Her şey başlangıçta son bulur... The Butterfly Effect (2004)

Bir Homoerotik Film Olarak Sleepaway Camp

Korku Sinema

Sine-Makale

wherearethevelvets

18 Mayıs 2011

19 Adet Yorum

19

Sleepaway Camp (1983) benzerleri arasından, kalitesiyle değil acayipliğiyle sıyrılan bir kült film. Bir yaz kampında teker teker öldürülen gençlerden bahseden bir film ne kadar özgünlük içerebilir demeyin. İzleyicide tariflenemez bir rahatsızlık ve kafalarda soru işaretleri oluşturan sahnelerden oluşan bu film istemeden de olsa belli bir orijinalite barındırıyor. Bir eşcinsel filmi olmadığı halde buram buram homoerotizm kokan sahneleri sebebiyle bence ayrı bir araştırma konusu olması gereken Sleepaway Camp hakkında genel bilgiyi şuradan edinebilirsiniz. Fakat benim yazdığım bu yazı bir bilgilendirme veya tavsiye yazısı değil, analiz yazısıdır. Her analiz yazısında olduğu gibi filmin zaten izlenmiş olduğu varsayılacağından yoğun İPUCU İÇERECEKTİR! O nedenle filmi izlememiş olanlar mantıksız davranmasınlar ve bu yazıyı okumasınlar.

Bir filmi, erkek cinselliğine yaptığı istemsiz vurgulamalardan yararlanarak incelemek oldukça sıkıntılı bir işlem. Bıçak sırtı bir iş. Algıda seçicilik diye bir unsur var ki, eğer kafanızda bir şey varsa, gözünüz de onu görüyor. Birileri çıkıp “İyi de senin için pis, gözün onları görmüş” diyebilirdi. O yüzden filmi bir psikoanalist arkadaşımla izledim ve onun verdiği tepkilerden de yararlandım. Amacım yapay bir tartışma ortamı hazırlamak değil, olaya bilimsel yönden yaklaşmak. Bu anlamda, eşcinsel babasının başka bir erkekle beraber olmasına tanık olmuş bir erkek çocuğun, halası tarafından kız gibi yetiştirilmesi üzerine kurgulanmış bir korku filminden eşcinsel temalar ayıklamak zaten çok kolay. Fakat benim dikkat çekeceğim unsurlar filmin bu “baştan bingo” kısımları değil; gayet heteroseksüel olması gereken yerlerde yanlışlıkla eşcinselliğe ışık yakılan sahneler.

Yıl 1983… Dönemin belli bir modası var. Maalesef bu moda günümüzde oldukça gayish bulunuyor. Erkekler el kadar şortlarla ortalıkta dolaşıyorlar. Diskoteklerde kıçlarını sallıyorlar ve vücut geliştirme salonlarında bronzlaşmış bedenlerini hevesle sergiliyorlar (Olivia Newton-John‘un “Physical” klibini izlemenizi tavsiye ediyorum. Ne dediğim daha iyi anlaşılacaktır). Biraz önce belirttiğim bir terim var, gayish; tam Türkçe’si yok sanırım. “Eşcinselliği çağrıştıran ama tam da eşcinsel değil” anlamındaki bu sıfat filmimize çok yakışıyor..

Filmin, en baştan belli dokundurmalarını sayarak aradan çıkarayım. Angela bildiğiniz gibi aslında kız değil erkek. Filmin sonunda kendisini çırılçıplak gördüğümüz için biliyoruz ki penisi var! Kampın patronu Mel yaşlı bir adam. Andropozunu çoktan devirmiş bu buruşuk herifin ağzında devamlı kalın, uzun bir puro var; puro fallik objedir yani penisi çağrıştırır. Puro içmek oral seks allegorisidir. Kampın görevlilerinden Ronnie, tüm film boyunca kaslarını sergilemekle meşgul. Çoğu sahnede dondan daha küçük bir şortla dolaşıyor. Üzerindeki tişörtler, derisiyle arasında en ufak bir hava kabarcığını dahi bulundurmayacak denli dar ve sıkı.

