Işıkta Kal! Darkness Falls (2003)

Dance of the Dead

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

28 Temmuz 2011

0 Adet Yorum

0

Yönetmen: Gregg Bishop
Senaryo: Joe Ballarini
Imdb Puanı: 6/10
Yapım: 2008, ABD Süre: 87 Dakika
Oyuncular: Jared Kusnitz, Greyson Chadwick, Chandler Darby, Carissa Capobianco, Randy McDowell, Michael V. Mammoliti, Mark Lynch, Justin Welborn, Mark Oliver, Blair Redford, Lucas Till, Hunter Pierce

Dance of the Dead” beklentiyle izlediğim bir film. İzlemeden önce oradan buradan olumlu eleştiriler okudum, “acayip eğlenceli” laflarına rastladım, umulduğundan daha iyi çıktığını ve izleyiciler için adeta sürpriz olduğunu duydum. Nihayet izlediğimde maalesef ortalama bir filmle karşılaştım.

Sanırım filmin en büyük sorunu sadece bir fikirden ibaret olması. Yani birkaç adam ortaya iyi olduğunu düşündükleri bir fikir atmışlar ve bunu filme aktarmaya karar vermişler. Filmi bu fikirleri destekleyecek dolgularla doldurmuşlar. O yüzden izleyicilerin kafasında bir karışıklık oluşmuş. Filmi izliyorsunuz “Aaaa güzel fikir yaa!” diyorsunuz ama gerisi fos.

En baştan başlayalım. Bir lisede mezuniyet balosu var ve bazı inek tipler baloya davetli değiller tabii ki. O sırada ölüler mezarlarından kalkıyorlar ve balodakileri zombilerden koruma işi bu inek takımına düşüyor. Konu bu… Fakat konunun bu olduğunu anlayabilmeniz için böyle bir yazı okumanız gerekiyor. Ben filmin sonlarına doğru, (aslında sadece ineklerden oluşmayan) bu grup okulun balo binasına gitmeye karar verene kadar olayın sadece hayatta kalma mücadelesi üzerine kurulu olduğunu zannettim mesela. Tabii filmin isminden de kaynaklanan bir karışıklık mevcut. Film afişte gösterilenin aksine baloda geçmiyor. Bahsedilen “ölülerin dansı” başka bir şekilde vuku buluyor. Filmi izleyince anlarsınız.

Söylenenlerin aksine filmde iyi işlenmiş bir karakter yok. Filmdeki herkes klişeler yumağında boğulan tek boyutlu çizgi kahramanlardan oluşuyor. Tam bir “loser” olan Jimmy, hiçbir şeyi ciddiye almayan, derslerinde başarısız, pizzacıda çalışan çulsuzun teki. Üstelik korkunç itici bir tip. Yani, evet, konunun yerini bulabilmesi için bir “kaybeden” olması gerekiyor ama filmin asıl kahramanının seyirci tarafından empati kurulamayacak kadar sevimsiz olması bende “Troma” filmlerinde hissettiğim bir yabancılaşma efekti oluşturdu. Belki de Jimmy’i canlandıran Jared Kusnitz’in gereksiz yere “cool” olmaya çalışmasından kaynaklanan bir handikap vardır. Jimmy’nin yavuklusu Lindsey ise, tam tersine, popüler bir kız. Öğrenci temsilcisi ve mezuniyet balosunu düzenliyor. Peki neden her zaman ciddiyetsizlikle eleştirdiği Jimmy ile hala beraberlik yaşıyor? Balo kraliçesi olmak istediğini her sahnede özellikle açıklayan Lindsey’in bu emeli neden film tarafından ıskalanıyor? Bu soruları bir tarafa bırakabilirsek diğer karakterlerin de iyi kurgulanmadığını görüyoruz. Sokaktan geçen herhangi bir adamın bile kolaylıkla yaratabileceği bu karakterler arasında bir amigo kızı (klişe), ona platonik bir aşk besleyen bilim klübü üyesi oğlan (klişe klişe), öğrencilerini asker gibi eğitmeye çalışan ve evi envai çeşit silah ve patlayıcı malzemeyle dolu beden eğitimi hocası (meğer hep bu zombi istilasını beklemiş, klişe), kendilerini sert zanneden bir rock grubu (ki Disney Channel’ın gençlik dizilerinin sertliğine sahip müzikleri var), bilim klübünün diğer elemanları (ki filmin sonuna kadar dayanacakları halde figürandan öteye geçemiyorlar) ve tabii ki kriminal tip kategorisinden Jimmy’nin belası Kyle Grubbin var (hem de nasıl klişe). Tüm olaylardan aslında çok önceden haberdar olan ama yetkililerden gizleyen, Dellamorte Dellamore kopyası mezarlık bekçisi adam da felaket tellalı kategorisindeki boşluğu dolduruyor (oraya gitmeyin gençler!). Öğretmenler öğrencilerine işkence eden hasta tipler ve diğer öğrenciler… eee, şey… aslında yoklar.

Film, bir karakteri sadece kendisine lazım olduğu sürece koruyor. Karakterle işi bittiği anda ortadan kaldırmak için gereksiz çabalara giriyor. Mesela gayet atletik olduğu, sürüyle zombinin arasından yara almaksızın geçmesinden belli olan bir karakter, daha sonra en ufak saldırıda yara alarak infekte olabiliyor. Neden? Çünkü onunla ilgili başka bir dahiyane fikrin gerçekleştirilebilmesi için öldürülmesi lazım (yazının başında belirttiğim fikirler ve onları birbirine bağlayan dolgu malzemeleri problemi işte). Yine, filmi izleyince anlarsınız.

İzlerken en çok şaşırdığım nokta bir korku-komedi olmasına rağmen filmin hiç komik olmamasıydı. Mezarlarından fırlayan zombilere gülmedim, daha sonra esrarengiz bir biçimde yavaşlayıp salaklaşan bu zombilerin öldürüldüğü sahnelere gülmedim, sıradan bir “teenage”e “vay be” dedirtmek için önceden tasarlı sloganları söylemeye kurgulanmış diyaloglarda sırıtmadım bile. Efektler kameraya yakın planlarda güzel, diğer zamanlarda tozlu ve sıradan. Bir tek gore var, onu da başka filmlerden bulabilirim. Dance of the Dead, isim benzerliği taşıdığı “Shaun of the Dead”in ayrıntılı ve komik karakterlerine, bunların abes bir duruma karşı verdiği tepkilerin mükemmelliğine sahip değil. “Braindead”in zembereğinden boşanmış çılgınlığına ve kaosuna rastlamak ne mümkün. Halbuki filmin sonundaki balo sahnesinde benzer bir katastrof yaratılabilirdi, ıskalanmış.

Sonuç olarak film beni biraz sıktı. İzlerken zaman zaman “neden bu filmle uğraşıyorum?” diye kendi kendime sordum. Yanlış anlaşılmasın ben kötü demiyorum, iyi değil diyorum. 10 üzerinden 5’i hakediyor; ne az ne fazla. Bir filmin iyi olabilmesi için pahalı olması gerektiğini düşünen biri değilim ama sırf emek verilmiş diye, bana özgün ve değişik birşey sunmayan her düşük bütçeli filmi bağrıma basabileceğimi zannetmiyorum, doğrusu bu. Aslına bakarsanız, 1986 gibi bir tarihte çekilmiş “Night of the Creeps” gibi filmler halihazırda beklerken “Dance of the Dead” ve benzeri yapımların gözümde pek anlamı kalmıyor.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