Nefes alamadığınızda, çığlık atamazsınız! Anaconda (1997)

Can Evrenol Sineması

Biyografiler

KonukYazar

19 Haziran 2009

10 Adet Yorum

10

can-evrenol1
İlgi ve beğeni ile takip ettiğimiz ülkemiz sinemasının yeni korku yönetmenlerinden Can Evrenol’u yazmak gerçekten kolay olmadı. Biz korku sineması takipçileri, konu ülkemiz sineması olduğunda ister istemez tedirginlikle yaklaşıyoruz türe.

Neticede henüz “ tam olarak işte bize ait (bizi temsil edecek) bir yapım böyle olmalı” diyebileceğimiz, tüm görüşlerin ortak paydada buluştuğu gerçek bir uzun metraj korku filmi izledik de diyemeyiz gerçekçi olmak gerekirse. Bugüne dek gösterilen gayreti elbette ki takdir ediyoruz, işte tanıştığınız ve ilgi ile takip ettiğiniz yönetmen Can Evrenol hakkındaki kişisel yorumlarımı, kronolojik sıralama olmaksızın okumanız üzere dikkatinize sunuyorum;

Korku sineması, her ne kadar izleyici gözüyle diğer tür seçimlerine göre kolaymış gibi görünse de aslında risklerle dolu bir alan, aynı zamanda tür takipçilerinin popüler kültürün de gerektirdiği yüksek beklentilerine hitap edebilmesi gerekliliği açısından, günümüzün en çok tartışılan, üzerinde durulan, başarı oranı neye endeksleneceği bir çok duruma göre değişkenlik gösteren alan. Korku, insanın en güçlü dürtüsü, bu dürtüyü harekete geçirmek beyazperdede özgün ve kişisel metodları yakalayabilmekle mümkün. Bunu da kurguya nefes veren en ciddi unsur ise atmosfer. Can Evrenol, hemen her söyleşisinde bunun üzerinde duran bir yönetmen.

can-evrenol2

Şu ana kadar Türk sinemasında pek denenmemiş atmosferler yaratmaya çalışıyorum” diyor ve onun filmlerini ve ülkemiz sinemasının korku türünde çaba gösteren diğer sinemacılarımızı hatırladığımızda, sinemamızın ihtiyacı olan nefesi gönül rahatlığı ile doğru ele teslim edebileceğimizi anlayabiliyoruz. Ülkemiz sinemasında bir korku filmini gülümseyerek hatta kahkaha atarak izleyen izleyici kitlelerine sahibiz ne yazık ki. Doğu ile batı kültürü arasında sıkışıp kalmış izleyicilerimiz, bizden çok önce bir hayli yol almış diğer ülke sineması takipçileri yanında özgünleşememe sorununa karşı sabırsız ve kararsızlar. Sinemamız gerilim ve korku dalında izleyiciyi iki farklı tanıma atmış durumda: Ilımlılar ve olumsuzlar. Can Evrenol, şaşırtıcı bir şekilde her iki tanımlamadan da muaf bir yönetmen. Sinemacı yönü, takipçisinin öngörüleri de doğrultusunda, henüz kendisinin dahi farkında olamayabileceği bir duruma işaret ediyor: Şimdiden geleceğin en iyi korku sinemacısı olarak lanse edilen yönetmen, bu beklentileri karşılayamama cesaretsizliğine sahip de değil. O, kısa film yapmaktan keyif alıyor ve belirsiz bir zamana dek bu öngörüleri erteliyor ki, umut en çok ihtiyacımız olan şey sanırım. Bu muğlak durumun umuda sahip olan bir yanı var.

