Bazen ölü kalmak daha iyidir! Pet Sematary (1989)

Calvaire

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

27 Nisan 2011

3 Adet Yorum

3

Yönetmen: Fabrice Du Welz
Senaryo: Fabrice Du Welz, Romain Protat
Imdb Puanı: 6.3/10
Yapım: 2004, Belçika/Fransa/Lüksemburg, 88 Dakika
Oyuncular: Laurent Lucas, Jackie Berroyer, Jean-Luc Couchard, Philippe Nahon, Brigitte Lahaie

Karavanıyla dolaşan ve seyyar müzisyenlik yapan Marc Stevens, bir yaşlılar yurdunda sergilediği gösterinin ardından yola çıkar ve Noel konseri vereceği mekana yetişmeye çalışır; sadece birkaç günü vardır. Liége bölgesinin Hautes Fagnes adlı bataklıklarla çevrili kırsalında karavanı arıza yapar. Karanlıktır, yağmur yağmaktadır ve ağaçlık arazide Marc’ın yardım alabileceği bir yerleşim bölgesi yok gibi görünmektedir. Tam o sırada Boris adlı bir gence rastlar. Bu çocuksu genç adam ormanda umutsuzca köpeğini aramaktadır. Marc, Boris’in yardımıyla bir hana gelir. Döküntü bir taş binadan oluşan hanın sahibi Bartel adında yaşlı bir adamdır. Sabah olunca Marc, Bartel’den yardım ister; önünde uzun bir yolu vardır ve yetişmesi gereken yere Noel’den önce ulaşmalıdır. Bartel kendisini terk eden karısından sonra yapayalnız yaşayan bir adamdır ve bu davetsiz misafire arkadaşça yaklaşır. Aracı tamir olana dek Marc’ın Bartel’le arkadaşlık etmek dışında bir seçeneği yoktur. Fakat çevrede her ne kadar insan namına bir kişi görünmese de Bartel, Marc’ı kasabalılardan uzak durması konusunda uyarır. Kasabalılar kaba insanlardır ve kendileri gibi “sanatçılara”dan anlamazlar (Marc şarkıcıdır, Bartel de kendisini komedyen olarak tanıtır; ona göre ikisi de sanatçıdır). Marc tabii ki bu sevimli görünümlü çatlak ihtiyarı dinlemez ve kasabaya doğru yürüyerek yola çıkar. Bir barakada gizlice tanık olduğu iğrenç sahne, Bartel’e hak vermesine sebep olur; birkaç adam halka olmuş, bir domuzu beceren arkadaşlarını izlemektedir!

Transgressif dediğimiz genel geçer kuralları hiçe sayan, tabu yıkıcı “Fransızca konuşan” filmlerden oluşan “Yeni Fransız Aşırıcılığı” içinde bir alt ekol var: “Yeni Dalga Fransız Korku Sineması”, daha önce işlenmemiş ya da çok sarsıcı olduğu için uzak durulmuş konuları, üstelik gayet kanlı bir biçimde işleyen yapımlardan oluşan bir akım; “Fransız Şok Sineması” olarak da adlandırılıyor. Sheitan (2006), Ils (2006), Frontier(s) (2007), Inside (2007) ve Martyrs (2008) gibi filmler bu akımın içine dahil ediliyor. İnsan onuru, çocuk masumiyeti, ahlak, din, annelik içgüdüsü gibi “dokunulmaz”ların üzerine giden bu yapımlarda izleyicinin sınırları deneniyor.

John Boorman’ın “Deliverance (1972)” filmini andıran konusuyla Calvaire, insanın onuru haysiyetiyle oynayan, izlenmesi çok zor bir film. İzlerken defalarca derin derin nefes almak zorunda kalıyorsunuz. İster istemez Marc’ın yerine koyuyorsunuz kendinizi, yönetmenin tam da istediği gibi. Kurtlar sofrasının tam ortasına düşmüş yavru ceylan gibi çabalayan Marc’ın durumu izleyicinin omuzlarına tüm ağırlığınca çöküyor. Zaten filmde kapkara bir atmosfer hakim. Acımasızlık, ilkellik ve çiğ bir hava sizi sarmalıyor. Gerçekleşeceğini bildiğimiz sahneleri beklemek kadar sinir bozucu bir gerilim var mı? Yemek masasında istek üzerine kendinden geçercesine, kırılgan jestlerle şarkı söyleyen Marc’ı izleyen Bartel’in gözlerindeki hevesli ışıltı insanın midesini bulandırıyor. Yaşlılar evinde söylediği şarkıdan fazlasıyla etkilenen bir yaşlı kadının arzu dolu temasını sessizce refüze etmiş olması Marc’ın daha sonra maruz kaldığı davranışları daha fazla travmatik hale getiriyor. Olaylar daha çirkin olduğu gibi, bu seferkinde reddetme şansı da yok çünkü. Suya sabuna dokunmayan aşk şarkıları söyleyen kırılgan bir adamın bu derece işkenceye uğraması sonucu deliliğin sınırına gelmesi işten bile değil; zaten seyirci de bu delilikten nasibini alıyor. Bir tür çıldırma halini yansıtmak isteyen kamera da, kabulü zor sahnelerde, insanın başını döndürürcesine daireler çiziyor, masanın etrafında dolaşıyor ya da tavandan aşağıya bakarken dehşet sahnelerini de gözümüze sokuyor.

Marc’ın sessiz direncini üstün bir performansla aktaran Laurent Lucas’ın kalbur üstü oyunculuğu bir kez daha kanıtlanmış burada. Hastalıklı filmlerin sıradışı oyuncusunu daha önceden “Pola X (1999)”, “Harry, He’s Here to Help (2000), “Le Pornographe (2001)” ve “In my Skin (2002)” ile tanıyoruz. Çatlak ve sevimli görünen Bartel’de korku sineması tarihine geçebilecek hastalıkta bir performans sergileyen Jackie Berroyer’in performansı ise alkışı hak ediyor. Efsane porno yıldızı Brigitte Lahaie’nin de küçük bir rolü var filmde (cami yıkılmış ama mihrap yerinde).

Filmin ismi olan “Calvaire” İsa’nın çarmıha gerildiği tepenin adı. Aynı zamanda vücudumuzun en sağlam kemiklerinden birinin adı olarak geçiyor; kafatası. Yönetmen Marc’ın insanlıktan çıkıp bir karikatüre dönüşen ruhunun ızdırabını İsa’nın çilesiyle eşleştiriyor iki önemli sahnede. Birinde, Marc ahırın tahta korkuluğuna çarmıha gerilir gibi asılıyor. Sonlara doğru bataklık sahnesinde, Marc’ın hastalıklı zihni ona bir oyun oynuyor ve çarmıhtaki İsa halüsinasyonunu yaşatıyor. Yönetmenin izleyiciyi kurbanla eşleştirme çabasına uygun olarak film esnasında biz de birçok görsel halüsinasyon yaşıyoruz (kırmızı kıyafetli cüceler gibi).

Oyunculuk ve yönetimin öne çıktığı, soğuk, karanlık ve rahatsız edici bir film “Calvaire”. Sinirleriniz sağlam değilse izlemenizi pek önermem.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (3 Yorum)

YORUM YAZ