Uzayda çığlığınızı kimse duyamaz... Alien (1979)

Alan Wake

Korku Genel

Korku Oyun

Fatih Yürür

19 Haziran 2012

1 Adet Yorum

1

BANA GERİLİM’İN ROMANINI YAZABİLİR MİSİN ALAN?

PC için, nitelikli gerilim oyunlarına dair umutların yavaş yavaş tükenmeye başladığı bir dönemde, XBOX 360’ın kara gülü Alan Wake, karanlığı yararak geliverdi gecenin içinden!

O sebepledir ki, korku-gerilim açlığımızın iştahıyla, biraz çala kaşık fakat yer yer de ürkerek daldık Alan Wake’in içine. Kaybettiğimiz güvenin telafisi pek de kolay değildi açıkçası. Silent Hill, Resident Evil, Fatal Frame ve Alone In The Dark serileri ile büyümüş bir oyunsever kuşaktık. Fakat Silent Hill serisinin her bölümde biraz daha irtifa kaybetmesi, Alone In The Dark’ın niteliksizlik abidesine dönüşmesi ve hikayesi çetrefillenmesine rağmen iyiden iyiye aksiyona kayan Resident Evil serisinin korku – gerilim ögelerinin törpülenmesi; biz korku – gerilim sevenlerin de taze kan peşinde koşmamıza kapı açtı!

Tabi bu süreçte maruz kaldığımız güzel sürprizler de olmadı diyemeyiz. Mesela Amnesia, gelmiş geçmiş en adrenalin zengini oyunlar arasında kendisine haklı bir yer edindi. Fakat bizim ayrıca hatırlarımızda uzun süre yer edinecek bir kahramana ihtiyacımız vardı… Alan Wake gibi…

Alan Wake bir best seller korku yazarı. Verdiği pozlardan yola çıkarak, Clive Barker’ın orta yaşlı halini andırdığını söyleyebiliriz. Tabi Barker ile benzerlikleri, büyük oranda yapımcıların küçük bir saygı duruşu niteliğinde karaktere kondurduğu bu fiziki müdahaleden ibaret. Bir süredir nitelikli bir hikaye yazamamış olan Alan Wake, yaratım sıkıntısının tam ortasına düşüyor . Yaratım sıkıntısından dolayı kapıldığı endişe ile birlikte çevresindekileri , özellikle de karısı Alice’i de endişelendiriyor. Biraz kafayı toparlamak biraz da metropolün hengamesinden uzaklaşmak adına, karısı ile birlikte Bright Falls’ın yolunu tutuyor.

Tipik bir güney kasabası gibi gözüken Bright Falls, hiç kuşkusuz bu türden sorunlar ile başa çıkılabilecek bir yer gibi gözüküyor. Göl kenarında şahane bir ahşap ev, kuşların cıvıltısı ve size sıcak davranmaktan çekinmeyen kasaba halkı. Hem Alice hem de kendini içten içe kemiren sorunlarına rağmen Alan, kasabaya adım attıkları andan itibaren, bu sorunların düzeleceğine inanıyorlar.

Fakat tam her şey yoluna girecekmiş gibi gözükürken, Alan’ın kabusları (!) yeniden peydah oluyor. Üstelik bu kabuslar sadece kendisini değil, çevresindekileri de etkiliyor. Alan’ın kabuslarının ilk kurbanı ise zavallı Alice! Wake’in nevrozunun karambolünde kaçırılıyor (ya da biz o izlenime kapılıyoruz) ve böylece Bright Falls dolaylarında Wake’in karanlık gölgeler ile imtihanı başlıyor.

İlk etapta, kafamızda büyük oranda bir Stephen King hikayesi tablosu oluşuyor kuşkusuz. Zira ister istemez Wake, The Shinning’in Jack Torrance’ini ya da Secret Window Secret Garden’ın Mort Rainey’ini fazlasıyla anımsatıyor. Fakat oyunun ilerleyişi içerisinde, bu iki imaj da aklınızdan yavaş yavaş siliniyor ve o nihai soruya doğru yönelmenizi sağlıyor: “Acaba Wake’in yazdıkları da kabusları gibi herkesi etkileyecek kadar güçlü mü?”

Bu tez ise, orada burada bulduğunuz ve sizin yazmış olduğunuz hikayenin sayfaları ile iyiden iyiye perçinleniyor. Zifiri karanlığın hakim olduğu tekinsiz köşelerde en kuvvetli silahınız ise hayal gücünüzün “parıltısı”!

Alan Wake, dört dörtlük bir gerilim klişesini çıkış noktası olarak alıyor kendisine. Ormanın içerisinde, herkesten uzak, göl kenarında bir ev, akıl sağlığından şüphe duyulan bir çok satan yazar ve tabi onun kaçırılan karısı / kız arkadaşı ya da kızı her neyse… En azından kaçırılan kişilerin peşinden sürüklenme konusunda Silent Hill ve türdeşleri sayesinde fazlasıyla idmanlıyız. Alan Wake’in çıkış noktası da –lezzetli başlangıç videosunu saymazsanız- sırtını bu nişlere dayıyor. Tabi bu kalıplar halihazırda biz korku-gerilim tutkunları için keyif veren klişeler barındırıyor içerisinde. Bu klişelere karşı koyamıyorsanız, zaten Alan Wake sizin için biçilmiş kaftan. Bu klişelerin sosu olan muazzam atmosfer de cabası. Alelade bir biçimde kesilip, yol kenarına dizilmiş olan tomrukların kokusunu da ciğerlerinizde fazlasıyla hissedeceksiniz. Hele ki önümüzdeki günlerin sıcaklığı düşünüldüğünde…

