Prime Time'a hoş geldin, sürtük! Freddy Krueger - A Nightmare On Elm Street 3: Dream Warriors (1987)

Blind Dead IV:Night of the Seagulls

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

09 Ocak 2009

0 Adet Yorum

0

Blind Dead IV: Night of the Seagulls (La Noche de Las Gaviotas)
Yönetmen: Amando de Ossorio
Senaryo: Amando de Ossorio
Yapım: 1976, İspanya Süre: 89 Dakika
Oyuncular: Víctor Petit, María Kosty, Sandra Mozarowsky, José Antonio Calvo

!!!Yoğun Spoiler İçerir!!!

Film Ortaçağ döneminde açılır. Atlı arabalarıyla karanlıkta kaybolan bir çifti görürüz. Adam yardım istemek için bir evin kapısını çalar. O sırada atlarıyla kendisine yaklaşan Tapınak Şövalyeleri tarafından katledilir. Sonra şövalyeler korkudan bayılan kızı tapınaklarına götürürler. Toprak zemine zincirledikleri kızın kalbini çıkarırlar (Bu arada fark ederiz ki Ortaçağ’da da silikon varmış) ve taptıkları deniz iblisinin heykelinin ağzından içeri atarlar (İblis esasen bir kurbağaya benzemektedir). Daha sonra kızın üzerine yumulan adamlar kızı parçalarlar. Geriye kalan vücut parçaları da yengeçlere akşam yemeği olur.

Günümüze döneriz (günümüz dediysek 1976’ya)… Dr. Henry Stein ve karısı Joan görev için atandıkları ilkel bir deniz köyüne gelirler. Joan, eski arkadaşlarından ayrıldığı için memnuniyetsizdir. Bir bakkala girerler ve eski doktorun evini öğrenmeye çalışırlar. Fakat herkes gizemli bir sessizliğe gömülür, kimse cevap vermez. Doktor adresi öğrenmek için zor kullanmak zorunda kalır. Tarife göre bir tepenin üzerinde, bundan sonra yaşayacakları evi bulurlar. Eve vardıklarında, eski doktor apar topar köyü terk etmeye hazırlanmaktadır. Esrarengiz bir nedenden dolayı hemen uzaklaşmak istemektedir. Henry ona eşlik ederken Joan evde kalır ve kıyafetlerini yerleştirmeye başlar. Bu sırada kafasından yaralanmış, yamuk suratlı ve anlaşılabildiği kadarıyla geri zekalı olan Teddy (köyün delisi) tarafından korkutulur. Ama Teddy sadece yardım istemektedir. Köylüler tarafından def edilmiştir ve kalacak yer aramaktadır. Joan acır ona ve yarasını temizler.

Henry, yaşlı doktoru köye kadar bırakır. Katırına binen Doktor, Henry’e fazla soru sormamasını ve garip seslere kulak vermemesini salık verir.

O gece Joan, çan seslerinden, martı seslerinden ve ayin seslerinden uyuyamaz, kocasını uyandırır. Dışarıda ise zombiler tapınaklarında mezarlarından çıkmaktadır. İki meraklı taze, gece gece dışarı çıkarlar ve garip ayin seslerinin geldiği sahile doğru ilerlerler. Karalar giymiş köy halkı, beyaz elbise giymiş bir kızı önlerine almış, sahile doğru ilerlemektedir. Çan sesleri ise kayalıktaki tapınaktan gelmektedir. “Amaaan! Sadece pagan ayiniymiş.” diyerek evlerine dönen çift gidince, köylüler genç kızı kıyıda bir kayalığa bağlarlar. Atları üzerinde, ağır çekimde dıbıdık dıbıdık gelen zombileri gören kız çığlık atar. Joan yatağında çığlığı duyar. Henry “Martılar.” der. Ama martılar gece uçmaz ki! Yarın ola hayrola diyerek uyurlar.

