Nefes alamadığınızda, çığlık atamazsınız! Anaconda (1997)

Cinayet Melodileri

Özel Dosya

AnılKoç

24 Haziran 2014

0 Adet Yorum

0

cinayet-melodi1

Şarkılı Filmler

İnsan kendi varlığını sürdürme ve geliştirme çabası sırasında zorluklarla karşılaştığında, zorlukların üstesinden gelme yolları arar. Bu arayış sırasında sorunlarına çözüm olan araçlar geliştirir. Araç sadece bir alet değildir. Araç, bir müzik aleti olsa bile, bir örgütlenme ve iş yapış biçimini ve ilişkisini anlatır. Sinema ve müzik günümüzde kitle iletişimi adı verilen örgütlü ilişkinin önemli parçalarıdır.

Sinema tüm sanat dallarından ödünç alarak kendini var eder. Bir nevi ilkel dönemdeki büyü ve ayinlere benzemektedir. Sinema endüstrisinin gelişimiyle birçok yenilik kendini göstermiştir. Süreç içerisinde kendi yapısını geliştirirken beraberinde yeni yapılanmalarında gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu yapılanmalardan biride ilk gösterimi olan filmden beri müziktir.

Max Steiner’ın müziklerini bestelediği King Kong (1933) filmi ile sinema basamak atlamıştır. Steiner yaptığı müziklerle filmlere zengin dramatik öğeler katmaktaydı. O dönem Avrupa kıtasında ise filmler için ünlü bestecilerden çeşitli besteler sipariş edilmekteydi. 2.dünya savaşı sonrası filmler için yapılan besteler başka bakış açılarıyla kurgulanmaya başlandı. Müzik ilk kez bütünlük sağlamaya yönelik olarak bu dönemde kullanılmaya başlandı. Filmde geçen hikâyenin karakterini anlatmakta ve sahnelerin atmosferini güçlendirmek amaçlı olarak daha akılda kalıcı bir hal almasını sağladı.

cinayet-melodi2

Başlangıç

20.yüzyılın ortalarına doğru dünya artık eskisi gibi değildi. Hızlı üretim durdurulamaz bir ivme kazanmıştı. Bu üretim ve tüketim çemberi sinema için eşi bulunmaz hazineler içermekteydi. 2.Dünya savaşının ardında bıraktığı yıkım toplumların genel dinamiklerini yerinden oynatmış ve bu durum tüm anlayışlara etki etmişti. Bu ortamdan sanatta nasibini aldı. Bir çokları için edebi değer taşımayan bir takım polisiye, korku, gerilim ve erotik temalı kitaplar değersiz olarak nitelendirilmekteydi. Amerika Bileşik Devletlerinde Ucuz roman olarak adlandırılan bu kitaplar Avrupa kıtasında özellikle İtalya’da sarı renkte kapaklara sahiplerdi. Alfred Hitchcock’un yönettiği Psycho (1960) da bu tarz ucuz kitaptan uyarlanmıştı. Bernard Hermann (1911-1975) in hem yapımcı hem de bestecisi olarak yer aldığı filmde orkestralı müzik eşliğindeki cinayet sahnesi bize müziği izletip, görüntüleri dinletiyordu. Olabildiğince uyumsuz seslerden oluşan bu beste sinemada skor olarak adlandırılan film müziklerini bambaşka bir boyuta taşımıştı.

cinayet-melodi3

Sarı Şarkılar

İtalyanca sarı manasına gelen Giallo, kitap kapaklarının sarı renginden esinlenerek türe adı verilmiştir. Buradan yola çıkarak Giallo filmlerinde yer alan şarkıları sarı şarkılar olarak isimlendirmenin uygun olacağını düşünüyorum. Psycho’nun (1960) bütünsel etkisiyle özellikle İtalya’da çığır açmış olan bu film türü sadece korku ve gerilim filmleri için bir yenilik değildi. Karakter seçimleri, görsel ve işitsel öğelerle birleştirilmiş bir sinema olayıydı. Giallo filmlerinin korku filmleri adına kusursuzlaştırdığı skorları besteleyen önemli besteciler ise, Ennio Morricone, Riz Ortolani, Nora Orlandi, Fabio Frizzi, Bruno Nicolai ve Goblin.

