Prime Time'a hoş geldin, sürtük! Freddy Krueger - A Nightmare On Elm Street 3: Dream Warriors (1987)

Cronenberg vs. King…

Korku Sinema

Sine-Makale

BurakBayülgen

26 Eylül 2012

0 Adet Yorum

0

DeadZone Filmi Hangi Bilim-Kurgu Yorumuna Daha Yakındır?

Cronenberg sinemasının kendi kodları ve kendine ait bir dili tartışıladursun, aynı zamanda kendine ait bir dile sahip bir başka author olan Stephen King de edebiyat alanında olmasına rağmen sinema dilinde yer edinmiştir.

İkisini bir araya getiren ve tartışmalı bir konu ortaya atan gerçeklik ise The DeadZone’dur (Cronenberg, 1983).

Bu noktada her iki author’un da teknolojiden neyi anladığı ve teknolojiyi nasıl yorumladığı ve sunduğu önemlidir. Sonucunda The DeadZone gibi bir filmin hangi üstada daha yatkın olup olmadığına açıklık getirilebilinir. The DeadZone bu yönden daha tehlikeli bir zemin üzerinde hareket etmektedir.

The DeadZone iki author’un imzasını taşıyorken, Cronenberg’den ziyade Stephen King’in teknoloji ve bilim-kurgu anlayışına yakın durmakta, bu nedenle “bu bir Stephen King teknolojisinin yorumudur” dedirtmektedir.

Bu iki isme de author demekten kasıt, iki ismin de kendi dünyalarını kendi biçimlerince yorumlamaları ve kodlamalarıdır. The DeadZone gibi bir film devreye girdiğinde ise iki isim çakışmakta, biri diğerini yenik durumuna düşürmektedir. Bu açıdan önce Stephen King’in teknoloji anlayışına, ardından David Cronenberg’in teknoloji anlayışına değinmek gerekir.

Stephen King’in Teknolojiyi Yorumlaması

Stephen King’in ülkemizde en son yayınlanan romanlarından biri olan Cell, cep telefonu vasıtasıyla ortaya çıkan felaketi konu edinmişti. Öncesine gidildiği zaman From A Buick8 romanında eski bir Buick8 marka otomobilin yaydığı felakete tanık olunmuştu. Bu hikayeye daha yakın duran ve yine korku sinemasının önde gelen yönetmenlerinden biri olan John Carpenter’ın filmi Christine (1983) de bir Stephen King uyarlamasıydı. Bu filmden yola çıkarak Stephen King’in teknolojiyi yorumlamasına ve sunmasına değinebilinir.

Christine’de otomobil canlılık, hayat kazanmıştır. Tıpkı insan aklı gibi kendi başına düşünebilmekte ve karar verebilmektedir. En önemli özelliği ise otomobilin sahibine aşık olmasıdır. Hayatımızın olmazsa olmazı, her daim ihtiyaç duyulan otomobil bir şekilde hayatı zindan eden kötü karaktere dönüşür. Bir benzer örnek de From A Buick8’te görülmektedir. Burada da otomobil yine doğuran ve ne getireceği bilinmeyen tehditkar özelliklerle bezenmiştir.

Stephen King’in tehditkar olarak nitelendirdiği teknoloji, günümüzün en çok ihtiyaç duyduğumuz mekanizmalarından (otomobil, cep telefonu gibi) gelmektedir. Günlük yaşamımızda önemli yer tutan bu objeler, artık kullanılış amacından çıkmış, kendilerine ait bambaşka kimliklere bürünmüşlerdir. Dolayısıyla Stephen King’in bilim-kurgu olarak sunduğu dünya bundan yüzlerce veya binlerce yıl sonrası değil, günümüzün ta kendisidir. Bir bakıma teknolojiye bu kadar bağlanmakta olan dünyaya karşı yapılan bir eleştiridir. Cell’de espriyle karışık bir ifade mevcuttur: Stephen King cep telefonu kullanmıyor. Stephen King teknolojiyi dile getirirken aynı zamanda kendi zamansal korkusunu gelecekte var olacakmış gibi günümüzde kullanmayı tercih eder. Bir arabanın zekaya sahip olması ve sahibine aşık olması yüzlerce veya binlerce yıl sonra değil, günümüzde ve hatta geçmişimizde yer almaktadır.

