Ölüm kasabanıza geldi Şerif! Sam Loomis - Halloween (1978)

Cereyan Filminin Yönetmeni Mert Dikmen ile Söyleşi

RÖPORTAJLAR

MuratÖzkan

22 Şubat 2017

0 Adet Yorum

0

mertdikmen-2

Yönettiği birbirinden başarılı kısa filmleriyle ismini duyduğumuz ve takip ettiğimiz Mert Dikmen ile 24 Şubat günü vizyona girecek olan ilk uzun metraj filmi, psikolojik gerilim “Cereyan” hakkında ufak bir söyleşi yaptık. Bu keyifli söyleşi için kendisine teşekkür ediyor ve başarılar diliyoruz.

Korkucu.com: Öncelikler tebrikler. Az karakter ve kapalı mekanda geçen bir ilk film denemesi cesaret isteyen bir iş. Özellikle psikolojik tahliller ve diyaloglara dayanıyorsa bu daha da zor. İlk uzun metraj filminizde böyle bir konuyu ele almanızın nedeni nedir?
Mert Dikmen: Teşekkürler. Ben zaten bir sinema izleyicisi olarak home invasion, rehin alma ya da böyle karakterlerin belirli bir çıkmazı çözmek için çabaladıkları filmleri çok seviyor ve takip ediyorum. Hem bir senaristi ve yönetmeni zorlayacak bir tür olması, hem de zaten kişisel zevkime de hitap etmesi bu tarz bir film yapmak istememde önemli birer etkendi. Tabi ki ilk filmimde devasa bütçelere ulaşamadığım için biraz daha minimal bir giriş yapmak durumunda da kaldığımı söyleyebilirim ama bunu bir mecburiyet olarak kesinlikle görmüyorum. Şimdi daha büyük bir bütçeyle de yine bu tarzda bir film yapma fırsatım olsa, hiç düşünmem yaparım…

—-

KC: Kısa filminizi uzun metraja dönüştürmeyi neden tercih ettiniz?
MD: Aslında Cereyan’ın kısa hali, kendi kendine bir uzun metraja dönüşmek istedi desem yanlış olmaz. Kısa filmi izleyen herkesin ilk tepkisi, “keşke bunu uzun çeksen” oldu. Yapımcım Serhat da bunu düşündü ve bana hadi yapalım dedi ve birden kendimi uzun metraj senaryoyu yazarken buldum. Gelen yorumlarda farklı farklı fikirler vardı aslında; mesela kimisi kısa filmi, uzun versiyonun finali olarak hayal etti ama ben o sahnenin tam tersine etkili bir giriş sahnesi olacağını düşündüm ve filmin hikayesini oradan devam ettirmeye karar verdim.

cereyan-pinar-bibin
KC: Özellikle İslami korku filmleri ve cin temalı filmlerin gişede iş yaptığı düşünülürse ana akım dışında (ana akımın tutumunu tasvip etmediğimi de ifade etmek isterim) kalmak istemenizin ardında yatan bir sebep var mı?
MD: Az önce de bahsettiğim gibi ben kendim izlemeyi sevdiğim filmleri yapmayı tercih ediyorum. Yani evde oturup ayaklarımı uzatıp izlemek istemeyeceğim bir film yapmak çok da istediğim bir şey değil. Cin temalı İslami korku filmlerinden de çok keyif almıyorum açıkçası. Güzel örnekleri de var aslında ama artık sanırım bu türün de soyu yavaş yavaş tükeniyor. İzleyici de bunun sinyallerini veriyor; örneğin bizim filmin fragmanlarının altında yapılan yorumların büyük çoğunluğu, “sonunda cinli olmayan bir film oh be!” tarzında. Bu bile halkın artık farklı arayışlar içinde olduğunun bir göstergesi.

