Işıkta Kal! Darkness Falls (2003)

Bir Gazeteci bir Seri Katili ne kadar yakından tanır?

Korku Genel

KRİMİNAL

Seri Katiller

BurakBayülgen

16 Mart 2010

6 Adet Yorum

6

Bir suçlu profilini yargı, adli tıp ve psikiyatrlar kadar gazeteciler de çok iyi bilirler. Hikayenin en başını ve genellikle idam ile sonlanan finali en yakından takip ederler. Her detayı bildikleri gibi, suçluların halk gözündeki itibarını da medyanın kendisi ortaya koyar. Gazeteciler bir suçluyu tarih boyunca unutulmayacak ve Karındeşen Jack gibi tarihsel bir dönüm noktasına vardırabilecek yetenekleri istedikleri takdirde mümkünleştirdiler. Bunun için takıntılı bir gazeteciye ihtiyaç duyulur ancak her daim bu konuları dışarıdan bir kişi de olsa hayat memat meselesi haline getiren bir gazeteci vardı.

Popüler kültürün ve dolayısıyla medyanın yoz değerlere verdiği ironik değerler bir suçlu tanımını sadece cani, ahlaksız, utanç verici, sapkın veya dehşetengiz olarak değil, aynı zamanda tarihe damga vurmuş kimlikler olarak da ifade ettiler. Medya suçluları ne kadar kötü veya manyak olarak halka lanse etmek istese de, (gerçek ve gerçeğin sunumu) ifade ediş biçimi bu yaklaşımı fenomen haline getirdiği suçun ve suçluların altında yetersiz bıraktı.

Nereden bakılırsa bakılsın suçlu kimliğini tüketim toplumuna mal eden medya, suçun bir film izlercesine zevk veren yönlerini suya sabuna dokunmadan netleştirdi ve özdeşleşme yoluyla suçları popüler kültürün, medyanın doğuş ve oluşum sürecinden itibaren modern ve post-modern erada sanatsal ve kültürel alanlara da yaydı. Sadece suçun kendisini değil, suç üzerine kafa yoran ve kimi zamanlar adli bilimler ile uzaktan yakından alakası olmayan kişileri bağlanıp bambaşka biri yapana dek. Bu yüzden suçu konu edinen –pulp fictionların- bilimsel çalışmaların, romanların, filmlerin –özellikle modern ve post-modern dönemlerdeki- bolluğu kimseyi şaşırtmamalı.

Robert Graysmith, San Fransisco Chronicles’ta çalışan bir karikatüristken bir anda hayatını değiştirecek bir seri katilin faili meçhul cinayetlerine seyirci kalacaktı: Zodiac’ın. Zodiac burç horoskoplarından yola çıkarak oluşturduğu lakabıyla kimliğini hayat boyu (Graysmith bulduğunu iddia ediyor) gizli tutmayı başarabilmiş ikinci bir Karındeşen Jack’tir. Soğukkanlılıkla ama bir o kadar da çocuk oyuncağı gibi işlediği cinayetleri polis merkezine şifreli mektuplar halinde göndermeye çekinmeyen, rahat bir katildi.

Robert Graysmith bu katilin peşine düştü ve isimsiz –sadece derin nefes alıp veren- telefonlar almasına rağmen korkmadı. Zodiac’ın izini bulmak için kriminolojiyle haşır neşir oldu. Yıllara varan araştırmaları ve araştırmacı gazetecilikteki ısrarı sonucu bir eser yazdı: Zodiac. Bu eseri David Fincher tarafından sinemaya uyarlandı. Zodiac ile kriminolojiyi hatmeden Graysmith bunlarla da yetinmeyip The Sleeping Lady, Autofocus: The Murder of Bob Crane, Unabomber: A Desire To Kill, The Bell Tower, Amerithrax: The Hunt For The Anthrax Killer eserlerini de kaleme aldı.

