Buradan tek bir çıkış yolu var... ve ben o yoldan geliyorum! SIMON SAYS (2006)

Cradle of Fear

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

17 Ağustos 2009

9 Adet Yorum

9

Yönetmen: Alex Chandon
Senaryo: Alex Chandon
Yapım: 2001 İngiltere Süre: 120 Dakika
Oyuncular: Dani Filth, Edmund Dehn, Emily Booth, Rebecca Eden, Louie Brownsell, Stuart Lang, David McEwen

Sitede gore türündeki filmlere örnekler verirken, incelenmesi için korkusever bir üye tarafından istekte bulunulan bu film, Cradle of Fear, aslında bir konsept filmidir diyebiliriz. Süresi tür için oldukça uzun (2 saat), fakat dört kısa öyküden oluşmuş gibi izlenebilir. Konsept dememin nedeni, yapımına başlamadan önce filmin bir konuya değil, kurbanların nasıl öldürülecekleri üzerine inşa edilmiş gibi duran sahnelerinden kaynaklanıyor. Yani senaryo, adamlar bir masaya oturup ellerindeki kağıtlara akıllarına gelen en iğrenç sahneleri yazmışlar gibi duruyor. Sonra da bunu bir film halinde birleştirmek gerekmiş tabii. Alın size konsept. Yani konusu olan bir filmi (artık porno filmlerde bile daha sağlam konular var) değil, birbirlerine kıldan ince sicimlerle bağlanan gore sahneleri izlemek için ekran başına oturmalısınız.

İngiltere kökenli extreme metal grubu Cradle of Filth’in solisti, asıl adamı ve grubun tek sürekli elemanı olan Dani Filth’in başrolünde oynadığı bu kült film sinemalarda gösterilmeden direkt video piyasasına düşmüş. Ya da zaten başından beri planlanan buymuş, bilemiyorum. Grubun 2000 tarihli “Midian” albümüne bir anlamda promosyon vazifesi gören bu filmden nasıl bir kalite beklenmelidir ki? Kötü oyunculuk, kötü çekim, kötü müzik, sadece “fuck”tan oluşan diyaloglar…

Metal müzik ve ürünlerinden hoşlanmamamın bir sebebi var. Neden bilmiyorum ama bende çocuksu bir immatürlük hissi uyandırıyorlar. Dani Filth’in satanizmle örülü özel hayatının efsanesini körüklemek, onun egosunu tatmin etmek için yapılmış gibi duruyor film. Adam korkunçtan öte efemine, aşırı makyajlı ve sarsak duruyor. Ama kendini çok beğendiği her hareketinden belli oluyor. Canlandırdığı isimsiz kahraman bir nevi süper kahraman; doğa üstü güçleri var. İnsanları vampir gibi hipnotize ediyor, arada bir şeytani yaratığa dönüşüyor. Eminim kendisi de gerçek hayatında böyle bir canavar olmak istiyordur ama doğanın kuralları kabul etmiyordur, yazık. Film, grubun ve solistin hayranlarına bir şey ifade ediyordur sanırım; 13-17 yaş arası gotik gençlerin “abi bu ne yaa” ya da “uff manyak bişi aabicim” diyerek izlediklerini düşünmek sinirlerimi bozuyor. Gelgelelim Dani Filth’i tanımayan benim gibi bir korku filmi izleyicisi için karizmatik görünmesi gereken karakterin, tokat atsan sümüğü akacak biri tarafından canlandırılması daha en baştan film keyfini bozuyor. Aynı hissi, Örovizyon fatihi “Lordi” grubunun gazıyla çekilmiş “Dark Floors (2008)” filminde de hissetmiş; Susam Sokağı’ndan fırlamış gibi duran grup elemanlarının bir bir göründüğü sahnelerde neredeyse gülmüştüm (neredeyse ama). İşte, neden agresif olduğunu veya neden satanist olduğunu bilmeyen, tam gelişmemiş ya da ergenliğini tamamlayamamış koca koca adamların çektiği bir film nasıl olur? Böyle olur.

İlk bölümde erkek avlamaya bir bara giden iki kızdan biri, rastlantı eseri, Dani Filth’te karar kılıyor. Fakat tam iş üstündeyken şeytana dönen adamdan hamile kalıyor.
İkinci bölümdeyse iki kız, yaşlı bir adamın evini soymaya giriyorlar fakat olaylar öyle gelişiyor ki yaşlı adamı öldürüyorlar. Tabi ki bu hırsları cezasız kalmıyor.
Üçüncü bölüm bir hayli komik. Eski bir kaza sonucu bir bacağını kaybeden adam, doktorunun tavsiyesiyle (?) kopan bacağın yerine dikilmesi için başka bir bacak arıyor. Bunun için cinayet işleyen adam sonunda isteğine kavuşuyor ama yeni bacağı başına bela oluyor. Konunun saçmalığı bir yana, eski Türk filmlerinde bile rastlanmayacak tıbbi hatalarla dolu bu bölüm.