can-evrenol3

İyi bir korku sineması yönetmeni nasıl olmalı? Çok iyi bir vizyonu olmalı her şeyden önce, kaldı ki sahip olduğu geleceğe dair vizyon aynı zamanda başlangıçtan günümüze, günümüzden geleceğe uzanan bilgi edinilmişliğini de kapsamalı. Denenmemişi denemek zordur, binlerce iyi yada kötü yapımın izleyici belleğinde oluşmuş şablonları vardır, izleyici tüm profesyonel sinema eleştirmenlerinden daha sert eleştirir ki, bu şablonların içinde kabul edilebilirlik alanı oluşturmak işte bu bahsettiğim vizyona sahip olan korku sineması yönetmenine büyük sorumluluklar yüklemek demektir. Can Evrenol, sahip olduğu sinema kültürüne, kendi sinemacılığını ifade edebilme yetisini ve vizyonunu eklemeyi yolun başında iken başarmış olan bir yönetmen. Atmosfer yaratma ve bu atmosfere izleyiciyi dahil edebilme yetisinden yukarda bahsetmiştim. Filmlerinde repliklere fazla yer ayırmayan yönetmen, bir tür klişeleşme kaygısı taşıyor olmalı, ancak şu bir gerçek ki sert mesajlar vermek yerine sert atmosferle izleyiciyi sarsmayı hedefliyor.Yalnız bu bir tercih meselesi, her filminin böyle olacağını söylemek yanlış olur çok yönlü sinemacı için. “Kurban Bayramı” çalışmasında izleyene iletilen mesaj oldukça manidar. Karanlık gelecek tasvirinin ipuçlarını kurguluyor, televizyonu, ailenin sofrasındaki cola şişesini, aile reisinin geçmiş tasvirini, kim olduğu anlaşılmayan ki muhtemelen dış tehdidi sembolize ediyor kişinin amaçsız şiddetini bu karanlık geleceğin öngörüsü ile özdeşleştiriyor ve aslında açık ve görünen bir mesaj iletmiş oluyor. Ve elbetteki film maalesef bazı kesimlerden tepki alıyor, iletilen mesajı Kurban Bayramına, dini değerlere karşı duran bir görüşü olduğunu düşünenler dahi oluyor ki asıl rahatsız olan onlar değil. Yönetmenin filminde anlattığı tek şey, dış güçlerin ülkemiz üzerindeki gücüne tepki.Kaldı ki bu güçler, dünyada savaşı destekleyen ve kurban durumundaki insanlara karşı sergilenen vahşetin ne ve nasıl olduğu açık olan, bilinen güçler. İşte filmde anlatılmak istenen bu.

Can Evrenol, Norveç yapımı Rovdyr – Manhunt filminin yönetmeni Patrick Syversen ve güzel oyuncu Nini Bull Robsahm ile birlikte..

Çeşitli festivallerde gösterime giren kısa korku filmleri içinde en çok dikkatleri üzerine çeken yapım: “Sandık” oldu. Filmlerinde şok edici sahneleri özellikle tercih eden yönetmenin bu filmi, bu derece cesaretle daha önce denenmemiş olması ve rahatsız edici görsel özelliği (çocuğa uygulanan şiddet) ile diğer filmlerinden kesin bir çizgi ile ayrılıyordu. “Sandık” aynı zamanda sinemamızda neyin eksik olduğu konusunda önemli bir ipucu taşıyor, korku sinemasında etik yada kişisel varoluş sınırlarının aşılması, klasik şablonları oluşturan geleneksel normların gerektiğinde yıkılması, kabul görülen gerçeklik ile kurgulanan gerçekliğin birbirinden bağımsız olarak sinemacının hayal gücünde oluştuğu yalın şekli ile perdeye aktarılması konusunda gereken cesaret ve kararlılığın çeşitli sebeplerle takıldığı engelleri aşabilmesi eksikliğini taşımıyordu. Artılarından biri de filmlerinde hassasiyetle üzerinde durduğu kurguya eşit oranda gerilim katan müzik çalışmaları idi. Can Evrenol’un tıpkı Dario Argento gibi gelecek yapımlarında film müzikleri konusunda aynı titizliği göstereceğine ve fakat oyuncu yönetmeni olma konusunda kendisini çok geliştireceğine emin olduğumu söyleyebilirim. İşte bu kısa film, ülkemiz korku sinemasında bu güne dek izlediğimiz (nadir sayıda eski uzun metraj filmleri bir kenara bırakırsak) günümüz korku filmleri yanında ciddi farklılıklara sahip başarılı bir yapım oldu. Bir çok festivalde korkuseverler ile buluşan yapımın bana göre en büyük başarısı, Londra’da gerçekleşen büyük korku festivali Film4 Frightfest 2008 ’de yer alması oldu.