Karikatüristlikten araştırmacı gazeteciliğe yönlenen Graysmith için kriminoloji sadece belgesel nitelikler kazanan ve yaşanmış gerçek bir olayı roman üslubuyla yazmaktan öteydi çünkü Graysmith suçu kendine iyice takıntı yapıp, yıllardır polisin bile ortaya çıkaramadığı Zodiac mevzusuna açıklık getirmeye çalıştı. Zodiac üzerine yazdığı ikinci eser olan Zodiac Unmasked’ta Zodiac şüphelisinin Arthur Lee Allen olduğunu savundu. Her ne kadar Arthur Lee Allen’in yüzde yüz Zodiac olduğu otoriteler tarafından kanıtlanamasa da, Robert Graysmith bu savından sonra rahat bir nefes aldı.

Zodiac’ın gerçek kimliği her ne kadar günümüzde halen meçhul olsa da –tıpkı Karındeşen Jack’in halen aslen kim olduğuna dair savlar üretilmesi gibi- Graysmith’in suça takıntısı ve bu takıntı uğruna hayatını bambaşka bir alana kanalize etmesi ciddi bir başarıyı ortaya koydu. Zodiac’ın halen kim olduğunun bilinmemesi ve bu bilinmezlik üzerine üretilen savlar Graysmith’in gazeteci kimliğiyle yaptığı uzun yıllara yayılan araştırmaları gölgeleyemez. İşin özünde Graysmith Zodiac’ı ortaya çıkarabilmek adına uzun yıllara yayılan soruşturmaların, tanıkların, kanıtların ve hatta Zodiac’ın şifreli mektuplarının önemli bir parçası haline gelmiş, eserini birinci ağızdan anlatarak bu soruşturmadaki öznelliğini korumuştur.

Bir suçlunun medya değerinde fenomen –cani ama bir yandan da halk kahramanı haline gelebilmesinin bir örneği de Robert Graysmith’in Zodiac eserinde mevcut: Zodiac polis teşkilatından ziyade öncelikle basını muhatap alır. San Fransisco Chronicles’a gönderdiği mektupların yayınlanmaması halinde suça devam edeceğini tehditkarca açıklar. Basının ise mevcut duruma çok yönlü baktığı ve Zodiac’ın lehine işleyen bir metot izlediği görülecektir:

1. Zodiac’ın tehdit mektuplarını yayınlamakla yakalanacak reyting ve benzeri tirajlar.
2. Gerçekten Zodiac’ın durulmasını ve bir sonraki cinayetini işlemesini engellemek.
3. Zodiac’ın kendisini kahraman gibi hissetmesini sağlamak.

Zodiac’ın şişen egosuna tekamül eden Graysmith’in Zodiac’a adanmışlığı bir suçlu profilinin pop star imgesine yakınlığını derinden ifade ediyordu çünkü die hard fanatizminin bütün bir ömre yayılan süregelirliğiyle birlikte sadece Graysmith değil, okuyucuları da Zodiac’ı bir pop idolünü takip edercesine takip ediyor, işi aşırılığa vurarak kimileri sahte de olsa Zodiac olduklarını iddia ediyorlardı. Gerçek ve sunuluş şekli gerçek ideanın ötesindeydi. Herkes tarafından resmileşmiş olarak Zodiac’ın bir katil ve cani olmasına olan inanç ve kararlılık, Zodiac’ın medya tarafından bir kahraman gibi sunulmasının önüne geçemedi. Halk tarafından bir kahraman olarak algılanmasının da…

***
İngiliz gazeteci yazar Sandy Fawkes kendi İngiliz bohem hayatının cafcaflığından sıkılmışa benzemiyordu. Tek gecelik ilişkilere karşı çıkmayan, kızlarını iyi yetiştirmiş ancak yeniden bir erkek ile derin bir ilişkiye hazır olmayan, etrafı tarafından sevilen ve kimi zaman kıskanılan biri olması ve entelektüel birikimi Sandy Fawkes için hayatının yolunda gittiğinin göstergeleriydi. Ta ki Amerika’ya, hiç bilmediği bir ülkenin topraklarına iş için yolculuk edene kadar…