Geçiş Dönemi

Giallo filmleri gizem içermekteydi ve bu gizem kusursuz kurgulanmalıydı. Tam bu noktada müzik bütünlüğü sağlamak ve izleyicinin nabız temposunu ayarlamak adına devreye giriyordu. Bu tarzda ilk örnekleri veren yönetmen ise Mario Bava’ydı. La ragazza che sapeva troppo (1963) (The Girl Who Knew too Much) ile bu tarzın temelini atmıştı. Hitchcock vari yaklaşımı sadece görsel olarak değildi, filme yüklediği alt metin ve kullandığı müzik dili de bu doğrultudaydı. La ragazza che sapeva troppo filminde ise Roberto Nicolosi müzikleri üstlenmişti. Caz tarzında bestelediği parça filmin tüm dramatik öğelerini tamamlamaktaydı. Ürpertici tonlar hakim olsa da zaman zaman girdiği hafif tınılarla izleyiciyle film arasındaki atmosferik dinamiği sağlıyordu.

cinayet-melodi4

Bava’nın bu tarzdaki diğer bir filmi olan Sei donne per l’assassino (1964) (Blood and Black Lace) da ise Carlo Rustichelli ile çalıştı. İtalyan sinemasında birçok film müziğine imza atmış olan Rustichelli, bu filmin yapısına uygun olarak kendi içinde farklılık gösteren bir skora imza atmış. Yine caz tarzından olan Atelier (Titoli) adını taşıyan beste, ilk olarak yoğun ve karanlık bir atmosfere sahip ancak parçanın geçiş kısmıyla birlikte gotik romantizmin bizi kucakladığını hissediyoruz. Görüntülerle birleştirdiğimizde ise bu durum saf şiddet yansımalarına dönüşmektedir.

Bu dönem diğer dikkat çeken Giallo film ve besteleri ise Lucio Fulci ve Tinto Brass tarafından çekilmiş olan iki erotik temalı yapım. Tinto Brass’ın yönettiği Col cuore in gola (1967) adlı gizem dolu erotik polisiye yapımın müzikleri için Armando Trovajoli ile çalışmış. İtalyan bestekâr filmin erotik içeriğine uygun bir İtalyan pop müzik parçasıyla sahneleri desteklemiştir.1969 yapımı Una Sull’ Atra Fulci’nin gelecekteki korku kariyerine gerilim ve gizem dolu bir başlangıç olması dışında, İtalyan bestekârlar arasında önemli bir yeri olan Riz Ortolani’nin yaptığı ilk dikkat çekici işi burada işitmekteyiz.

Kan Senfonisi

Giallo’nun hem geleceğine yön vermiş hem de tarzında tam bir tablosunu çizmiş olan Reazione a catena (1971) aynı zamanda Mario Bava’nın da en görkemli işi. Bu filmin skorlarında birlikte çalıştığı Stelvio Cipriani, filmin yaratıcı yaklaşımıyla 70’lerin popüler müzikleri olan pop ve funk tarzı işleri bir araya toplayarak dramatik yapıya uygun bir senfoni sunmaktadır. Daha sonrasında Cani arrabbiati (1974) le bu üslubunu daha da geliştirmiştir. Özellikle gerilimi arttırmak adına seyirciyi daha fazla etkisi altına alan besteler üretmiştir.

İllustrasyon: Can Ulusan

Ustura Ezgileri

1970 yılında Dario Argento daha kanlı sahneler içiren Giallo filmleri üretmeye başladı. 1970-1971 yılları arasında çektiği üç filmde Ennio Morricone’yle çalıştı. Morricone İtalyan sineması için yaptığı bestelerle birçok İtalyan filminin uluslararası başarısını arttırdı. Özellikle Giallo türü filmlere yaptığı katkı göz önünde bulundurulduğunda türü müzikal olarak zirveye taşımıştır. Ennio Marricone’nin bu tarza verdiği önemli örnekler: Chi L’ha Vista Morire? (Yön: Aldo Lado, 1972), Cosa Avete Fatto a Solange (Yön: Massimo Dallamano, 1972), L’uccello Dalle Piume Di Cristallo (Yön: Dario Argento, 1970),Una lucertola con la pelle di donna (Yön: Lucio Fulci,1971), La tarantola dal ventre nero (Yön: Paolo Cavara, 1971), Giornata nera per l’ariete (Yön: Luigi Bazzoni, 1971),La corta notte delle bambole di vetro (Yön:Aldo Lado, 1971) , Il diavolo nel cervello(Yön:Sergio Sollima, 1972), Spasmo (Yön:Umberto Lenzi,1974), Macchie solari (Yön:Armando Crispino,1975)L’ultimo treno della notte (Yön:Aldo Lado,1975).

Giallo filmlerinde müziğin işin içine girdiği önemli kısımlar açılış kısımlarındaki huzur dolu melodilerle başlar. Filmin geçtiği şehirden sahneler izlerken huzur dolu melodilere eşlik eden bir kadın sesi duyarız. Bu vokal tarzı daha çok bir ninniyi andırmaktadır. Bu yaklaşım dünya çapında ortak bir histen faydalanarak tüm seyircilere aynı hissi verir.