Bilim-Kurguda Genel Anlayışlar ve Cronenberg

Modern teknolojiyle vücudu yeniden şekillendirmek, deforme etmek Frankenstein’dan (Mary Sheilley) beri günümüze gelen bir bilim-kurgu anlayışı ve tarifidir. Dolayısıyla burada bir çeşit teknolojik evrimden söz edilmektedir. Sabit zamanda var olan benlik teknolojik evrim ile bir adım ileriye giderek kaosu yaşamakta, yeniden eskiye dönebilmek için çabalamaktadır. Bununla beraber bireye yeni bir yetenek bahşeden bilim-kurgu, bir süre sonra bu yeteneği avantaj yerine dezavantaja çevirip, eski olanı, teknolojiden daha uzak zamanı ve mekanı değerli kılar.

Cronenberg sinemasında da modern teknolojiyle vücudu yeniden şekillendirmek üzerine söylemler mevcuttur. Özellikle Crash’de (1996) bu yeniden şekillenme, kendini cinsel hazza yönlendirmeye çalışmaktadır. Mevcut yöntemlerin hazzı doyurmadığı Crash filminde ölüm de hazzın (aynı zamanda cinsel hazzın) kendisini oluşturmaktadır. Bu noktada evrim geçirmiş beden, geçmişe dönmek istemektedir.

Bilim-kurgunun sunduğu gerçeklerden bir tanesi de hiçbir şeyin bir noktadan sonra eskisi gibi olamayacağıdır. Eskiye dönmek teknolojinin insanoğluna sunmaya çalıştıklarını reddetmek olduğu için, bu dystopyadan kurtulmanın en etkili çözümü de sıfıra yani ölüme gitmektir.

eXistenZ’de (1999) sistem bu yeniden şekillenmenin en etkin örneklerindendir. Filmde gösterilen gerçeklik, kusursuz olma amacıyla üretilen teknolojinin kendini kaosa ve hatta dystopyaya çevirmesidir. En basit örneği olarak oyun nesnesinin bozulması, günümüz pratik teknolojik aletlerinin yarattığı sorunun filme yansımasıdır. Dolayısıyla Cronenberg’in de günümüz pratik teknolojisine karşı bir paranoyası mevcuttur.

The DeadZone’un Tartışmalı Yapısı

Cronenberg, eXistenZ ve Videodrome’da (1983) Stephen King’in dile getirdiği bilim-kurgu paranoyasını sunmaya çalışmıştır. eXistenZ’deki oyun nesnesi, günümüz için bugünün IPod’una, PlayStation’larına referans yaparken, Stephen King’in bu teknolojik fenomen yaratan aletlerden korkmaması için de hiçbir sebep yoktur. Buraya kadar Cronenberg ile Stephen King’in bilim-kurgu anlayışı arasında bir paralellik var gibi görünmektedir. Ancak The DeadZone’da bu paralellik ayrışacaktır. Bu farkı ve muğlak yapıyı The DeadZone filmi üzerinden inceleyelim:

Johnny Smith (Christopher Walken) sıradan bir karakterdir. Öğretmendir. Kız arkadaşı vardır. Bütün bunlar izleyiciyi Cronenberg’den ziyade tam da bir Stephen King yorumuna yönlendirmektedir çünkü eğer modern teknoloji sayesinde evrimleşen, deforme olan bir vücuttan söz edilecekse, bu karakterin Stephen King için özellikle sıradan olması gerekmektedir. O halde şöyle bir zamanlama ile karşı karşıyayız:

ESKİ – ŞİMDİ – YENİ KİMLİK

Johnny Smith geçirdiği kaza sonucunda 5 yıl komada kalmıştır. Uyandığında eski Johnny Smith değildir. Bir yetenek kazanmıştır. Geleceği görmektedir. Bu vesileyle Johnny Smith eski sıradanlığından kurtulmuş ve bambaşka bir evreye geçmiştir. Zaten Johnny Smith bu yeni kimliğiyle artık eski misyonunu da tamamlamış, kendini bambaşka kulvarlara atmıştır. Artık Johnny Smith’e sıradan bir öğretmen demek çok yanlıştır. O artık Amerikan Seçim Kampanyalarına dahil olmuş bambaşka biridir. O zaman Johnny Smith için deforme olmuş değil, reformlaşmış demek çok daha doğru olur. Bu reformlaşma Cronenberg’e ters düşen bir noktadır. Cronenberg için ele almamız gereken genel teknolojilk evrimleşme, bedenin deforme olmasıdır.

Çok önemli bir nokta daha burada kendini göstermektedir. Cronenberg bütün bu deformeliği teknolojiye yani insanın ürettiği bir şeye bağlarken, Stephen King, Johnny Smith’i reformlaştırırken teknolojiyi kullanmaz. Johnny Smith tamamen bir arabanın ona çarpması sonucunda bu yeteneğini kazanmıştır. Cronenberg’in illa teknoloji olmasa da kültürel bir neden (insan kaynaklı) sonucunda oluşturduğu yeni kimlikler, Johnny Smith’in oluşmasından oldukça farklıdır. Dolayısıyla eXistenZ’in insan yapımı mekanizma yapısından oldukça farklı bir Cronenberg filmi ile karşı karşıya olunduğu bir gerçektir.

Bir diğer faktör de Stephen King’in kendi kurgusal yapısındaki günümüz mevzusudur. Christine, From a Buick8 gibi bilim-kurguya yakın duran Stephen King eserleri, gelecek sorunundan ziyade, günümüze şekil veren teknoloji üzerinde durmayı yeğler. The DeadZone’da Johnny Smith’in kaderi geleceği şekillendirmek olduğundan, kendini günümüz kronolojisinde feda eder. Dolayısıyla Johny Smith önceki hayatına dönebilmek için sıfırı yani ölümü göze alır ve ölür. Stephen King gelecek paranoyasını günümüz şartlarında çözümlemeyi yeğlediğinden, The DeadZone’da da Johnny Smith’in geleceğe yönelik müdahalesini bugünden şekillendirmekte karar kılar. Johnny Smith’in Amerika’nın gelecekteki hilekar başkanının başına gelecek cezaları bugünden görmesi, ona yetmektedir. Nasıl Christine ya da From a Buick8 eserlerinde otomobil, geleceğe yönelik tehdidin daha en başını oluşturuyorsa, The DeadZone’da da Johnny Smith yeni kimliğinin çok daha ileri boyutlarını yok edebilmek için kendini günümüz dünyasında ölüme terk eder. Daha fazla ileri gitmeden tehdidi sona erdirme Cronenberg’ün genel yapısında daha farklı ele alınmıştır. The Brood’da (1979) tehdit artık daha fazla ileri gidemeyecek kadar ilerlemiş, çözüm zorlaşmıştır. Gelecekte var olacak tehdit için önceden önlem alınmamış, bu nedenle durum iyice kaotikleşmiştir.

David Cronenberg sinemada kendi kodlarını, imgelerini ve kurgusallığını yaratırken The DeadZone filminde Stephen King’in kendi kurgusal kodları daha ön plana çıkmıştır. Bu kurgusal kodlar Stephen King ile David Cronenberg’in bilim-kurgu ve teknoloji üzerine düşünceleri ve uygulamaları bakımından ayrışmaktadırlar. Deforme ile reformlaşma arasındaki farklılık da The DeadZone’da kendini göstermiştir. Zamansal açıdan Stephen King’in önerdiği çözümler ve David Cronenberg’in önerdiği çözümler farklılık göstermektedirler. Bu nedenle The DeadZone’a hakim olan kurgusal yapı Cronenberg’inkinden çok Stephen King’inkidir.

Korkusitesi için yazan Burak Bayülgen

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

YORUM YAZ