Bazen ölü kalmak daha iyidir! Pet Sematary (1989)

Berberian Sound Studio

Korku Film Arşivi

wherearethevelvets

01 Kasım 2017

0 Adet Yorum

0

Yönetmen: Peter Strickland
Senaryo: Peter Strickland
Tür: Gerilim
Yapım: 2012 İngiltere Süre: 92 Dakika
IMDb Sayfası ve Puanı: 6,4/10
Oyuncular: Toby Jones, Tonia Sotiropoulou, Cosimo Fusco, Suzy Kendall, Susanna Cappellaro, Hilda Péter, Layla Amir

Kitonik mitolojilerde tekrarlayan bir motif vardır; eğer yeraltına konuk olmuş bir yeryüzü yaratığıysanız, orada size sunulan yiyeceklerin tadına bakmamanız gerekir. Bunun en güzel örneğini Yunan Mitolojisindeki Hades/ Persephone hikayesi karşılar. Yeraltı ve cehennem tanrısı Hades görüp beğendiği Persephone’yi kaçırır ve kocaman bir yarıktan yeraltına sokar. Burada isteği dışında tutulan Persephone’a annesi Demeter, sunulan hiçbir yiyeceği yememesini öğütler. Fakat Persephone açlığa dayanamaz ve bir gün Hades’in sunduğu tek bir nar tanesini yutar. Tanrıların bile karşı koyamadığı kurallara göre bu yaptığı hareket neticesinde sonsuza dek yeraltı krallığının bir parçası olarak kalmaya mahkum edilir (Aynı motif Pan’ın Labirenti’nde vardı, hatırlayınız). Bu yüzden, Gilderoy ilk defa adım atığı (cehennem tasviri olduğunu henüz anlayamadığı) Berberian Ses Stüdyosu’nda kendisine sunulan karpuz dilimini reddetmeliydi…

1970’ler… Korku filmlerinin video için değil sanat namına çekildiği yıllar… Gilderoy adlı İngiliz asıllı bir ses teknisyeni (daha doğrusu Foley artist) “The Equestrian Vortex” adlı İtalyan korku filminde çalışmak üzere davet alıyor. Annesiyle samimi mektuplarla iletişim kuran bu orta yaşlı sessiz adam, film ekibi ve dublaj sanatçılarıyla kurduğu ilişkiden tam verim alamıyor. Fazla nazik kaldığı için inatçı prosedürlerle uzlaşamıyor. Daha da önemlisi, bahsi geçen filmin her sahnesinde biraz daha travmatize oluyor, dublaj yapılan (ama bizim göremediğimiz) filmin içine çekildiğini hissediyor. Bir yerden sonra neyin gerçek neyin sanal olduğunun ayırdına varamaz hale geliyor. Antik bir jinefobi nesnesi olan cadılığın olaya dahil olması, lanetlenmeyi işaret eden örümceğin bir leitmotif olarak kullanılması, zamanın lineer olmaktan çıkarak döngüselleşmesiyle film bir helezona dönüşüyor.

Dario Argento kendisinden sonra gelen yönetmenlerin üzerinde düşünülenden daha fazla etki bırakan bir yönetmen. Üstelik ondan feyz alınarak ortaya çıkarılan işler öyle kolay yenilir yutulur tarzda da değil. “Innocence (2004)” ve “Amer (2009)” gibi başlı başına kült olmuş filmler Argento’nun sihirli ilhamının ışığında kotarılan eserler. İşte Berberian Sound Studio da ustanın “Suspiria” adlı tarih ötesi başyapıtından besleniyor. Adı geçen The Equestrian Vortex’in konusu bir tarafa, ses efektleri dahi Suspiria’nın nefes nefese atmosferini çağrıştırıyor.

Yönetmen Peter Strickland yıllar önce aklına gelen bir fikri hayata geçirmiş; özellikle gözlerin (kameraların) dışında bırakılan bir filmi mekanikleriyle anlatmak, sadece mekanizmalarıyla bir filmi görsel hale getirmek istemiş. Görsel bir sanat olduğunu düşündüğümüz sinemayı, görselliğin dışında tanımlama çabası oldukça avangard; ama zaten işin ustalığı burada ki yönetmen hiçbir şey göstermeden (gerçek anlamda göstermemekten bahsediyorum) bir korku filmini başından sonuna dek sürükleyici bir biçimde aktarmayı başarıyor. Daha geniş ve ferah yollar varken inatla dar kapılardan geçmeye çalışıyor; bir anlamda kendini sınıyor (ki bu izleyicilerin de sınandığı anlamına geliyor). Korku filmi deyince kanlı bıçaklı, etli kemikli, barsaklı, kelle paçalı görselleri anlayan bir izleyici tarafından gereğinden fazla abartılmış bir film olarak değerlendirilmesi bu yüzden. Korku filmleri diğer janrlara göre görsellikle daha çok beslendiği halde yönetmenin bu aksi çabasında muvaffak olması, filmin değerini birkaç kat artırıyor.

Berberian Sound Studio’yu gittikçe kısırlaşan korku/gerilim filmleri arasında farklı bir deney olarak yorumladım ben ve sevdim. Herhangi bir yol ayrımına ya da kavşağa sebebiyet vermeyecek olsa da bu deneysel filmi en azından bir kez görmenizi öneriyorum.

korkumetre-2 kan_ve_siddet-1 gerilim_dozu-6 puan-5-5

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

YORUM YAZ