Argento ile eş zamanlı olarak çarpıcı Giallo filmleri yönetmiş olan Sergio Martino 1971 ve 1973 yılları arasında çektiği filmlerde Nora Orlandi, Bruno Nicolai ve Guido De Angelis ile çalışmıştır. Tutti i colori del buio (1972) müziklerini yapan Bruno Nicolai, saykodelik temalı olan filmin sahnelerinin, yaptığı parçalarla tam bir bütünlük abidesi olarak sergilenmesine yardımcı olmuştur. Skorların etkisi sayesinde bu yapım sinema tarihindeki önemli saykodelik yapımlardan biridir. Özellikle gerçeklik dışı açılış sahnesindeki skor daha sonra ki yıllarda gelecek olan birçok gerçeklik dışı öğeye sahiplik eden filme ilham kaynağı olmuştur. Yine bu yıllarda verilmiş bir diğer önemli örnek ise Riz Ortolani tarafından sunulmuştur. Lucio Fulci’nin Non si sevizia un paperino (1972) adlı filminde Ortolani, Giallo’nun müzikal evriminin tamamlanmasını sağlamıştır. Katolik kilisesinin kara listesinde yer alan bu yapım melodik bir terör resitaliyle süslenmiştir.

cinayet-melodi6

Dario Argento 1975 ile 1985 yılları arasında yönettiği Giallo yapımlarında The Goblin adlı İtalyan bir progresif rock grubuyla çalıştı. The Goblin’in filmlere olan yaklaşımı daha modernize bir kaos getirdi. Cinayet sahnelerinin görsel bir şölene dönüştüğü bu yıllarda The Goblin’nin yaklaşımı çığır açıcıydı. Filmin senaryosundan esinlenerek daha atmosferik besteler yaptılar. İfade gücü güçlü olan rock müziği kullanmalarından ötürü seyirciye filmdeki korku öğelerini daha saf bir yöntemle yansıttılar. Özellikle Suspiria (1977) ‘de kullandıkları alışıla gelmişin dışındaki yöntem aynı Pyscho (1960) filmindeki Bernard Hermann yöntemiyle paraleldi. The Goblin bu yöntem üzerinden Dario Argento’nun Profondo rosso (1975), Tenebre (1982), Phenomena (1985) , La sindrome di Stendhal (1996) filmlerinin de müziklerini besteledi.

Sarı müzik besteleyen bir diğer önemli isim ise Fabio Frizzi’ydi. Birçok tür filmine besteler yapan Frizzi,1977-1984 yılları arasında Lucio Fulci’nin yönettiği iki Giallo filmine besteler yapmıştı. Özellikle Sette note in nero (1977) adlı filme yaptığı kan doldurucu bestelerle filmin dinamiklerini güçlendirdi. Frizzi’nin notalara dokunuş tarzı Morricone’ye benzemekteydi. Ancak yaptığı işler daha karanlıktı.

Sonuç

Tam bir çatısı olmayan Giallo türünün yıllar içindeki müzikle yoğrulmuş gelişimi ve değişimi devam etmektedir. Sinema kulvarında Neo-Giallo tarzı adında devam eden bu serüven, müzik kapsamında ise çeşitli rock ve metal müzik gruplarına ilham kaynağı olmuştur. Özellikle Rabid Dogs ve Blizaro adlı müzik grupları hem filmlerden esinlenerek hem de filmlerde yer alan besteler tarzında kendi bestelerini oluşturarak müziklerini icra etmektedir. Cinayet, gizem, sorgulama, psikanalitik, katil, yabancılaşma ve araştırma ekseninde dönen Giallo filmleri sadece müzikal olarak değil her konuda detaylı olarak incelenmesi gereken filmlerdir.

Yazan Lord Magius (İlk yayınlanma At Kafası dergisi 3.sayı)

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Anıl Koç

Tüm Yazıları
1987 yılında unutulmuş bir sahil kasabasında dünyaya gelen Anıl Koç, bir çok korku tutkunu gibi anne sütünden kesilir kesilmez V.H.S’den korku sinemasının eğlenceli dünyasına dalmıştır. 2006 ve 2007 yıllarında Morbidzine.com adlı web sitesinde “Magius” adı altında yeraltı müzik hakkında yazılar yazdı. 2008 yılında Hariboextremeculture.blogspot.com.tr adresini kurarak korku sineması üzerine analiz ve fikir yazıları üretmeye başladı. 2012 yılında İstanbul Kültür Üniversitesi, Sanat Tasarım Fakültesinde, Sanat Yönetimi eğitimine başladı. 2014 yılında radiorgazm.net adlı internet radyosunda Deli Lordun Günlükleri adlı radyo yayınıyla korku sineması ve extreme müziği bir arada sundu. Halen Hariboextremeculture adresinde de “Lord Magius” adıyla sinema yazarlığına devam etmektedir.

YORUM YAZ