Robert Graysmith’in gazeteci kimliğiyle artık suçlu profilini yakından tanıyabilmesi, Sandy Fawkes’ın haklı olarak gözünden kaçacaktı. Bu gözden kaçışın suçunu ise Sandy Fawkes’ın gazeteciliğine ya da gözlemciliğine değil, medyanın, basının ironik olarak yücelttiği suçlu profilinin henüz gündeme gelmeden önceki sıradanlığına atmak Sandy Fawkes’ın suçlu profili babında bir hata yapmadığının ancak çok büyük bir tehlikeyi haklı olarak göremediğinin göstericisi olacak.

Sandy Fawkes Amerika’daki günlerini kendini Lester Daryl Golden olarak tanıtan bir seri katille birliktelik yaşayarak geçirdi. Daryl Golden’in bir seri katil olduğunu bilmediği gibi Golden’in sürekli olarak yaptıklarından ötürü öldürüleceğini dile getirmesi ve bir yerlerde gizlice sakladığı bütün sırlarını içeren kaset bantlarından hiçbir şüphe duymadı. Sandy Fawkes gittikçe daha da bağlanıyordu Golden’e. Seri katil olduğunu öğrendiğinde Golden’in cenazesini yöneten rahibin reddettiği huzur içinde uyusun deyimini söyleyebilecek kadar…

Lester Daryl Golden defalarca cinayet işlemiş bir seri katil olan Paul John Knowles’tan başkası değildi. Polisin haldır huldur aradığı çok tehlikeli bir suçlu…

Son derece karizmatik, Sandy Fawkes’ı çemberine alan Knowles’un Fawkes’ı öldürmek isteyip istemediği bilinmiyor ancak aralarındaki ilişki bir aşk romanına çevrilebilecek denli hoşgörüye, romantizme ve sadakatliğe dayanıyordu. Knowles yakışıklı, taşralı, sıradan ve normal bir insan olarak görünüyordu. Fawkes bu görünüşü kitabı In Love With a Serial Killer’da dile getirdi.

Suçlu profilini iyice benimsemek ve tanıyabilmek için Robert Graysmith de epey bir yol kat etmek zorunda kaldı. Graysmith Zodiac’ın bir sonraki hamlesini tahmin edebilecek durumdaydı ancak tıpkı Sandy Fawkes gibi yoldan geçen bir vatandaşın amansız bir cani olabileceğini ya da Zodiac olabileceğini tahmin edemezdi.

Bu tongaya düşen Sandy Fawkes, Knowles’un anısına kendi meslek egosunun yüklediği değerleri kendi mesleğine mal etti. Ortaya çıkardığı eseri In Love With A Serial Killer, Fawkes’un yaşanmış aşk öyküsünden ziyade kendi gazetecilik alanındaki başarılarının ürünleri olarak sunuldu. Fawkes bir katil mağduru olarak değil, başarılı bir gazeteci olarak bu kitabın altına imza atmaya niyetliydi…

“Yoldan geçen vatandaş” deyimiyle dikkat çekmeli çünkü bir seri katil dünyaya mal olacak bir cani fenomen olmadan önce –daha doğrusu medya tarafından dünyanın gözüne sunulmadan önce- bir sinemada film seyreden, ya da bir barda oturup bir şeyler içen sıradan bir vatandaştan hiçbir fark gözetmiyordu. Aksine kimi Ted Bundy gibi bir hukuk öğrencisi olarak gelecek bile vaat ediyorlardı.