Sinematografik açıdan baktığımızda da fazlasıyla güçlü bir oyun duruyor karşımızda. Bu sadece Alan Wake’e özel bir artı değil. Artık oyun şirketlerinin ardında kalem savuran oldukça yetenekli senaristler olduğunu biliyoruz. Dolayısı ile AW’de de bu durum sekmiyor. Kronik bir takip isteği uyandıran bir hikayeye sahip oyun. Diğer taraftan ekibin oyun içerisinde yakaladığı “an”lar da fazlasıyla etkileyici. Örneğin oyunun en dingin kısımlarından biri olmasına rağmen, arabalı vapurdaki etkileşim fazlasıyla gerçekçi ve etkileyici. Alan’ın yerleştiği göl evinin keşif aşaması ise muazzam! Bu bağlam, oyun severleri, oyuna ısıtmak için çok diri metotlar kullanılmış.

Oyun, gerilim dozunu aşamalı bir biçimde veriyor. Göl kenarında huzurlu bir gün batımından, orman içerisinde canınızı dişinize takarak koşturduğunuz ana kadar geçen süre boyunca, doz yavaş yavaş yükseliyor. Diğer yandan, yapımcıların, görece dağınık gözüken hikaye anlatımına getirdiği en önemli soluk, oyunu 6 bölümlük bir mini dizi olarak tasarlamaları. Bu işleyiş her zaman lineer bir yapıya sahip olmasa da, oyun sonunda, parçaların birleşme şekli, beylik dizilerin finallerini aratmıyor. Diğer taraftan, biteviye olmayan kabuslar silsilesi de bu yöntemle sağlıklı bir bütünlüğe kavuşuyor.

Alan Wake, mekânsal avantajlarından sonuna kadar faydalanan bir oyun kuşkusuz. Bright Falls kasabasının tekinsizliğini iliklerinizde hissediyorsunuz. Mekan listesi bir göl evinden, akıl hastanesine; ormanın derinliklerinden, mağaralara ve madenlere kadar fazlasıyla çeşitlilik gösteriyor. Trekking meraklıları ise, oyunun görsel güzelliklerini –sanal da olsa- daha çok seveceklerdir muhtemelen.

Gerilim oyunlarının en büyük kusurlarından biri olan, hikayenin nefes yetmezliği sorunsalı şükür ki Alan Wake’de yok! Mevcut süresi boyunca sizleri diken üstünde tutmaktan çekinmeyen oyun, zaman zaman ucuz zıplatma taktiklerine başvursa da, tablonun genelinde, gerilim sever oyuncuları fazlasıyla ciddiye alan son yılların en kaliteli gerilim oyunu yer alıyor diyebiliriz!

Yukarıdaki iddiamı desteklemek için birkaç örnek vermek gerekirse, gerilim dozunu tavana vurduran benzin istasyonundaki dozer sahnesi ya da oyunun finalinde gökten münferit vasıtaların düştüğü değme blockbuster dilmleri aratmayacak bölüm, kanınızdaki adrenalin miktarını arttırabilmek için fazlasıyla bonkör yöntemler olarak görülebilir.

Son tahlilde, bayatlamaya yüz tutan gerilim trendlerinin ruhuna hayat enerjisi üfleyen Alan Wake’in PC çıkartması, beklentileri tamamı ile karşılayan bir oyun. Umuyoruz ki Wake’in PC ile randevusu devam eder ve bizleri kabuslarının karanlık köşelerine hapsetmek konusunda çekinmez. Zira bu taze gerilim mitosu, bir şekilde büyümeye devam edecek gibi gözüküyor. Alan’ın deyimiyle:

“It’s Not A Lake… It’s An Ocean!”

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Fatih Yürür

Tüm Yazıları
1987 yılının, diş takırdatan bir Şubat gecesinde, garip bir kapsül ile dünyaya düşmüştür bu kişi. Nitekim yıllar sonra gerçek ailesinin dünyalı olduğunu, uzaylılar tarafından kaçırıldığını anlayacak, ama uzaylıların iyi tarafını alıp, kalan bütün enerjisi dünyalı olmaya harcayarak gezegen hayatına adapte olacaktır. Üniversite yıllarına kadar neler yapıp ettiği ile ilgili hafızasında net anılar yoktur (atmosferin yan etkisi) fakat yirmili yaşlarının civarını fazla hızlı yaşamıştır. Kocaeli Üniversitesi’nde, Görsel İletişim Tasarımı öğrenimi gördüğü süreçte, kah müziğe dadanarak, kah sinema üzerine yazılar yazarak, kah grafik tasarım işine bulaşarak, kah da çizgi hikayeler kaleme alarak oradan oraya savrulmuş ve bünyesi karman çorman olmuştur. Hangi kulvarda olursa olsun hikaye anlatmayı sever, kitleyi bulursa coşar, bulamazsa da kalbi kırılır ama hissettirmez. Sinemanın, müziğin, edebiyatın, mizahın, çizgi romanların ve tiyatronun her türünden tarifi tanımsız bir keyif alması, bilinen en önemli özelliklerindendir. Aynı “demokratik tavırlarını” yeme-içme alışkanlıkları, giyim kuşam ya da İngiliz usulü mimari tasarımlar konusunda gösterememesi ise büyük bir talihsizliktir.

Yorumlar (1 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.