim fakat bir zamanlar neredeyse ona sahip olacaktım bu yüzden lütfen ağzı seninkinin üzerindeyken ve penisi senin içindeyken neden sağlıklı düşünemediğimi anlamaya çalış.

Üzgün değilim, bu konuda kızgın olmak yalnızca benim haddim çünkü. Ama içtenlikle sen bir düşünceden ibaretken onun beni hayal ettiğini öğrenmeni ve rahatsız olmanı istiyorum. Bu mektup bana senden ilk bahsettiği gün kendi kendime başlattığım savaşın bir tezahürü. Ona iyi gelmek için çalışacaksın, hatta başarılı dahi olacaksın -ki bunu çoktan başardın. Eğer uyuması için ona bir şarkı mırıldanırken bulursan kendini, benim hep yaptığım gibi, sakın başka bir şarkı isteyip istemediğini sorma, sadece daha yavaş nefes almaya başlayana kadar devam et şarkını söylemeye.

“onun için hiçbir fedakarlık yapmayan bir ucubeden, onu iyi hissettirebilen ucubeye.”

Korkucu.com için yazan Darkromencer

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Etiketler: , ,

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.