—-

KC: Yerli ve yabancı örnekleri değerlendirdiğinizde psikolojik tahlilleri merkezine taşıyan örnekler arasında sizi etkileyen filmler hangileridir?
MD: Psikolojik tahlilleri merkezine alanlara örnek olarak “The Man From Earth”, “Exam”, “12 Angry Men” gibi filmleri örnek verebilirim. Ama tek mekan olmasına rağmen izleyiciyi hiç sıkmayan psikolojik gerilim tarzı çok fazla güzel film var. “Testere” serisi, “Purge” serisinin özellikle ilk filmi bunlara örnek gösterilebilir. Cereyan’la konu ya da tür olarak çok bağdaşmasa da madem bu tarz filmlere girdik, beni en çok etkileyen iki tek mekan/tek oyuncu filmi ise “Buried” ve “127 Hours”… Tek bir oyuncu ile, tek bir mekanda, hatta o mekandaki tek bir noktada heyecanı her saniye ayakta tutmayı başaran bu iki filmi ders niteliğinde açıp açıp izliyorum diyebilirim.

cereyan-murat-yatman
KC: Film kapalı bir mekanda geçiyor ve klasik Home Invasion filmlerini de ters yüz ediyor. Çünkü kurbanın evde kalması aslında vicdanî muhakemesi sonrasında gerçekleşiyor. Bu kapsamda filminizi ev istilası, tutsak alt başlıklarına yakın tutuyor musunuz?
MD: Evet… Hem psikolojik olarak, hem de fiziksel olarak bir tutsaklık söz konusu Cereyan’da da. Kızın içten içe orada durmak istememesi ama bir yandan da sebep olduğunu düşündüğü yanlış anlaşılmayı düzeltmeden oradan çıkıp gidememesi de vicdani bir tutsaklık bir nevi… Zaten işin fiziksel boyutu da film ilerledikçe ortaya çıkıyor. Home invasion türüne yakın tutmak için biraz zorlamak gerekir. Yani başta Cavit karakterinin Aylin’i evinde istememesi ve içeri davet etmemesine rağmen kızın biraz kendini zorla kabul ettirmesi durumu var evet, ama bu durum filmin bütününe yayılmadığı için bunu pek de home invasion olarak görmüyorum ben…

—-
KC: Film öncesinde insomnia, travma sonrası stres bozukluğu gibi konularda araştırmalarda bulundunuz mu?
MD: Tabi ki, oldukça detaylı bir araştırma yaptım. Hem okudum, hem de birebir bu tarz olayları yaşayan insanların deneyimlerini dinledim. Hatta senaryoyu bitirdikten sonra öğrendiklerimden yola çıkarak birkaç detay daha ekledim. Cavit karakterini canlandıran Murat Yatman’ın da bu konuda az çok bilgisi, deneyimi vardı. O da kendi gördüklerinden bir şeyler kattı ve filme bunun çok faydası oldu diyebilirim. Zaten Murat çok sıkı çalışan bir oyuncu. Senaryoyu ve oynadığı karakteri o kadar güzel özümsüyor ki filmi şekillendirmemesine imkan yok. Çekimlerden önce defalarca konuştuk, bana karakteriyle ilgili fikirlerini anlattı ve senaryoya hizmet edeceğini, yükselteceğini düşündüklerimi beraberce filme yedirerek filmin ilk halinden çok daha detaylı bir sonuca ulaştık.

cereyan-salih-bademci
KC: İki karakter de birbirinden yetenekli. oyuncu seçimindeki kriterleriniz nelerdi?
MD: Evet bu konuda çok şanslıydım açıkçası. Cereyan’ın kısa film versiyonunda da Murat ve Pınar oynuyorlardı. Film onların sayesinde bu kadar etkili oldu ve uzun halini yazarken direk oyuncularımı düşünerek yazdım. Hatta zaten Murat ve Pınar’ın bu iki karaktere bürünmüş hallerini de kısa filmde görmüş olmamdan dolayı, aslında yaşayan iki karakteri yazdım senaryoda diyebilirim. Bu büyük bir avantaj oldu benim için. Ayrıca iki oyuncu da zaten normalde arkadaşım ve daha önceden çalışma fırsatım olan insanlar. İkisinin de yeteneğinden şüphem yoktu, onlar da sağolsunlar bana güvenip filme her şeylerini verdiler. Burada Salih Bademci’nin de adını anmadan geçemeyeceğim. Filmdeki az rolüne rağmen daha açılışta izleyiciyi filmin içine sokan harika bir performans sergiledi o da. Filmin yapım sürecindeki birçok konuda olduğum gibi oyuncular açısından da çok şanslıydım yani…

