Ölüm kasabanıza geldi Şerif! Sam Loomis - Halloween (1978)

Chillerama

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

12 Temmuz 2012

1 Adet Yorum

1

Yönetmen(ler): Adam Rifkin (Wadzilla), Tim Sullivan (I Was a Teenage Werebear), Adam Green (The Diary of Anne Frankenstein), Joe Lynch (Zom-B-Movie)
Senaryo(lar): Adam Rifkin (Wadzilla), Tim Sullivan (I Was a Teenage Werebear), Adam Green (The Diary of Anne Frankenstein), Joe Lynch (Zom-B-Movie)
Imdb Puanı: 5.8/10
Yapım: 2011, ABD, 120 Dakika
Oyuncular: Wadzilla: Adam Rifkin, Sarah Mutch, Ray Wise, Eric Roberts, Lin Shaye, Owen Benjamin, Tania Raymonde, Miles Dougal.
I Was a Teenage Werebear: Sean Paul Lockhart, Anton Troy, Gabrielle West, Adam Robitel, Lin Shaye, Tim Sullivan.
The Diary of Anne Frankenstein: Joel David Moore, Kristina Klebe, Florian Klein, Matthew Temple, Kane Hodder
Zom-B-Movie: Richard Riehle, Corey Jones, Kaili Thorne, Brendan McCreary, Miles Dougal, Ward Roberts, Olivia Dudley, Laura Ortiz, Aj Bowen, Briana Mackay, Remy Mackay Lynch.

Son zamanlarda izlediğim en komik film diyebileceğim Chillerama antolojik bir film. Devleşen spermin terörünü anlatan Wadzilla, eşcinsel kurtadamların müzikal aşkını konu edinen I Was a Teenage Werebear, Nazi-Frankenstein sentezi The Diary of Anne Frankenstein ve tüm bunların arasında dolgu vazifesi gören (asıl öykü diyebileceğimiz) Zom-B-Movie’den mürekkep bu film; Drive-in dediğimiz arabalı sinemalara, Grindhouse dediğimiz “2 film birden”e ve B-Movie dediğimiz her tür ucuz filme yapılmış bir saygı duruşu mahiyetinde. Görevini de hakkıyla yerine getiriyor ve her segment belli bir türe odaklanıyor; Devleşmiş canavarlar, kurtadamlar, Frankenstein ve Zombiler.

Öncülleri Tales from the Crypt veya Creepshow benzeri, siyah beyaz, gotik bir animasyonla açılan film karısının mezarını kazan Floyd’a odaklanıyor. Yaşadığı sürece kadınlık vazifesini yerine getirmemiş olan eşinin cesediyle cinsi münasebete girişmek niyetindeki Floyd’un penisi aniden dirilen ve fosforlu mavi bir madde saçan karısı tarafından koparılıyor. Floyd da bu garip sıvıyla infekte oluyor ki işte asıl filmimiz olan Zom-B-Movie’nin (hızlı okununca Zombi Filmi olduğunu farketmişsinizdir) ilk domino taşı devrilmiş oluyor:

Teknolojik gelişmelere ayak uyduramayan Kaufman Drive-in (Lloyd “Troma” Kaufman’a atıfla) arabalı sineması son gecesini yaşarken; sinemanın sahibi Cecil B. Kaufman (Cecil B. DeMille’e atıfla) yarın yıkılacak olan sinemasının şanına yaraşır bir jübile düzenlemek için “4 süper film birden” sunuyor geriye kalan birkaç “ucuz film” aşığı seyirciye: Wadzilla, I Was a Teenage Werebear, The Diary of Anne Frankenstein ve Deathication (bu film bazı nedenlerden dolayı yarım kalıyor). Sinema emektarı Bay Kaufman, Orson Welles hayranı, o kadar ki ölen karısına “Yurttaş Kane”e atıfla “Rosebud” diye sesleniyor. İşte, başta bahsettiğimiz Floyd, bu sinemanın makinisti. Onun dışında, ucuz film aşığı oldukları belli 3 arkadaş var, her filmden sonra yorum yapıyorlar ve “Kevin Bacon oyunu” oynuyorlar: Toby Mayna’ya yanık, Ryan ise popcorn büfesindeki Desi’ye. Ryan’ın emperyalist güçlerin kölesi olmuş abisi de başka bir arabada, manitasıyla beraber film izlemeye gelenlerden (ertesi gün buldozeriyle yıkacağı sinemada son defa film izliyor). Başka bir arabada ise anne baba ve bir bebekten oluşan aile var. Bebeğine Amerikan ruhunu aşılamak için geriye kalan son drive-in’lerden birine geldiklerini söyleyen babanın asıl derdi ise bir fantezisini gerçekleştirip bu tür bir sinemada karısıyla yiyişmek! Bu karakterlerin varlığında ilk film başlıyor: Wadzilla.

