Ses çıkarma... Kımıldama... Hepsinden öte... Sakın bir dilekte bulunma! Wishmaster (1997)

Blacker Than the Night

Korku Film Arşivi

Korku Sinema

wherearethevelvets

25 Ağustos 2010

2 Adet Yorum

2

Más Negro Que la Noche
Yönetmen: Carlos Enrique Taboada
Senaryo: Carlos Enrique Taboada
Imdb Puanı:7.4/10
Yapım: 1975 Meksika, 96 dakika
Oyuncular:
Claudia Islas, Susana Dosamantes, Lucía Méndez, Helena Rojo, Julián Pastor, Alicia Palacios

Tür sineması olarak baktığımızda korku filmlerinde çeşitlilik bakımından şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Bir Amerikan izleyicisine kıyasla Avrupa ve Uzakdoğu filmlerine daha kolay ulaşıyoruz. Özellikle 80’li yıllardaki video furyasında Amerikan yapımından çok İtalyan korku filmlerini izlediğimi anımsıyorum. Sadece o da değil, Amerika’da hangi çocuk kendini bildi bileli televizyonunda anime seyretme şansına erişmiştir ki? Mecanime gibi uç bir türde, Robotec ve Voltron ile başladık yola… Tarantino’nun şimdilerde Amerikalı izleyicilere tanıtmaya çalıştığı avantür filmler veya chanbara filmlerini çoktan izlemiştik. Eskiden daha rafine ve daha çeşitli zevklerimiz varken son zamanlarda Amerikan statükosuna karşı gelemiyoruz gibi.

Korku Sitesi’nin küçük de olsa bir misyonu olduğunu düşünüyorum. Hep bilinen, genel beğeniye seslenen korku filmleri dışında da değişik ülke sinemalarına yer verilmesi güzel birşey. Evet, bu filmlere ulaşmak çok zor. Evet, izlemedikten sonra okumanın ne faydası var… Ama Korku Sitesi şunu diyebilmeli “Okuyucu! Bak, bildiğinden daha değişik şeyler de var!”.

Bahsedeceğim film, Meksika sinemasından bir örnek; daha doğrusu bir mihenk taşı. Coğrafyasında bir ilke imza atıyor ve “Gotik” sinema ile izleyicisini tanıştırıyor. Meksika çıkışlı günümüz yönetmenlerinden Guillermo Del Toro’nun izleyeceği yolu erkenden çizen Carlos Enrique Taboada, çok bilinen bir yönetmen değil. Santo filmleri, Alejandro Jodorowsky veya José Mojica Marins gibi ikonların yanına eklenecek bu isim kulak aşinalığı yapsa bile yeterlidir.

Carlos Enrique Taboada, aslında bir senarist. Fakat Hammer sinemasından da etkilenerek yönetmenliğe atılıyor ve ülkesi için çok yabancı olan Gotik korku janrına 4 düzeyli örnek sunuyor. Hayalet öykülerinin ortak temayı oluşturdu ğu bu “dörtleme” şöyle: Ölen sınıf arkadaşlarının hayaleti tarafından rahatsız edilen birkaç okullu kızı konu alan “Hasta el viento tiene miedo (Even the Wind is Afraid, 1968)”, ormanlık bir arazide yıkıntılar içinde bulunan oğlan heykelinin ardından başgösteren doğaüstü olayları anlatan, “The Turn of the Screw”un Meksikalı karşılığı olan “El Libro de Piedra (The Stone Book, 1969)”, sözünü edeceğimiz: “Más Negro Que la Noche (Blacker Than the Night, 1975)” ve hayal gücü yüksek iki küçük kızın cadılar ve perilerle ilgili fantazilerini anlatan (Ve Pan’ın Labirenti‘nin atası sayılabilecek) “Veneno para las Hadas (Poison for Fairies, 1982)”. Bu dört film içinde en iyi olanı hakkında bir fikir birliği yok. Ama internet ortamından araştırdığıma göre çoğunluk, bahis konusu olan Más Negro Que la Noche’yi diğerlerinden ayrı tutuyor. Genel bir beğeni toplayan filmlerin remakeleri de var veya hazırlık aşamasında…

