Kibir benim en gözde günahımdır. John Milton - The Devil’s Advocate

Aftermath

Kısa Filmler

wherearethevelvets

12 Kasım 2009

30 Adet Yorum

30

aftermath-afisYönetmen: Nacho Cerdà
Senaryo: Nacho Cerdà
Tür: Gore
IMDb Sayfası ve Puanı: 6,0 / 10
Yapım: İspanya 1994  Süre: 30 Dakika (Kısa Film)
Oynayanlar: Xevi Collellmir,  Jordi Tarrida,  Ángel Tarris,  Pep Tosar

Üniversitede, adli tıp dersimizin ilk otopsisinde şok olmuştum. Öğrenciler arasında bununla ilgili bir sürü efsane dolaşıyordu; bir kız öğrencinin bayılması da dahildi bunlara. Fakat kadavra dersi içinde benzerleri söylenmiş, fakat kadavraların korkunç cesetlere değil kararmış cücelere benzediğini görünce artık asılsız laflara güvenmemeye karar vermiştim. Fakat otopsi için bekleyen cesetlerde başka bir rahatsızlık vardı; gerçeğe benziyorlardı. Kocasının kurşunlarıyla can veren genç bir kadının vücudunu hatırlıyorum; o kadar canlıydı ki neredeyse masadan kalkacaktı. İşte asıl asap bozucu durum bundan kaynaklanıyordu; iğrençlik değil ölümün gerçekliği beni etkilemişti. Bu esnada bir unsur daha dikkatimi çekti; rigor mortis yani ölüm katılığı. Ölüm sonrası beslenemeyen kaslar kasılarak vücudu tahtadan yapılmışa benzeyen bir sertliğe kavuşturuyordu. Aynen cansız manken gibi…

aftermath-1
Neden bundan bahsediyorum; genelde filmlerde göz ardı edilir rigor mortis. Esas oğlan gözyaşları içinde sevgilisinin cesedini yerden kaldırır, kızın başı hüzünle yana düşer, kolları cansızlığını belli edercesine aşağıya sallanır. Yok böyle bir şey! O cesedi kaldırdığında sert bir maddeden yapılmış gibi hareketsiz kaskatı bir beden kavramış olması gerekir. İşte “Aftermath”de en çok bunu sevdim. Cesetler gerçekten ölüm katılığına sahipti. Süresi de göz önüne alınırsa, filmin bir konusunun olmaması size garip gelmeyecektir. Gerçekten bir konudan çok bir olay anlatılıyor.

aftermath-2

Morgda çalışan bir görevli, o sırada gerçekleşen otopsileri garip bir ilgiyle izliyor. Kendisi de bu operasyonları gerçekleştiren bir tekniker olduğundan, yeni ölmüş bir kızın bedeni getirildiğinde bu adama teslim ediliyor. Kızın anne ve babası dışarıda ağlarken, bu sapık adam kızın bedenine biraz fazla samimiyetle yaklaşıyor. Olay size de biraz “NEKRomantik”i hatırlattı mı? Onda da cesetlerle ilgilenen bir görevli nekrofilik hislerini tatmin etmek için eve ölü parçalarını taşıyordu. Konunun paralellik taşıdığı aşikar. Gelen cesetlere tecavüz eden morg görevlilerinin varlığı yaygın bir şehir efsanesidir (gerçeklik payı var mıdır bilmiyorum).

aftermath-3
Film bu nekrofili üzerine odaklanıyor ama asıl amacı plastik efektlerdeki mükemmelliği yansıtmak. Cesetler gerçekten ama gerçekten korkunç bir realite taşıyor. Kanuni olarak adli doktor dışında otopsi yapmanın mümkün olmadığını bilmesek ve yapılan kesi işlemlerinin yanlışlığını farketmesek; “Aftermath”deki otopsilerin gerçek olduğunu söylemek içten bile değildi. O cilt dokusu, o ciltaltı yağlı doku, ölümün erken bulguları… falan aslına çok uygun. Bu makyaj ve model çalışması tek bir yerde fire veriyor diyebilirim, o da kalp. İtiraf edeyim, başka filmlerde buradaki gibi plastik bir oyuncağa benzeyenlerden daha çok kalbe benzeyen modeller gördüm. Beynin tek parça çıkarılması da pek doğru değil ama, hadi ona tıbbi bilgi eksikliği diyelim. Yine de benim şöyle bir düşüncem var; bence zavallı kızın cesedi dışında diğer cesetler ölü taklidi yapan aktörler tarafından canlandırılıyor. Kızın cilt dokusunun farklılığı bunu kanıtlar nitelikte. Belki de istemeden yapay bir görüntü oluşturabileceği zannedildiğinden diğer çoğu filmde es geçilen ölüm katılığını burada görmek bile yeter. Aftermath, çoğu film sitesinde “İzlemesi mümkün olmayan filmler” listesinde anılıyor. Sahnelerdeki gerçeklik ve çıplaklık size de şok yaşatabilir, benden söylemesi.

korkumetre-1 kan_ve_siddet-8 gerilim_dozu-3 puan-8

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: wherearethevelvets

Tüm Yazıları
17 Ocak 1978 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde dünyaya gözlerini açan Ali Murat Akçıl, korku ile küçük yaşlarda tanıştı. İzlediği ilk korku filmi (ki ilkokuldaydı) The Evil Dead idi. İlkokuldayken, şimdilerde çokça yararlanacağı korku filmleri ve istismar sineması örnekleri izledi. Hatta Cumartesi geceleri Yunan kanallarında yayınlanan sakıncalı ve dehşetengiz filmlere de göz atma şansı oluyordu. Ortaokul ve liseyi daha çok erotik materyallerle geçiren Wherearethevelvets nihayet üniversitede İstanbul’a yerleşti ve büyük şehrin tüm imkanlarını kullandı. Kendi gibi sinemasever sınıf arkadaşları vardı ve en sevdiği şey bir filmi başından sonuna dek saatlerce anlatmaktı. Bu nedenle beyni düzülen bir arkadaşı “neden izlediğin filmleri yazmıyorsun” dedi ve Wherearethevelvets hiç aşina olmadığı internet diyarında film anlatır oldu. Bu sayede tanıştığı Korkucu.com'da 2008’den beri yazı yazmaktadır.

Yorumlar (30 Yorum)

YORUM YAZ