Filmin kesinlikle en iyi segmentini yazan, yöneten ve başrolünde oynayan Adam Rifkin’in yönettiği hiçbir filmi daha önce görmememe rağmen senaryosunu yazdığı aile filmlerine aşinayım. Yönettiği bu bölümde garip bir biçimde aile komedi filmlerinin tadını yakalamam bende şizofrenik hazlar uyandırdı.

Sperm sayısındaki belirgin düşüklük nedeniyle sperm bankasından aldığı red cevabının verdiği utançla doktora başvuran kronik bekar Miles, doktorun tavsiyesiyle aldığı henüz deney aşamasındaki ilacın kurbanı olur. İlaç sperm sayısını artırmaz, olan spermi büyütür. Güzel bir kadın görünce dayanılmaz testis ağrıları çeken ve mastürbasyon yapmadan rahatlayamayan Miles’ın başı, arkadaşlarının tavsiyesiyle tanıştığı güzeller güzeli Louise ile geçireceği ilk randevu gecesinde oldukça derde girer. Seksüel uyarıyla devleşen spermini el yordamıyla (!) vücudundan uzaklaştırır ama yediği her insandan sonra gittikçe devleşen ve 5 katlı apartman boyutuna ulaşan sperm New York sokaklarını talan eder.

50’li yılların dev canavarlı korku filmlerini olanca sevimliliğiyle tiye alan segment dönem filminin sanat tasarımını daha çok bilerek kötüleştirilmiş “özel” efektlerle sunuyor ki bu efektler pek de özel değil. Klişeleri gözümüze soka soka kullanan Rifkin, filmin en olmayacak yerine bir pin-up kızı koyacak kadar türe hakim görünüyor. Geleneği bozmadan filme eklediği arşiv savaş araçları görüntüleri de cabası. Dev spermin Özgürlük Heykeli’ne kötü niyetle yanaştığı sahnelere özellikle dikkat. Dead End’de birbirlerine olan uyumlarıyla dikkat çeken Ray Wise ve Lin Shaye’i yine aynı filmde görmek çok zevkli. Ayrıca General Bukkake rolüyle konuk oyuncu olan Eric Roberts de küçük rolünde hayli komik bir profil çiziyor. Japonların porno literatürüne ekledikleri “bukkake” teriminin ne olduğunu filmin sonunda anlayacaksınız. Ortaokul esprileriyle süslü bu rezil komediye gülmemek isterdim ama maalesef göbeğimi tuta tuta güldüm, ne yalan söyliyeyim…

I Was a Teenage Werebear’ın yönetmeni Tim Sullivan’ı daha önce bir yeniden yapım olan “2001 Maniacs (2005)” ile tanıyorum. Nedendir bilinmez bu filmi fazla homoerotik bulmuştum ki adamcağız zaten gey imiş. Bu bilginin eşliğinde sıradaki segmenti anlamak bana daha doğru geldi çünkü eşcinsel kültürüne dair sürüyle gönderme ve terim içeriyor. İsmiyle 1957 yapımı “I Was a Teenage Werewolf”a açıkça atıfta bulunan bu segmentte kurttan farklı olarak “ayı adamlar” var. Gey cemiyetinde “Bear” yani “Ayı” tabiri iri yarı, kıllı ve çoğunlukla deri kıyafetler giyen erkekler için kullanılıyor. Filmdeki karakterler bildiğimiz kurt adamlar yerine, yüzlerinde ucuz kurt adam makyajı olan “bear”lara dönüşüyorlar. Filmin bir diğer özelliği ise eşcinsel yeraltı sinemasının güzide şahsiyeti Sean Paul Lockhart ya da daha çok bilinen pornografik adıyla Brent Corrigan’a başrol vermesi. “Gey pornonun Traci Lords’u” olarak bilinen Lockhart’ın başı, aynen Lords gibi, kariyerinin ilk dönemlerinde yer aldığı filmlerde 18 yaşından küçük olduğu için yasalarla derde girmişti. Yine Lords gibi o da pornoyu bırakıp B-Movie alanına transfer oldu.

1962 yazı, Malibu sahilinde geçen öyküde liseli Ricky, sevgilisi Peggy Lou’nun arzularını yerine getirememektedir çünkü gözü lisenin asi oğlanı Talon’dadır. İkisi de gizli eşcinsel olan bu platonik aşıkların karşısında lisenin püriten gençleri durmaktadır. Fakat tek sorun bu değildir. Talon aslında bir “werebear”dır ve grekoromen güreş sırasında Ricky’nin kıçını ısırarak onu da bu lanetle lekeler. Ricky insancıllığını yitirmez ve bir canavar olmayı reddeder. Ona hem hemşire hem de psişik bir çingene olan Bayan Maleva yardım edecektir.