Gelelim filmimize… Başkarakterler, aynı evde kalan dört adet kızdan oluşmakta. Bunların en büyüğü ve aklı başında olanı Ofelia, grubun tek sarışını. Pedro ile nişanlı ve evlilik planları yapmaktadırlar. Pilar, kocasından yeni boşanmış bir aşçıdır ve nafaka ile geçinmektedir. Aurora kütüphanede çalışmaktadır. Grubun en yenisi ve en genci olan Marta ise, sevgilisinin evini terk etmek zorunda kaldığı için yatacak yer arayan; uzak akrabası olan Aurora vasıtasıyla diğer kızların dairesine taşınan bir mankendir. Bir gün Ofelia’ya bir miras kaldığını öğrenirler. Uzaktan teyzesi olan Tia Susana adlı yaşlı kadın evinde kalp krizi geçirerek öldükten sonra, hayattaki tek akrabası olan Ofelia’ya büyük bir malikane bırakmıştır. Yalnız, her zaman olduğu gibi vasiyette bir şart vardır: Teyzenin çok değer verdiği ve yalnız gecelerinde muhabbet arkadaşı olan “gece kadar kara” kedi Bequer’e gerekli özen ve bakım gösterilecektir. Kızlar kira ödemek zorunda kalmayacakları için neşeyle eve taşınırlar fakat ev oldukça kasvetlidir. Korkunç teyzenin uğursuz bir resmi salonda asılıdır ve delici bakışları daima kızların üzerindedir. Evin yadigar hizmetçisi Sofia, eski efendisine tapar derecede sadık, beter suratlı bir kocakarıdır. “Rebecca”daki Bayan Danvers’ı hatırlatan bu sessiz ve gizemli kadın yeni sahibelerinden pek hoşlanmaz. Fakat Ofelia, teyzesinin anısına saygısızlık yapmamak için, birşeyler gizlediği apaçık ortada olan Sofia’nın işine devam etmesini ister. Bir de Bequer vardır elbette… Diğer üç kızın nefretle karışık itirazlarına rağmen Ofelia, sahibinin ölümünden dolayı tedirgin davranan kara kediye sahip çıkar. Fakat kedi kedidir; hem hırçınlık yapar hem de Aurora’nın kafes içindeki kanaryasına göz diker.

Diğer yandan malikanede bazı garip olaylar zuhur etmektedir. Geceleri bir kadın kediye seslenmekte, bahçede gölgelerin arasında bir silüet belirmektedir. Bu olanlar kendisine aktarıldığında hizmetçi Sofia çok şaşırır ama yine de suçu kendi üstlenir. Bir gotik korku filminde olabilecek şeyler tek tek olur. Teyzenin, cenazesiyle beraber gömülmüş olan gümüş başlıklı asası, yüzü görünmeyen bir kadının elinde görülür. Yatak odasında bir kutuda kilitli olan yüzüğü kaybolur. Hiç giyilmemiş eski gelinliği çalınır. Her zaman oturduğu koltuğun üzerinde yarım kalmış bir örgü, yün ve şişleri bulunur. Ve bir gece Bequer’in ölüsünü bulduklarında gizemli olaylar büsbütün artar.

Baştan söyleyeyim, film beni korkutmadı. O kadar çok korku filmi izliyorum ki artık şerbetlendim galiba. Fakat film, çocukken izleyip gece yatağı ıslattıracak bir atmosfere sahip. Yani ben bu filmi çocukken izleseydim, muhtemelen bünyemde yıkıcı bir etkisi olurdu ve filmi yana yakıla “Hangi Film” başlığında arıyor olurdum. Herşeyden önce Más Negro Que la Noche, televizyon için çekilmiş bir filmin sterilliğine sahip. Kışkırtıcı sahneler yok. Filmin başında bir an için görünen duş sahnesi dışında çıplaklık yok. Arada, seksi kızlar iç çamaşırlarıyla beliriyorlar ama yönetmen çıplaklığı özellikle kullanmak istememiş sanki. Aynı şekilde, birkaç sahnede çok sınırlı olarak gösterilen kan dışında gore sahne yok. Tüm gerilim atmosfer ve gizem üzerine kurulmuş. Oyunculuk, bu tür filmlere göre iyi ve soğukkanlı. Meksika yapımı bir korku filminden beklenecek aşırılıklar veya saçmalıklara yer verilmemiş. Yani bir “trash” ile değil, eli ayağı düzgün bir sinema filmiyle karşı karşıyayız. Tenebrae tarzı (ışık gölge zıtlığı) çok yerinde kullanılmış. Yönetim ve set tasarımı kalite kokuyor. Müzik desen sahneleri destekleyecek kadar iyi ama kulağı yormuyor.

Neticede, “Más Negro Que la Noche” ailece izlenebilecek, şok sahnelere yer vermeyen, düzeyli bir gerilime sahip, temiz ve usturuplu bir film. Çok korkutmuyor ama zevkle izleniyor. Tavsiye ederim.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (2 Yorum)

YORUM YAZ