Bir sahnede, giymiş olduğu tişörtte bağlı olduğu vücut geliştirme cemiyetinin reklamı falan var. Neyse, zaman mimlerimi filmin 84 dakikalık DVD versiyonuna göre koyacağımı baştan belirteyim.

03:24 İki kardeş, Angela ve Peter, salak salak konuşurken üzerinde el kadar şorttan başka bir şey bulunmayan babaları John sereserpe güneşleniyor. Kamera nedense adamın çıplak vücuduna odaklanıyor.

Bu sahneler yetmemiş olacak, John kanoda ayağa kalkıyor ki vücudu daha bir seyirlik olsun. 04:55’de ekrana Lenny amca giriyor; üzerinde çizgili mayosundan başka birşey yok (daha sonra öğreneceğiz ki bu Lenny, John’un sevgilisiymiş).

09:46 “Adonis” Ronnie ve kasları arzı endam ediyor. Koşan çocuklardan birisi yanlışlıkla Ronnie’ye çarpıyor ve adamın belden aşağısıyla yakın temasa geçiyor (akıllara zarar).

23:28 Erkeklerin yatak odasında çıplak bir oğlan poposu görüyoruz.

Arkadaşları, şişman bir oğlan olan Mozart’a şaka yapıyorlar ve bir arkadaşının çıplak poposunu öpmesine sebep oluyorlar.

23:33 O sırada odaya görevli Gene giriyor.

Kara kaş kara gözlü karayağız bir delikanlı olan Gene’in kaşları cımbızla şekillendirilmiş. Fakat üzerindeki kıyafeti tanımlamakta biraz güçlük çekiyorum. Kalçasının tüm güzelliğini sergileyen daracık, paçaları püskül püskül yapılmış bir kot şort üzerine kolsuz, kıllı göbeğini açıkta bırakacak şekilde kesilmiş, yine dar, beyaz bir tişört giymiş. Genel olarak bakıldığında “Gay-Lezbiyen Gurur Yürüyüşü”nden yeni gelmiş gibi duruyor. Tüm film boyunca kasıla kasıla, kıvrıla kıvrıla yürüyor kendileri.

23:59 Oldukça etkileyici bir beyzbol sahnesi. Filmin “kötü” oğlanlarından Billy, daracık kot şortu ve kısa tişörtüyle izleyenleri büyülüyor.

Biraz yukarıda tarif ettiğim muhteşem kostümüyle Gene ondan rol çalıyor.

İkisi de değişik pozisyonlarda yüreğimizi şenlendiriyorlar.

27:15 Gece vakti kamptaki sayısı sınırlı birkaç kızı tavlamaya çalışan oğlanların olduğu sahnede gerçekten ilginç bir ayrıntı dikkatimi çekti. Siyah tişörtlü Kenny ve pembe gömlekli Mike’ın tam arasında, arkada bir figüran var. Bu oğlanın bize göre sol cebinde ya birşey var, ya da bizi gördüğüne çok sevinmiş!

Zaten sorun bu değil. Öndeki asıl oyuncular kızları tavlama konusunda tartışırken bu figüran durmadan kalçalarını ileri geri hareket ettirerek tahmin edeceğiniz o işi taklit ediyor, yüzünde iğrenç bir ifadeyle. Bir filmde böyle gereksiz bir sahne neden vardır?

31:39 Billy ve diğer oğlanlar kamptaki kızları gece yüzmeye davet ediyorlar. Daha sözlerini tamamlamadan soyunmaya başlayan oğlanlar (kızlar gayet giyinik bu arada) Pasolini’nin çıplak delikanlıları gibi kalıveriyorlar ortada. En öndeki Billy’nin açık fermuarından görünen beyaz iç çamaşırı oldukça davetkar.