Bu bölüm her ne kadar çok ilginç olsa da bütünü göze alındığında Chillerama’nın en zayıf halkasını oluşturuyor. “Asi Gençlik”, “Grease”, “Beach Blanket Bingo (1965)” ve bilumum 50’li 60’lı yıllar rock müzikallerinin gore versiyonu diyebileceğimiz bu segmentin orijinal şarkıları arasındaki “Love Bit Me On The Ass (Aşk Kıçımdan Isırdı)” adlı derinlikli şarkıyı müzik marketlerden ısrarla istemek lazım.

Hatchet (2006) ile bağrımıza bastığımız Adam Green’in yönettiği The Diary of Anne Frankenstein, filmin bir diğer lezzetli bölümünü oluşturuyor. Bir dönem filmine uyarak siyah beyaz aktarılan bu segment Anna Frank’ın Günlüğü, Nazi İstismar sineması, Frankenstein ve Golem karışımı uyduruk bir şey.

Babası, annesi ve büyükannesiyle birlikte sığınaklarında SS subaylarından saklanan Anne Frank büyük büyükbabasının günlüğünü keşfediyor. Babası soyadlarının Frankenstein’in kısaltması olduğunu itiraf ediyor ve kızının bu günlüğü okumasını engellemeye çalışıyor. Fakat sesini o kadar yükseltiyor ki iki subayıyla beraber bizzat Hitler’in kendisi sığınaklarını basıyor. Günlüğü hemen fark eden Hitler, orada yazanlara uyarak bir canavar yaratıyor. Nitekim elindeki tüm cesetler öldürdüğü Yahudiler’e ait olduğu için ortaya çıkan yaratık (ismini Meshugannah koyuyorlar) tipik bir Yahudi dev oluyor. Hitler geç de olsa yaptığı hatanın farkına varıyor.

Hatchet’ın başrolündeki Joel David Moore burada da (Hitler karakterinde) başrolde. Filmde diğer tüm oyuncular gerçek Almanca konuşurken o Almanca gibi işitilen bir sürü laf salatası yapıyor hatta bazı yerlerde Star Wars’tan karakter isimleri sıralıyor. O kadar komik ki ve dili o kadar kendinden emin kullanıyor ki şaşırıp kalıyorsunuz. Bir nemfomanyak gibi aktarılan Eva Braun ile uyumları göz kamaştırıyor. Film, oyuncu ve mekan kullanımındaki “ekonomik” tutumla B-Movie fanlarına göz kırpıyor. Ben zenci dublör meselesinde kahkahayı patlattım. Onun dışında bazı ölüm sahneleri Hatchet’la benzerlikler taşıyor. Önemli not: Planet Teror’da da yapılmıştı; filmin en can alıcı sahnesinde film kopmuş gibi yapılıyor (kayıp sahneler sorunsalı). Burada da Hitler’in “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar” tandanslı şarkısı başladığı gibi bitiyor. Bu karelerin kaybolduğunu zannetmeyin ve filmin sonunu bekleyin. Jenerik sonrası Hitler’in bu icrasının tamamına ulaşacaksınız.

Dört filmin sonuncusu olan “Deathication”ı maalesef izleyemiyoruz çünkü Kaufman Drive-In etrafa fosforlu mavi sıvılar saçan zombilerin istilasına uğruyor. Böylece asıl film yani “Zom-B-Movie” (ya da yönetmen Joe Lynch’in sonradan değiştirdiği adıyla “Zombie Drive-In”) başlamış oluyor. Bu arada ben, bu yarım kalan ama ağızda değişik (dışkımsı) bir tat bırakan Deathication’ın sonradan esaslı bir yalancı külte döneceğine inanıyorum (aynen Rob Zombie’nin “Werewolf Women of the S.S.” adlı sahte fragmanı gibi). İpucu: Bu sefer Divine dışkılıyor ve çıkardığını küçük bir süs köpeği yiyor. Gerisini siz tahmin edin.

Joe Lynch’i “Wrong Turn 2: Dead End (2007)” ile tanıyoruz; özellikle bir kadının baltayla ortadan ikiye yarıldığı o meşhur sahne ile. Zom-B-Movie’nin de ondan aşağı kalır yanı yok. Kollar bacaklar havada uçuşuyor. O zombiler insanlara nasıl fena fena şeyler yapıyorlar Yarabbim! Hele erkek olsun kadın olsun, zavallı kahramanların “sona kalan kız” olmak için deliler gibi çırpınması… Gözleri yaşartıyor. Bu son bölüm diğer birçok filme yapılan sürüyle atıf nedeniyle ayrıca önemli. Genel kültür yarışması gibi, repliklerle kendinizi sınayabilirsiniz. Bütün bu cehennemvari tabloda akılda kalan soru ise şu oluyor: Simon Pegg olsa ne yapardı?

Chillerama, B-Movie fanlarını tatmin edecek ipuçlarına sahip bir komedi. O yüzden belirli bir kitleye hitap edip diğerlerine tatsız dakikalar yaşatabilir.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (1 Yorum)

YORUM YAZ