Sandık filminin setinde…

!F İstanbul 2009’da izleyici ile buluşan My Grandmother, gore-splatter’ın tüm nimetlerini sergileyen, aynı zamanda gothic mekan ve kostüm tasarımlarına da sahip aynı zamanda yönetmenin çok az bilinen ve bu sebeple bir çok yazısında tanıtmaya çalıştığı Grand Guignol (Can Evrenol’un bir röportajında geçen ve kendi anlatımı ile teriminin açılımı şudur: Günümüzde, Grand Guignol terimi görsel medyada her türlü kurmaca vahşet, kesme, sakatlama, parçalama, yaralama gibi şiddet gösterilerine verilen bir isim haline gelmiş durumda. Cinayetler, işkenceler, mutasyonlar… 80′lerdeki “slasher” janrasının bir uzantısı olan günümüzdeki Saw / Testere (2004), Hostel (2005) ve bunların devam filmleri başta olmak üzere yeni dönem Japon ve Fransız vahşet filmleri, Grand Guignol’un en modern ve en sivri örneklerini teşkil ediyorlar. Halbuki aslında Grand Guignol, bundan bir asır önce Paris’in arka sokaklarından birindeki ufak bir tiyatro salonun ismi…) niteliklerini tam anlamıyla taşıyan bir yapımdı. Tekinsiz atmosferin ilk andan itibaren içine çekilen izleyici, yine rahatsız ediciliği ile çarpan unsurların hipnotik etkisine giriyor, son kare de dahil olmak üzere kurgunun izleyene nefes aldırmayan işleyişi filmin başrol karakteri olan küçük kızın kabusuna dahil ediliyordu.Bu kısa film, bir çok uzun metraj filme göre oldukça başarılı bir kısa yapım idi. Günümüz korku sinemasında, diğer ülke sinemaları da dahil bir çok yapımda filmden kopan, dikkati dağılan, benzerlikler yakalayan korku sineması sevenlerine belki günümüzde nadiren yakalayabileceği tadları sunuyor, gerçekten korkutmayı başarıyordu.Filmin şahsımca en büyük eksisi başroldeki küçük kızın güçlü oyumculuğu yanında biraz zayıf görünen diğer karakterlerin oyun gücü idi ki bu konuda başka olumsuz yaklaşımlara da şahit oldum. Bu belki de genç oyuncu Isabella Crowther’in yeteneği ile diğer yaşça büyük oyuncuları gölgede bırakması ile ilgilidir. Neticede tekinsiz gothic bir atmosfer ve gore alt türünü iyi şekilde temsil eden bir korku şöleni ile karşı karşıyayız.Yönetmen yine şok etmiş, yine titizlikle üzerinde durduğu “mesaj kaygısız da olsa illaki atmosfer”filmi yapmayı başarmış.Olanca rahatsız ediciliği ile bir kabus örgüsüne sarmış bizleri.

Can Evrenol, efsane yönetmen Frank Henenlotter ile birlikte..

Yine festivallerde gösterilen 2006 tarihli Vidalar, New York Film Akademisi’nde aldığı kurs eğitimi sırasında çektiği film. (burada hemen parantez açalım aslında bilindiği gibi ilk filmi değil, kendisinin kurs süresince çektiği başka iyi filmleri de var, bilginize)

Renksiz kısa filmi Vidalar, izleyicinin çoğunluğu tarafından görsel nitelikleri açısından David Lynch’in ünlü Eraserhead’i ile karşılaştırılan ilginç bir yapım. Objeleri filmin görsel ve işlevsel merkezine alan yönetmen, son derece sempatik görünen (Thanos FELOUKAS) bir yazarın daktilosunda yazı yazarken bulduğu vida ile filmin açılışını yapıyor. Zaman geçişleri arasındaki belirsizlik, yazarın iç sıkıntıları ile doğru orantılı olarak sürerken, fona eklenen dinlendirici müzik ve bir yandan gitgide sayıca artan ve sebep-sonuç ilintisinden mantıksal olarak kopan vidalar yazarın paranoyaları ile birleşip gerçeklik duygusunu yitiren kasvetli atmosfere uyumlanıyor. Müzik-gerilim ters orantılı kullanılıyor.Bir yandan huzur veren tınılar diğer yandan vidalar arttıkça gerilen sinirler. Artık yazamayan bir yazarın kabusu olabilir mi? Can Evrenol her kısa filminde olduğu gibi çok iyi bir finalle sonlandırıyor filmi.

Can Evrenol, ‘Delicatassen’, ‘City of Lost Children’ ve ‘Dante01’ filmlerinin yönetmeni Marc Caro ile birlikte..

İsterseniz dünyanın en iyi okullarında okuyun, en iyi eğitimleri alın, en iyi oyuncu ve set ekibi ile çalışın. İçinizde seçtiğiniz sinema alanına dair sevgi ve bilgiyle beslenen sinema kültürü ve vizyon yetisi yoksa kalıcı başarı yakalamanız çok zordur.Buna rağmen kibir ve en iyi benim duygusu oluşmaya başlamışsa aynı şekilde aşırı özgüvenin getireceği büyük hatalara düşmek an meselesidir. Can Evrenol, gerek sinema eğitimi, gerek sinema kültürü ve işine duyduğu sevgiyi mütevazi duygularla oluşturan ve sürdüren yönetmenimiz. Ona çok güveniyoruz ve bir insana çok güvenmek ona ağır sorumluluklar yüklemek demektir, bunun da farkındayız. Hepimizin ortak düşüncesinin, onun tüm bu sorumlulukların üstesinden geleceğine dair duyduğumuz inanç olduğunu biliyorum. Bir takipçisi olarak sizlere tek önerim sabır ve zaman tanımamız gerektiğidir.Yavaş fakat emin adımlarla ilerlemek, hızlı ve riskli adımlardan çok daha güvenlidir çünkü..

Bu yazı Melisa Aydın tarafından yazılmıştır ve Can Evrenol’ün doğum günü olan bugün yayınlanmıştır..

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Konuk Yazar

Tüm Yazıları
Yazılarıyla sitemize katkıda bulunan konuk yazarlarımız.

Yorumlar (10 Yorum)

YORUM YAZ