Ölüm kasabanıza geldi Şerif! Sam Loomis - Halloween (1978)

Ağlatan

Korku Kitap

YasinKarakaya

21 Şubat 2014

0 Adet Yorum

0

aglatan-kitap1

Türk gerilim yazarı Erol Çelik‘in 4. Kitabı Ağlatan, raflarda. İlginç kapak tasarımı, gerçeklikten bir an bile uzaklaşmadan, mistik konusuyla, gerilim seven okuyucularının karşısına çıkıyor.

Çorak toprakların ortasında yemyeşil bir köy. Etrafında hiç deniz bulunmayan ama deniz feneri bulunan bir köy. Ağlayarak tedavi olan köylüler. Deniz fenerine mahkum yaşlı bir kadın. Karakterleri birbirlerinden çok farklı bir sürü ayyaş. Topal bir hancı. Asla sönmemesi gereken ışık. Ruhları kararmış adamlar. Yolu yanlışlıkla bu köye düşen bir gazeteci. Gerçekleri öğrenmek isterken, gerçek olmasını istediği olaylara sürüklenen bir gazeteci. Genç bir kızın kaderinde yaşamak isteyen ama gerçeği kaybeden bir gazeteci.

Erol Çelik yeni kitabında, gerçek olmasını istediğiniz şeylerin arasında dolaşıyor.

EROL ÇELİK BİYOGRAFİ
1973 Artvin doğumlu. İTÜ Kontrol Sistemleri mezunu. 9 yıl boyunca Joy Fm ve Süper Fm ulusal radyolarında DJ olarak çalıştı. “Heyula”, “satranç ve şövalye”, “19 Numaralı Koltuk” isimli gerilim tarzında 3 öykü kitabı bulunmaktadır. Son 10 yıldır özel bir ulusal televizyon kanalında çalışmaktadır. Evli ve bir çocuk babasıdır.

YAYINLANMIŞ KİTAPLARI
Heyula (2007), Satranç Ve Şövalye (2009), 19 Numaralı Koltuk (2011), Ağlatan (2014)

FİLMOGRAFİ
Kendi yazdığı ve yönettiği filmler; Vasiyet (2007),  Sandıklı Gelin Efsanesi (2008), Son İstek (2008), Temmuz Yağmuru (2010), Neşet-i Saniyye Teknesi (2011), Takıntı (2011), Sülük (2011), Kıyamet Yağmurdan Sonra (2012), Gelecek (2012), Anahtar (2013)

Erol Çelik Ağlatan Hakkında

1996 yılında bir öykü yaşamak istedim. Gerçek olmasını istediğim bir öykü. Kendim hayal edip, o öykünün içinde olmak istedim. Bu yüzden merak ettim ve merakımın peşinden koştum. İnanmadığım ama inanmak istediğim bir öykü olsun istedim. Bu yüzden hiç tanımadığım bir dünyada, hiç tanımadığım insanların yanında olmak, onların aldığı soluğu hissetmek, onların inandıkları şeyleri kabullenmek istedim.

Bu yüzden o öykünün kahramanı oldum. O kahraman, benim gibi düşünsün istedim. Ona sadece öykülerde olur zannettiği bir aşk yaşatmak istedim. Bir cadı masalına inanmasını, o cadının köylülere yaptığı kötülükleri yaşamasını istedim. Hatta kibrinin kurbanı olup, kendini cadıdan üstün görmesini, köylülere yardım etmesini istedim.

Hiç deniz olmayan bir yerde, deniz feneri öyküsüne inanmasını istedim. Hiçbir şey elinde olmasa da, sahiplenmesini, sanki aklında ürettiği bir dünyadaymış gibi yaşamasını istedim.

“Her şey gerçek olmasını istediğin şeyle ilgilidir,” diyen yaşlı bir adamın sarhoş gözlerinde, onun anlattığı öyküyü gerçeğe çevirmesini istedim. O öyküyü gerçeğe çevirip çevirmeyeceğinin sürüncemesini yaşamasını istedim.

Gerçek olan, yaşlı adamın anlattığı öykü olmasa da, o öykünün kahramanı olmak istedim. Bunu yapabileceğime inandığım an, Ağlatan’la yüzleşmeye hazır olduğum andı.

Bu yüzden, ağlamamak için çırpınmaya hazırdım.

Bu öykünün kahramanı kim diye sordum kendime?

Bu öykünün kahramanı, Ağlatan’ın kudretini kıskanıp, onu, kibriyle yok edebilir miydi? Ağlatan’ın bir kadın olduğunu anladığı an, bu mücadeleye aşkı için girdiği an, sonuçlarına katlanabilir miydi?

Ne kadar uğraşsa da, gerçek olmasını istediği bir öykünün kahramanı olabilir miydi?

Bunu öğrenmek bile, beni o öyküyü yaşamaya zorladı.

Bu yüzden, yaşlı bir kadının dokunuşunda ağlamak bana cazip geldi.

Beyaz bir deniz fenerinin gölgesindeki kızın çığlığını duyduğum an, neyin gerçek, neyin hayal olduğunu öğrenmek istedim. Her attığım adımda, mistik bir öyküyü kucaklamak istedim.

O zaman bu öykünün kahramanı olmalıydım.

Oldum da.

İşte o zaman, gerçek olmasını istediğim o mistik öykünün lanetini soluduğumu fark ettim. Fotoğraf makinesindeki donuk bir kare olarak yaşamayı kabul ettim.

Bu yüzden son sözü koymak istedim ama son sözü bulamadım. Onun peşinden koştum. Gerçek olmasını istediğim öykümün peşinden.

Ağlatan der ki, “gerçekler gözyaşlarınızla yıkanabilir.”

Bence, bu öykü boyunca kimsenin sizin başınıza dokunmasına izin vermeyin.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

YORUM YAZ