Işıkta Kal! Darkness Falls (2003)

Çığlık 4 ve Milenyum Sonrası Slasher Mitolojisi

Korku Sinema

Sine-Makale

Fatih Yürür

02 Mayıs 2011

15 Adet Yorum

15

15 Yıl… Evet Tamı tamına 15 yıl Olmuş! Craven’ın dehasının mahsulü, ve kendi geçtiği yolların da ipliğini pazara çıkarıp, korku manyaklarının ezbere bildiği kuralları ve bu kuralların ihlali sonrasında başınıza neler gelebileceğini belgeleyen Çığlık serisi 15. Yılında, serinin yeni üçlemesinin ilk halkası olan Çığlık 4 İle Yeniden Karşımızda!

Doksanların ikinci yarısında yeniden şaha kalkan ve bir süre sonra “izleyici çekmenin en ucuz yolu” adı altında mimlenen, yeni jenerasyon slasher filmleri, 2000’li yıllarda yerini “başlangıçlar” furyasına bırakmıştı. Hal böyle olunca, adı aklınıza gelebilecek hemen hemen her slasher serisinin öncesini anlatan bir dolu filmin, sinema salonlarını büyük bir açlıkla didikleyişine maruz kaldık. Fakat dikkat edilmesi gereken konu, özgün olmayan başlangıç serilerinin ucuzluğu ve ucuzculuğuydu. Diğer taraftan da acımasız bir hayran kitlesi sömürüsüne dönüştü bu furya. Jeepers Creepers gibi sıfır kilometre başlangıç hikayeleri “taze kan” olarak kabul görse de başta Elm Sokağında Kabus olmak üzere, Teksas Katliamı ve 13. Cuma’da salonu terk eden slasher neferlerinin ağır küfürlerine maruz kaldı. Yine de bu başlangıç furyasının en eli yüzü düzgün örneği olarak Rob Zombie’nin ellerinde hayat bulan Halloween’ı parmakla işaret edebildik. Yeni bin yılın bu fırtınalı tüketim anlayışı, az sayıda da olsa beğenimize nail olan yapımların peydah olmasına izin verebiliyordu.

Wes Craven söz konusu olduğunda da, slasher furyasına pararel ilerleyen bir iniş çıkış çizelgesi görüyoruz. Cursed ile seyirciyi şoka uğratan (kötü anlamda) korku üstadı Red Eye ile eli yüzü düzgün bir iş çıkartsa da, fazla rağbete nail olamadı. Sürpriz bir biçimde Paris I Love You’nun Pere-Lachaise kısmını yöneterek yine izleyiciyi şoka uğrattı (iyi anlamda)…Fakat Son olarak My Soul To Take ile yeni bir hayal kırıklığını da filmografisinin zincirine son bir halka olarak eklemişti.

Çığlık 4’ün ön yargılardan musdarip, taş ve sopa yağmuruna tutulması bu bakımdan çok normal. Nitekim hem slasher furyasına hem de Craven’a karşı biriken ön yargıların gölgesidir serinin bu son filminin afişinin üzerine kara bir gölge misali vuran. Üstelik ilk üçleme ile miladını tamamladığı konusunda izleyicilerin büyük bir kısmının hem fikir olduğu düşünülürse…

Çığlık 4, yine korku manyakları için filme alınmış, iplik ve Pazar münasebetini sonuna kadar muhafaza eden bir film. Elbette aradan geçen yıllar içerisinde teknolojinin karnı iyice şişti…Hayatımıza google, facebook, twitter ve youtube gibi platformlar girdi. Sonuç itibarı ile Craven’ın hem dijital çağa hem de yeni korku-istismar anlayışına edecek birkaç kelamı var ve Çığlık 4, yönetmenin yeni bin yılın korku anlayışına dair sıkıntılarını dile getirebilmesi için harika bir araç aynı zamanda.

71 yaşındaki yönetmenin en önemli takviye gücü elbette ki ilk serinin de senaryosuna imza atan Kevin Williamson. Açıkçası ikili, özellikle son 10 yılın değişen trendlerini başarılı bir biçimde takip etmiş ve en ince detayını bile atlamadan okumuşlar. Uzaktan gözlemlendiği takdirde de bu trendler hakkında üç aşağı beş yukarı birşeyler karalanabilirdi tabi. Örneğin, istismar pornosu olarak nitelendirilen Testere ve Hostel gibi yapımların ağızda asla dağılmayacak kan kokulu çiğliğine karşı, Craven’ın kayıtsız kalmasını bekleyemezdik. Diğer taraftan, Craven’ın gözlemlerine göre, belli başlı farklılıklara rağmen, slasher izleyicisi çok da fazla değişmiyor. Değişen şey, taze yapımların nitelikleri. Dolayısı ile niteliksiz yapımların çöplüğünde, türün meraklıları bile filmlerden uzaklaşmaya başlıyor. Çığlık 4 bize kanıtlıyor ki, kaliteli bir slasher filminin, halihazırda türün meraklısı olsun ya da olmasın, mutlaka alıcısı bulunuyor!