Ertesi sabah Joan bakkala gider ve kendisiyle hiç ilgilenilmediğini fark eder. Lucy adında genç bir kız ona yardım eder ve malzemeleri eve kadar taşır. Joan’ın bir yardımcıya ihtiyacı vardır, Lucy onların evinde kalmayı kabul eder. O gece tekrar çan seslerini duyarlar. Teddy yine korkarak gelir ve onlara sığınır. Birden kapı yumruklanır. Açtıklarında, gözyaşları içinde kriz geçiren genç bir kız (Tilda) içeri dalar ve yardım diler. Lucy galiba bir şeyler bilmektedir ve Tilda’yı içeri almamaları konusunda ısrar eder ama doktor, kızın sakinleşmesi için tedavi görmesi gerektiğini söyler. Sakinleştirici bir iğneden sonra Tilda hamur gibi olur fakat annesi ve babası doktorun evini basarlar. Direnmeyen kızlarını alıp sahildeki kayalığa bağlarlar. Ağır çekimde gelen zombileri sakin sakin bekleyen Tilda, önce zombiler tarafından fark edilemez (körler ya, kız da ses çıkarmıyor). Sonra kız içini çeker de zombiler kızı fark edip götürür. Yine kalbini çıkarıp heykelin midesine tumba! Geriye kalanlar da yengeçlerin yüzünü güldürür.

Sabah doktor her yerde Tilda’yı arar fakat ketum köylüler bir şey söylemez. Teddy nihayet işin özünü açıklar. Sen misin anlatan! Köylüler sopalarla kovaladıkları Teddy’i kayalıklardan aşağı atarlar.

Akşam yemeği sırasında bizimkilerin kapısı acı acı çalar. İrkilen Lucy idama gider gibi kapıyı açar. Çünkü sıra ona gelmiştir! Hiç karşı koymadan köylülerin önüne düşer ve karı-kocaya karışmamalarını tembihler, yoksa kendileri için kötü olacaktır.

Kanlar içinde kendine gelen Teddy sürünerek doktorların evine gelir. Onlara efsaneyi anlatır. Yedi günde bir gece, zombilere bir genç kız kurban olarak verilmektedir. Yoksa zombilerin laneti tüm kasabaya yayılacaktır. Gece duydukları martı sesleri de bu kurban edilmiş kızların çığlık atan ruhlarıdır. Henry ona inanmaz fakat Joan’a göre daha mantıklı başka bir açıklama var mıdır? Yoktur!

Henry sahile gider ve itirazlarına rağmen Lucy’i zombilerin elinden kurtarır. Köylüler bunu fark eder ve tası tarağı toplayarak köyü terk ederler. Hatta doktorların otomobilini bile çalarlar. Lucy, bunca yıldır sürdürülen gelenek bozulduğu için zombilerin köye saldıracağını, kendilerini bulmalarının da an meselesi olduğunu söyler. Tahta ve çivilerle kapı-pencereleri sağlamlaştırırlar. Kapı ardına barikat kurdukları halde içeri giren zombiler nedeniyle Teddy’i, penceresiz olan mutfağa alırlar. Zombiler Joan’ı çevreler ama gariptir pek bir şey yapmazlar. Henry karısını meşalelerle savunur. Bu arada mutfağa ulaşan zombiler Lucy’e saldırır. Teddy kendini siper eder ve canından olur. Bizim üçlü üst kata çıkar ve damdan zombi atların üzerine atlarlar (Bakın bu olay tüm seride var, pencereye çık, zombi ata atla, dıbıdık dıbıdık kaç). Bu arada zombilerle bir yakın temas daha yaşayan Joan’ın başına yine bir şey gelmez! Ağır çekimde kaçarlarken zavallı Lucy’nin atından düşmesi, kendisinin son hatası olur.

Karı-koca, zombilerin tapınağına girer ve kapıyı kilitlerler. Henry olayı çakmıştır. Zombilerin istediği de onları buraya getirmektir çünkü bir kadın kurbana ihtiyaçları vardır. Bu yüzden ellerine defalarca fırsat geçtiği halde Joan’ı öldürmemişlerdir. Lucy kuralları bozduğundan cezalandırılmıştır. Sunaktaki iblis heykelini görürler. Henry, o zamana kadar fark etmediğimiz bir teolojik-ikonografik uzmanlığıyla, bizi aydınlatır. Bu bir denizaltı iblisidir ve antik bir tanrıdır. Kurban edilen kızlar bu idolü tatmin etmek içindir. Bu sırada zombiler onlara ulaşır. Yakalandı yakalanacak derken ikili, heykeli parçalarlar ve her şeye bir son verirler. Sapır sapır dökülen kemikleriyle zombilerin gözlerinden oluk oluk kan gelir! Sahilde kemik yığınına dönmüş zombiler gösterilirken jenerik akmaya başlar…

Yazan : Wherearethevelvets

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