cereyan2

KC: Mum, kitap, çay, kapı gibi objelerin yanı sıra, tekrarlanan öğelere de yer veriyorsunuz. Çekimler esnasında ve filmin kurgu aşamasında bu konuya hassasiyet gösteriyorsunuz diyebilir miyiz?
MD: Evet, aslında çekimler ve kurgudan da önce, daha senaryo aşamasında bu konuya hassasiyet gösteriyorum. Çok ağıra kaçmayan, kendi düz anlamları da olan, ama daha derin bakıldığında metaforik anlamlar da yüklenebilen objeleri kullanmayı seviyorum. Cereyan’da bu tekrarlama durumun biraz fazlaca karşımıza çıkmasının sebebi ise Cavit karakterinin takıntılı ruh halinden kaynaklanıyor. Onun iç dünyasını daha net anlatabilmek için bu tekrarları dozunda bir şekilde izleyicinin karşısına birkaç kez çıkarmayı tercih ettim.

—-
KC: Filmde gösterilen bir öğenin, o filmde muhakkak bir yer teşkil etmesi konusuna hassas yaklaşan bir yönetmen misiniz?
MD: Evet, bu tarz ufak detayların izleyicinin bilinçaltını etkilediğine inanıyorum. Filmde görülen her şeyin bir şekilde konuya hizmet etmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer böyle olmazsa; yani sırf ilgi çeksin diye bir şeyler gösterip, sonra finale kadar bir daha bu detay karşımıza çıkmazsa; izleyici filmin eksik bittiği hissine kapılır. Senaryoda bu tarz detaylar çok önemli bana göre.

cereyan-salih-bademci

KC: Filmde baskın bir öğe olarak kullanılan ve kapanış sahnesinde de vurgulanan unsur kapıdır. Filme adını veren cereyan ise karşılıklı kapı ya da pençelerin açık kalması ile oluşur. Bir başka deyişle çift yönlüdür. Bunu filmdeki ana karakterin yaşadıklarına yapılmış metaforik bir gönderme olarak görebilir miyiz?
MD: Kesinlikle. Öncelikle bu soru için teşekkür ediyorum. Filmin derinlerine gizlenmiş; anlaşılmasa da olacak bir metafor çünkü bu. Az önce bahsettiğim gibi, ben bir filmi metaforlara boğarak sıkıcı hale getirmeyi sevmiyorum. Yani bu ikincil anlamı anlaşılmasa da filme hizmet eden unsurları kullanmayı tercih ediyorum. Cereyan unsurunun da filmde düz bir şekilde karşımıza çıkmasının yanısıra, böyle gizlenmiş bir anlamı daha var evet…

—-
KC: Korku gerilim türünde başarılı bir iş ortaya çıkardığınızı düşünüyor, bir sonraki projenizi merakla bekliyoruz.
MD: Teşekkür ederim, açıkçası ben de bir sonraki projemi merakla bekliyorum. 🙂 Çünkü malum, ülkemiz şartlarında sinema yapmak çok kolay değil. Bakalım, umuyorum devamı gelir.

cereyan-afis-buyuk

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Murat Özkan

Tüm Yazıları
Korku ile 7 yaşında yanlışlıkla seyrettiği Cannibal Holocaust ve Evil Dead filmleri ile tanışan Murat Özkan 1982 yılında İstanbul’da doğdu. O yaşından beri iflah olmaz bir korku fanatiği olan Murat Özkan, resime ve çizime olan düşkünlüğünü her korku ile birleştirmesinde “psikolojisi bozuk çocuk” muamelesi gördü ama yılmadı. Bu alanda bir çok başarısız site açma girişiminde bulundu. Başarısız oldu çünkü o zamanlarda bu işe her elini attığında “Korku”yu bir öcü ve yasak gibi gören zihniyetle karşılaştı. Yine yılmadı! Bir gün, kendisi gibi çocukluğunda psikopat muamelesi görmüş Yasin Karakaya ile tanıştı ve Korkucu.com sitesinin temelleri o anda atıldı.

YORUM YAZ