Bununla birlikte, zaten bir çeşit parodi filmi olduğu halde Korkunç Bir Film gibi bir başka cıvık parodiye de ekmek yediren Çığlık serisinin bu “kendinin bilincinde olma” geyiği, dördüncü filmde de devam ediyor. Shaun Of The Dead’in korku ile parodi arasında mekik dokuyan en başarılı yapımlardan biri olduğu, anlaşılan o ki Craven tarafından bir kere daha tescilleniyor. Her ne kadar kendi orijinal levhasının bulunduğu yoldan ilerlese de, çağın parodi anlayışına da fransız kalmayan bir filme imza atıyor usta yönetmen.

Çığlık 4, zaten bir fenomen filmi. İlk üç filmde yaşananların üzerine kitaplar yazılmış, filmler çekilmiş, Sydney yerel bir efsaneye dönüşmüş. Geçen süreç içerisindeki bahsi geçen kolay şöhret yolları, yeni yetmelerin de ağzını sulandırmış haliyle. Artık tüketim toplumunun yoğunluğunun en fazla internete uğradığı ve şöhret olmak için “hiçbir şey yapmaya gerek olmadığı” altı çizilen bir nokta. Sydney her ne kadar gönülsüz görünse de bu şöhretten fazlasıyla nasiplenmesini de biliyor. Dahası, kurbanları şöhret yapmasını ve el üzerinde taşımasını vazife bilen toplum, artık maskeli katilleri de kahraman olarak anabilecek kadar ileri gidebiliyor. O halde Ghost Face’in kendi vahşetini filme almasını da yadırgamamak lazım. Nitekim, kasabadaki katliam da cadılar bayramı misali, her yıl düzenli olarak “kutlanıyor!”.

Ben yukarıda yazdıklarımdan yola çıkarak Çığlık 4’ü, ilk filmin “dijitalleştirilmiş versiyonu” etiketi ile adlandırıyorum. Fakat arada yine de önemli farklar var. Şöyle ki, ilk filmde, korku klişelerinin tamamını yalayıp yutmuş gençler, birer birer katledilirken, serinin bu son filminde, bütün karakterler mevcut klişeleri ciddiye alıyorlar. “Birazdan Dönerim” kelimesinin ‘can alıcılığının’ farkında olmaları da bunun en açık kanıtı. Ghost Face katliamları, korku filmi takipçisi olsun ya da olmasın, kasaba halkına önemli bir ders vermiş. Başlarından geçen ilk üç deneyim de özellikle Sydney ve Gale’i “bilirkişi” mertebesine yükseltmiş –her ne kadar aynı şey Dewey için geçerli olmasa da-.

Bununla birlikte, yeni jenerasyon korku manyaklarının da büyük oranda “klasiklere” saygı duyduğu ve klasiklerdeki klişelerin tamamını iyi okuyup ezberlediği de ortada. Burada Craven’ın nitelikli-niteliksiz uçurumunun üzerine kurduğu köprüyü görüyoruz haliyle. Hangi jenerasyona mensup olursa olsun, Craven’a göre niteliklinin izini süren izleyici, bir şekilde doğru yola ulaşıyor.

Tabi, hal böyle olunca, yeni katillerin etkilenim noktaları da aşağı yukarı 15 yıl önce, bıçağı eline alanlarla benzeşiyor. Zaten film içinde film mantığının işlediği kısım da tam olarak burası. Zira 15 yıl önce türün can alıcı noktalarını işaretleyen Çığlık serisi, 80’lerin slasher’larından yola çıkarak kendi kuralları ile melez bir inşaada bulunmuştu. Çığlık 4 ise, o melez inşaanın temel taşlarını ve kurallarını “asıl geçerlilik” mertebesine ulaştırıyor. Neticede hayatta kalabilmeniz için, yine Ghost Face’in önceki katliamlarından ders çıkartmanız şart!

Sürpriz son mevzusundan da nasiplenen Çığlık 4, bir nevi çaylaklar ve kıdemliler muhasebesi aslında. Bu bağlamda küçük yenilikler barındırsa da bir devam filmi olarak ilk filmin metotlarını revize ettiğini söylemek doğru olur. 15 yıl, Çığlık gibi bir filmin remake’inin gündeme getirilmesi için bile –günümüzün yam yam Hollywood zihniyeti çerçevesinde- ideal bir süre. Serinin dördüncü filmini de rahatlıkla “kendi kurallarını modifiye eden bir yeniden çevrim” olarak adlandırabiliriz. Bu tarafından baktığımızda, evet, belki de orijinal bir yapım değil, fakat İlk Çığlık filminden bu yana gerçekten de izleyicisini ciddiye alan az sayıda slasherdan biri olduğu da gerçek! İyi Seyirler…

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

Yorumlar (15 Yorum)

YORUM YAZ