Devam eden sahnede kızlar onlara boş boş bakarken oğlanlar göle giriyorlar ve erkek erkeğe birbirlerine su sıçratmaca oynuyorlar, bıcı bıcı!

33:00 Kenny ve Leslie gece vakti kanoyla gölde geziniyorlar. Kenny genç kızı, anlattığı su yılanlarıyla korkutmaya çalışıyor. Fakat talihsiz bir şekilde katledilen Kenny oluyor ve sabah ağzından su yılanı çıkıyor. Yılan fallik bir objedir. Yılan korkusu penis korkusudur. Ağızdan yılan çıkmasının anlamını sizin güzel zihinlerinize bırakıyorum.

34:34 Gölden yeni çıkmış çıplak oğlanlar ordusunun olduğu bu garip sahnede filmin en rahatsız edici ayrıntılarından biri gizli. Bize göre en sağdaki gencin ıslak beyaz donu içerisindeki yarı sertleşmiş penis görüntüsü bence bir pornoya yakışırdı.

Burada ne işi var?

42:14 İyi çocuk Paul, bir şekilde utangaç kız (oğlan) Angela’yı tavlıyor. Erkek yatakhanesinde diğer oğlanlar onunla dalga geçiyorlar ve üzerine çullanıyorlar. Yetmezmiş gibi, koca kalas vücuduyla Gene (mavi pantolonlu) utanmadan oğlanların üzerine atlıyor (fırsat bu fırsat).

Bu arada muhtelif sahnelerde Paul ve Billy’i üzerlerinde bir tek şortla ve artan çıplaklık dozlarında görüyoruz. Ronnie ise her sahnede değişik tişört-şort kombinasyonuyla bir tür defile sunuyor bizlere.

47:49 Film boyunca yarı çıplak dolaşan Billy, yine üzerinde el kadar mavi şortuyla terlerini sile sile yatakhaneye koşuyor (kamera onu takip ediyor; Billy kameranın göz bebeği). Odaya girer girmez eline bir porno dergi geçiriyor ve tuvalete geçiyor. O, klozette oturarak masturbasyon yaparken biz bacaklarına inmiş mavi şortuyla (ve kafamızdaki rahatsız edici düşüncelerle) uzun süre başbaşa kalıyoruz.

Bu “pek özel anda katile yakalanma” konusunda örnek verebileceğim başka bir film var. Mesela “Nightmare on Elm Street”te Johnny Depp’in bir “ıslak rüya” sahnesi vardı. Fakat o sahnede su yatağının içinde ayrıca fıstık gibi bir sarışın görünüyordu ve sahnenin odak noktasında Johnny Depp’in cinselliği yoktu. Buradaki masturbasyon sahnesinde ise izleyiciye tek şey düşündürülüyor: “Bak, şu an Billy masturbasyon yapıyor!”. Ortada dengeleyici unsur olarak bir kız var mı? Yok!

52:49 Malum flashback sahnesi. Küçük Angela ve Peter, babaları John’u yatakta Lenny ile sevişirken gizlice izliyorlar.

58:35 Yine çok acayip bir sahne. Tüm öyküyü bir tarafa bırakıp sadece bu resmi görürseniz aklınıza hiç hoş olmayan şeyler gelebilir. Ön plandan rahatsız edici bir oğlan çıplaklığıyla Ricky ve kart kaşalot Mel var; tartışıyorlar. İkisinin arasında, uzak planda ise Ronnie ağırlık çalışıyor!!! Ne düşünmeliyiz?

59:00 Filmdeki tek dişil çıplaklık; kötü kız Judy’nin göbek deliği görünüyor (neyse ki bikini giymiş).

59:40 Çocuk tacizi!.

Mel hızını alamadı Ricky’i tartaklıyor. Oğlan hala çıplak!

80:02 Malum final. Angela meğer erkekmiş. Kanlara bulanmış çırılçıplak bir oğlan vücudu ve penisi, bu şok gerçeği kanıtlarcasına gözümüze sokuluyor.

