Seni yakalayacaklar Barbara! Night of the Living Dead (1968)

‘Basket Case’ Üçlemesi

Kamera Arkası

Korku Sinema

GökhanToka

29 Ocak 2009

4 Adet Yorum

4

Yönetmen Frank Henenlotter’in ‘Brain Damage’ filmiyle birlikte en bilinen yapımı ‘Basket Case’ serisinden bahsedeceğiz.82,90 ve 92 yapımları olmak üzere 3 filmden oluşan seri tam bir b-movie örneği..

Basket Case

Yönetmen:Frank Henenlotter
Senaryo:Frank Henenlotter
Oyuncular:Kevin Van Hentenryck, Terri Susan Smith, Beverly Bonner
Yapım Yılı: 1982
Ülke: ABD

Duane Bradley, elinde kocaman sepeti ve kıvırcık saçları ile, köyden indim şehire modelinde New York’un altını üstüne getirmektedir. Ucuz bir otele yerleşen Duane’in sepetinin içinde öğlen yemeğinin olmadığını bir dizi flashback vasıtasıyla anlarız. Duane, yapışık ikizinden, küçükken geçirdiği bir ameliyat sonucunda ayrılmıştır. Duane normal görünüşlü kıvırcık kafalı bir adamken, buna karşılık yapışık ikizi insan demeye bin şahit gerektirecek bir “hilkat ül garübe” dir. Operasyon sonucunda Duane kendi yoluna, hilkatülgarübe kendi yoluna (çöp tenekesine) gitmelerine rağmen, iki kardeş arayı hep sıcak tutmuşlardır. Duane, ikizini yıllar boyunca sepetinin içinde taşımış ve beslemiştir. Ama artık intikam zamanıdır. Duane ve hilkatülgarübe, New York sokaklarındadırlar ve onları birbirinden ayıran doktor ve hemşireleri bularak “parçalarına ayırmak” için mobilize olmuşlardır.

Basket Case 2

Yönetmen:Frank Henenlotter
Senaryo:Frank Henenlotter
Oyuncular:Kevin Van Hentenryck, Judy Grafe, Annie Ross, Heather Rattray
Yapım Yılı: 1990
Ülke: ABD

Basket Case 2, ilk filmin bittiği yerden başlar. Kaldıkları otel odasının camından düşen “vaktiyle yapışık” ikiz kardeşler Duane ve “Hilkat Garibesü Ücübe” hastaneye kaldırılırlar. Lakin polis, birinci filmdeki doktorları ve hemşerileri bu ikilinin katlettiğini tespit etmiş olduğundan gözlem altındadırlar. İkili, yine Hlikat Garübesü Ücübe’nin üstün gayretleri sonucu bu ablukadan kurtulmayı başarırlar. Öldürmeleri gereken herkesi bir önceki filmde öldürmüş oldukları için “amaçsız” oldukları bu filmde, doğanın garübelerini evine buyur etmekten “tuhaf” bir zevk alan bir ev sahibesinin ve onun çok tuhaf çetesinin misafiri olurlar. Olaylar gelişir!..

İlk filmle karşılaştırıldığında doğrusu pek çekilmiyor. Henenlotter burada ciddi bir senaryo problemiyle karşılaşmış. İlk filmde, zorla ayrılmış olan bu ikizler, ayrılışlarının acısını operasyonu yapan doktor ve hemşirlerden çıkarıyorlardı. Arada bi sürü insan da güme gidiyordu gerçi. Ama sonuçta ilk film hem zevkliydi, hem de kült mertebesini hakkedecek kadar enterasandı. Bu filmde senaryosunun bir başı tamam, bir de sonu tamam. Ama aradaki gelişmesi gereken olayları tam olarak başarıyla kuramamış ve film resmen sıkıcı bir “freak show” a dönüşmüş.

Bu filmde Henenlotter çok daha iyi şartlarda çalışmış:ışığı, görüntü yönetimi, makyaj, efektler ve oyunculukları ile düpedüz iyi şartlara sahipmiş. Ama ortada intikam çerçeveli bir olay örgüsü kalmadığı için, Henenlotter burada konuyu “yaratık” olmak, “farklı olmak” üzerine sardırmış. Neredeyse demokrasi, politik sistem, çoğunluğun farklı bakış açılarındaki anlamı vs üzerine gitmiş ama bunu daha çok da kadraja yığdığı tuhaf garübeler aracılığı ile yapmış.