Bu kısa öykülerde Dani Filth’in canlandırdığı karakter, intikam meleğiymişçesine birleştirici unsur rolü oynuyor. Arayı dolduran hikayede esrarengiz cinayetleri araştıran dedektif Neilson ve öldürülecek kişileri bir listeyle şeytani adama gönderen, akıl hastanesinde bir koğuşta kapatılan sapık hipnotizmacı, pedofilik yamyam Kemper var. Listesindeki son kişi ise Neilson’ın oğlu Richard…

Videodrome” benzeri son bölümde, güvenli internet sağlamakta görevli bir şirkette çalışan Richard, araştırdığı sitelerdeki şiddet içeriğine kafayı takıyor. Özellikle de snuff görüntülerin sunulduğu, SickRoom denen bir odaya kapatılan kurbana sizin seçtiğiniz silah ve yöntemlerle işkence yapıldığı, interaktif bir şiddet sitesi olan SickCam’e bağımlılık geliştiriyor. Git gide sıyıran Richard, ilk deneyini ofisten ayarttığı bir kız üzerinde yapıyor. Devamlı siteye girmeye çabalayan genç adam gerçeklikle bağını koparıyor. İşini ve evini kaybediyor. Nihayet siteye ulaşabildiğinde kurbanın kendisi olduğunu farkediyor.

Bekleneceği gibi saçma sapan bir finale erişen film bir BBC dizisi havasında çekilmiş. Tabi kanlı olanından. Richard’ı canlandıran Stuart Lang dışında oyunculuktan söz etmek mümkün değil. Ama filmdeki gotik hatunlar enfes. Herhangi bir rock konserinde rastlanabilecek güzelliğe sahip bu kızların çabucak soyunuvermeleri insanda pornografik hisler uyandırmıyor değil. Ama film bu erotizmde bile sınıfta kalıyor. Ampute bir bacağı iştahla yalayan bir kızı kim öpmek ister ki?

Kan ne kadar var? Kameraya sıçrayacak ya da arkadaşının parçalanmasını izlerken çığlık atan kızın ağzını dolduracak kadar… Bunun dışında soluk borusu koparma, göz oyma, kafayı yarma şeftali gibi bölme ve çok gerçekçi bir bacak kesme sahnesi var. Belki mutfağa çay almaya gitmişsinizdir ve sahnenin bir bölümünü kaçırmışsınızdır diye yönetmen bu sahneleri haddinden fazla uzun tutmuş. Herşey insanın gözüne o kadar sokuluyor ki birşeyi kaçırmanız mümkün değil.

Efektler ucuz. Protezler “Ben sahteyim” dercesine titriyor. Ayak altında ezilen kafatası naylon (halk arasında laylon) kokuyor. Özellikle trafik kazasındaki sonradan eklenen bilgisayar görüntüleri çizgi film havası yaratıyor.

Birkaç saçma sapan sahne de var. Mesela şeytani adam bir sahnede, bir kedinin karnını yarıyor. İç organlarını bir tabağa akıtarak hepsini lüpedenek yutuyor. Sahi, neden korku filmlerinde iç organlar büyük bir kolaylıkla ve bütün halinde yerlerinden sökülüverir? Biz cerrahların bilmediği bir şey mi var? Barsakla beraber akciğer de geliyor abicim. Sanki aynı vücut boşluğundaymışlar gibi.

Filmin başında dedektifin, cesedin ölü olup olmadığını (?) anlama şekli de acayip. Kızın memesini sıkarak nabız arıyor. Bu sırada kızın cesedinden su yatağına benzeyen cup cup sesleri çıkıyor. Niye? Devamlılık hataları, banyodan çıkan kızın hemen sonra makyajlı bir yüzle uyanması ya da Dani Filth’in adamın kafasını uçururken yanlışlıkla bıçağın keskin olmayan tarafını kullanması gibi kusurları anlayışla göz ardı ediyoruz.

Fakat bu kadar negatif eleştiriye rağmen ben filmi sıkıcı bulmadım. Kolayca izleniyor. Tabi ne olarak izlediğinize bağlı. Fear’ın F’si yok. Ama gore sahneler için izlenebilir; zaten o amaçla yapılmış.

Wherearethevelvets

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (9 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.