Bir gazeteci ise bir seri katili haber yaptıktan, makale yazdıktan, kitap haline getirdikten sonra bir sonraki hamlesini tahmin edebilecek kıvama gelebiliyordu. Öncesinde ise romantik bir aşık, gelecek vaat eden bir hukuk öğrencisi ya da Ed Gein gibi çiftlik evinde sade bir yaşam süren bir kasabalı…

Yeniden Zodiac örneğinden yola çıkılarak bir herhangi bir seri katilin cinayetlerinin sayısının medyanın bu katili halka sunmasıyla artmakta, medyanın bu suçluyu ne kadar gündeme taşırsa, katilin özgüvenini yerine getirmekte, bir sonraki cinayetini medyaya ipuçları halinde sunmakta olduğu gözlemleniyordu. Sonunda bu katliam yargıya bırakıldığında mahkeme salonuna gelen ve idam ve ömür boyu hapisle yargılanmak üzere olan katil bir pop ikonu gibi yerini alıyordu. Kimi Richard Ramirez gibi elinin ayasına çizdiği pentagramı kameralara göstererek gövde gösterisi yapıyor, ya da Charles Manson gibi alnının ortasına çizdiği X işaretiyle sahnede rolünü yerine getiren biri gibi davranıyordu.

Ne yaparlarsa yapsınlar bütün bu histerik şovlar medyada yer ediniyor, halkın gözüne sunuluyor ve milyonları hem dehşete düşürüp hem de etkiliyor ve yönlendiriyordu…

Ne Robert Graysmith ne de Sandy Fawkes sıradan bir profilin bir seri katil potansiyelini tanıyamaz. Ancak medyanın mensubu olarak seri katil takıntıları bu haberleri gün ışığına çıkardığı oranda arttığında bir kriminolog kadar söz hakkı bulunan gazetecilere dönüştüler ve katilin davranış bilimlerini, psikiyatrisini ve bir sonraki eylemini tanıyan, tahmin edebilen kişiler oldular. Sandy Fawkes’un taşralı ve sıradan bir adamla yaşadığı aşk bir seri katil olabilecek potansiyeli Sandy Fawkes’a hissettiremedi. Ne de Robert Graysmith yoldan geçen bir bireyi Zodiac olarak tanımlayabilir. Fakat Zodiac’ı fenomenleştiren kendi takıntıları ve genel medyanın bu fenomenleştirmedeki büyük isteği, gazetecilerin seri katillerin betimlenmesindeki söz hakkını bu meslek grubuna bahşetti. Orantılı olarak suçlu bir katil de bu pastadan payını alarak kendini önemli birisiymiş gibi gördü. Bundan ötürü bir seri cinayet işleyen ve adını tüm dünyada duyurmayı başarmış bir manşet kralı, bu takıntıdan faydalanmış ve önceki –sıradan, taşralı, romantik- karakterinden tamamen kopup katil olmanın ironik narsizmini tatmıştır.

Yazan: Burak Bayülgen

Kaynakça:
Graysmith, Robert: Zodiac. The Berkley Publishing Group. 2007.
Graysmith, Robert: Zodiac Unmasked. The Berkley Publishing Group. 2007
Fawkes, Sandy: Bir Seri Katile Aşık Oldum. Çev: Pınar Öcal, 1001 Kitap Yayınları, Mart 2009.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Burak Bayülgen

Tüm Yazıları
9 Haziran 1983’te doğan Burak Bayülgen 7 yaşında korku filmleri ile tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak aynı zamanda ironik bir şekilde Walt Disney klasiklerine de ilgi duydu. Lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe yani yazı yazmaya koyuldu. 1 sene konservatuvarda yarı zamanlı opera/şan bölümüyle de haşır neşir olmuş olması Burak’a film müzikleri yapma şansını da doğurdu. Pek çok öğrenci/festival filminin müziklerini yapan Burak en hüzünlü filme bile korku temalı müzikler yaparak tepkiler alsa da mutlu ve huzurludur. Çocuklar için de masal kitapları yazmasına rağmen korku sanatları üzerine incelemeler yazmayı bırakmamak için and içmiştir.

Yorumlar (6 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.