Filmi olsa olsa, Star Wars filmlerindeki bar sahnelerinin ucuca eklendiği durumda ortaya çıkacak “görüntüler bütünü” olarak nitelendirebilirim. İlk filmin hatrına, garübe ücübe ve söz konusu muhitte bulduğu en az kendi kadar garübe bir dişi ücübe arasındaki sevişme sahnesi (öyk!) nedeniyle ve bir de filmin sonu güzel bittiği için izlenebilir. Onun dışında star wars barı kaçkını tipitiplerin bir evin içinde aşağı yukarı yürüyüp, makyaj sanatçısının yaratıcı dehasını bıktırasıya kanıtlamaya çalıştıkları sıkıcı bir film.

Basket Case 3: The Progeny

Yönetmen:Frank Henenlotter
Senaryo:Frank Henenlotter
Oyuncular:Kevin Van Hentenryck, Annie Ross, Gil Roper
Yapım Yılı: 1992
Ülke: ABD

İkinci filmin sonunda kafayı iyice yiyip kendisi ve ikiz kardeşi hilkat garübesü ücübeyü aralarındaki buzları eritme amacıyla dikiş iğnesi ve ipliği kullanmak suretiyle birbirine diken Duane, dikişler çözülmek suretiyle hilkat garübesü ücübeden bir kez daha ayrılmıştır. Duane, ücübe kardeşi, ücübelerin dünya tatlısı ev sahibeleri ve bir otobüs dolusu diğer ücübe bu filmde tatile çıkarlar. Ama yüklüdürler. Çünkü hilkat garübesü ücübe, eşinden çocuk beklemektedir.

Kötülük anlamında ikinci filmden hiçbir farkı yok. Ama her iki film de elinizin altındaysa ikinci filmi seyredip zaman kaybetmek yerine sadece bunu izlemekle de yetinebilirsiniz. Çünkü ikinci filmdeki az sayıdaki birkaç güzel sahne bu filmde olduğu gibi mevcut. Filmin açılışı, ikinci filmdeki meşhur ücübeler arası sevişme sahnesi ile başlıyor. İkinci filmin sonunu, Henenlotter bu filmin başına aynen, olduğu gibi koymuş.

Yine aynı kostümleri giymiş yine aynı tipitipler, bu kez “Hababam Sınıfı Tatilde” gibi bir formatta, otobüs yolculuğuna çıkıp ambiyans değiştiriyorlar. Bu filmde ikinciye oranla biraz daha fazla hareket ve freak show kapsamı dışına taşabilen absürdite var, ama çekimlerinin ve takip edilebilirliğinin ikinci filme göre bile daha kötü kaldığını söyleyebilirim. Ücübenün mini mini bisürü, kendisinin maketi gibi ücübe yavruları oluyor. Polisler bizim ücübenün eşini öldürüp, ücübeyü dul bırakmakla kalmıyor aynı zamanda zavallı yavruları da kaçırıyorlar. E tabi ücübemüz de bu duruma çok sinirlenip intikama soyunuyor, falan filan. Yine sıkıcı… Duane’i tamamen arka plana attığı bu filmde, bu intikam güdüsü ilk filmdeki sürükleyici güdüyü çağrıştırsa da freak show hissini daha fazla baki kılıyor. Dağınık bir film..

Serinin tüm filmlerinin fragmanları burada;

Kaynak: www.korkufilmleri.net

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Gökhan Toka

Tüm Yazıları
4 Mart 1975′de Ayvalık’da doğdu. Korkunç bir evde büyüdü. Gıcırtıyla açılan büyük paslı metal kapılar, binbir çeşit ıvır zıvır ve örümcek ağlarıyla dolu kocaman depolar, dize kadar suyla dolu hiç ışık girmeyen bir bodrum katı, üzeri beyaz çarşaflarla örtülü mobilyalarla dolu kullanılmayan tozlu odalar. Bu ev ortamı her türlü alt korku genresi için gereken arka fonu sağlayan bir set gibiydi. Artık ruh sağlığı adına bu acayip evden uzaklaşmak zorundadır. Bir yatılı okula yazılmaya karar verir. Ne var ki bu kararı verdiği 80′li yıllarda korku sineması altın çağını yaşamakta ve Lambada kokulu sıkıcı yatılı okul atmosferinde tek elle tutulur eğlence modeli “videoda film izlemek” olarak göze çarpmaktadır. Gökhan 80′lerin tüm korku filmlerini o dönemde videoda sıcağı sıcağına izler. Sonrası ise çorap söküğü gibi gelecektir. Gökhan korku filmi izlemeye devam ediyor ve yaşamını adrenalin bağımlılığı ile geçiriyor. Yıllardır hayvan gibi çalıştığından arada vakit bulursa izlediği filmler hakkında birşeyler de yazıyor. Korkufilmi.net sitesinin kurucusu ve sözüm ona yazarıdır.

Yorumlar (4 Yorum)

YORUM YAZ