Genel olarak bakıldığında yukarıdaki sahneler bir filmde olmamalı mıdır? Yooo. Ama dengeleyici olarak biraz daha dişil cinselliğe eğilmek gerekmiyor mu? Bu tür filmlerin olmazsa olmazı, damarlarındaki hormonların etkisiyle ne yaptığını bilmeyen genç kızların frikik vermesi değil midir? Yani kim Sleepaway Camp’taki gibi azmış delikanlıların yarıçıplak halde suda oynaşmasını izlemeyi amaçlar ki? Hani bikinili genç kızlar? Hani yanlışlıkla görünen “zorunlu meme” sahnesi? Hem konu hem de görsellik itibarıyle “R” derecelendirmesini çoktan haketmiş olan filmde dişil cinsellik olarak tek bir sahnede göbek deliği görmek size de garip gelmiyor mu? (Cepheden erkek çıplaklığı var, üstelik bu erkek 18 yaş altı, yine 18 yaş altı erkek kalça gösterisi var, alenen geçen bir pedofili ve çocuk istismarı var; ama gerçek cinsellik yok). Kampta soyunması en muhtemel (yani dişil cinselliği temsil etme misyonu olan) kız Judy. Tek bir kız! Koca kampta! Diğerleri figüran. Yine kız zannettiğimiz Angela zaten erkek çıkıyor. Ama iş erkeklere geldiğinde hoyratça, sakınmadan sunulan bir cinsellik ve çıplaklık mevcut.

Olayın bir de “Ricky-Mel” arasındaki çarpık ilişki yönünden işlenmesi gerekiyor. Yaşlı bir adamın daha önce (buraya dikkat!) çıplakken hırpaladığı bir oğlanı, sonradan otların arasına yatırarak öldüresiye yumruklaması, sadece ondan “şüphelenmesi” neticesinde gerçekleştirdiği bir tavır olarak algılanabilir mi? Şimdi bakalım: Mel yaşlı bir adam. Güç tutkunu bir kız görevli tarafından baştan çıkarılmaya çalışılsa da belli ki erkeklik namına pek birşeyi kalmamış. Gelelim Ricky’e… Daha kampa gelir gelmez kimin memeleri çıkmış, efendime söyliim, güç dengeleri nasıl değişmiş, hemen hakim olan dominant bir oğlan kendisi. Kuzini Angela’yı canhıraş bir biçimde koruyacak kadar cesur, kendinden büyük erkeklerle küfürleşecek kadar gözüpek. Gördüğümüz kadarıyla ergen vücudunun değişiminden de hayli memnun; fütursuz bir çıplaklığı da var. Bu durumda fonksiyonsuz Mel’in Ricky’e her fırsatta saldırmasının altında göründüğünden çok şey aramak gerekir. Sinirinin doruğundayken zavallı çocuğu ölümün sınırına getirecek denli uyguladığı şiddet, bence, bir erkeğin bir erkeğe gücünü kanıtlamak için ettiği tecavüzden başka birşey değildir.

Yönetmen Robert Hiltzik’in Sleepaway Camp filmleri dışında bir filmografisi yok. Şu an avukat olarak çalışan adamcağızın karısı (aynı zamanda orijinal filmin yapımcısıdır), çocukları ve mutlu bir evliliği var. Yani ortada bir “Victor Salva” olayı yok. Yukarıda bahsi geçen sahnelerin, bilerek ve isteyerek oraya konduğunu zannetmiyorum; tamamen amatörlükten kaynaklanan hedef şaşması. “Troll 2” filmindeki aynı yatakta uyanan 2 çıplak delikanlının olduğu sahne gibi, burada da eşcinsellik amaçlanmamış. Fakat bence ucuz bir filmi değerli yapan bu “arızalı” ayrıntılardır. Tüm yazdıklarımdan sonra “Sleepaway Camp” size de daha bir ilginç ve izlenesi gelmedi mi? Geldi, geldi…

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (19 Yorum)

YORUM YAZ