Bazı pencereler asla açılmamalı... Secret Window (2004)

..9,10.Artık uykuya son!..

Kamera Arkası

Korku Sinema

YasinKarakaya

15 Ağustos 2008

1 Adet Yorum

1

Seri korku filmlerini vazgeçilmez kılan unsurların başında katiller gelir. Hepiniz takdir edersiniz ki, Norman Bates olmayan bir “Sapık” veya Michael Myers olmayan bir “Halloween” düşünmek imkansızdır. Thomas Harris’in yarattığı Hannibal Lecter karakterinin sahip olduğu hayran kitlesi ise hiç şaşırtıcı değil. Korku filmlerinde izleyiciyi duygusal anlamda kendine ortak eden, diken üstünde tutan öğe kurbanla özdeşleşmesi olabilir. Ancak kurbanlar­dan ziyade, katilin karakteri çok daha önemli. Zira beceriksiz bir katilin işbaşında olduğu filmde izleyicinin kork­ması için de bir sebep kalmıyor. Dolayısıyla bir korku filminin efsaneleşmesi, hatta bir külte dönüşmesi büyük oranda karşımıza çıkarttığı katile bağlı. Sinema tarihinde bunu en iyi başarmış filmlerden birisiyse “Elm Sokağı’nda Kâbus” (A Nightmare on Elm Street). Öyle ki, Freddy Krueger’ın filmden daha meşhur olduğunu iddia etmek hiç yanlış olmaz.

Wes Craven korku filmleri söz konusu olduğunda akla gelen ilk yönetmenler­den birisi. “Elm Sokağı’nda Kâbus” içinse onun başyapıtı denebilir. İsters­eniz önce filmin konusunu hatırlayalım: Elm Sokağı’nda yaşayan bir grup genç, aynı dönemde benzer kâbuslar görmeye başlar. Hepsi rüyalarında aynı adam tarafından kovalanmaktadır. Suratı yanmış, son derece pis ve yırtık pırtık bir kazağı olan, sağ elinin yerinde parmak uçlarına bıçaklar takılmış bir eldiven taşıyan bu adam önce Tina’yı rüyasında yakalayıp öldürür. İşin ilginç yönü, gençlerin rüyalarında gördükleri şeylerin gerçek olmasıdır. Elbette yetişkinler onlara inanmazlar ve Tina’nın erkek arkadaşı Rod tutuklanır. Tina’nın en yakın arkadaşı olan Nancy ise olayların ciddiyetinin farkındaki tek kişidir. Alkolik annesi Marge’ı ve polis şefi babası Donald’ı asla uyu­maması gerektiğine bir türlü ikna ede­mez. Yardımına başvurabileceği tek kişi erkek arkadaşı Glen’dir. Ancak o da kucağında televizyonla uyuya kalınca Nancy tek başına kalır. Bu arada genç kız annesi aracılığıyla rüyalarına giren adamın adının Freddy Krueger olduğunu ve niye onları rahatsız ettiğini öğrenir.

Craven’ın senaryosunu bizzat yazdığı “Elm Sokağı’nda Kâbus” 3 yıl boyunca çeşitli yapımcı şirketler tarafından red­dedilen bir proje olmuş. Ta ki New Line Cinema senaryo ile ilgileninceye kadar. 1967 yılında kurulan ve bağımsız filmlerin dağıtımını üstlenen bir şirket olarak isim yapan New Line Cinema, tam da bu dönemde iflasın eşiğindeymiş. 2 milyon doları bulmayan bütçesinin bile zorlukla denkleştirildiği, çekimi süresince kimi günler ekibe ücret­lerinin ödenemediği film tamamlanıp gösterime girdiğinde büyük bir basarı kazanmış. 25 milyon doları aşan hasılatıyla New Line Cinema şirketini iflastan kurtarmakla kalmamış, Wes Craven’ı da ünlü bir yönetmen haline getirmiş. “Elm Sokağı’nda Kâbus” bağımsız bir prodüksiyon firmasını iflastan kurtarma ve bir yönetmeni yıldızlaştırmanın ötesinde öneme sahip. Öncelikle filmin modern korku sineması içerisinde son derece ayrıksı bir noktada durduğunu belirtmek gerek. Yine Craven’ın elinden çıkma, 1996 yapımı “Çığlık” sayesinde bir kez daha popülarite kazanan teen-slasher türünün üç öncü filminden (diğerleri “Halloween” ve “13. Cuma” elbette) birisi olması da bunun en önemli sebebi. ’80’li yılların en popüler film türü korkuysa, bunun başlıca sebebi olarak “Elm Sokağı’nda Kâbus”u gösterebili­riz. Filmin uzuk soluklu bir seriye, Freddy Krueger’ın ise kült bir ikona dönüşmesi herhalde bu önermeyi haklı çıkaracaktır.

“Halloween”in Michael Myers’ının ve “13. Cuma” serisinin Jason’ının açtığı yoldan ilerleyen Freddy Krueger, öncülerinden farklı olarak diyalog sahibi bir seri katildi. Bu da ona ürkütücü olmanın yanında mizahi bir boyut katıyor ve böylece korku sineması içerisinde bir seri katil karaktere dönüşüyordu. Ayrıca seri film yapısının sağlanması için mantığa aykırı şekilde bir türlü ölmeyen, neredeyse bir süper kahramana dönüşen benzerlerinden farklı olarak Krueger diğer dünyadan müdahalede bulunan bir karakter olarak kendi mantığını oluşturmaktaydı. Ne de olsa rüya ve gerçek arasında gidip gelen bir filmde kötünün ölmemesini ve her filmde tekrar karşımıza çıkmasını bir mantık hatası olarak algılamak pek mümkün değil.

“Elm Sokağı’nda Kâbus” serisini ayrıksı kılan bir diğer noktaya geçelim hemen, yani filmlerin gerçeküstü yapısına. Rüyalar sinema için, özellikle görsel olarak son derece zengin bir kaynak. Craven ise filminde rüyaları sadece görsel bir öğe olarak kullanmıyor, onları dramatik yapının bir numaralı unsuru haline getirerek gerçeküstücü bir korku filmine imza atıyor. Film bu şekilde asla sona ermeyen bir yapıya (daha önce izlemiş olanlara sürpriz finalini hatırlatalım hemen) kavuşurken, devam filmlerini de garantilemiş oluyor. Az önce söylediğimiz gibi, “Elm Sokağı’nda Kâbus” çizgisel bir hikaye kurgusuna sahip olsa da sürpriz finaliyle bir kısır döngüye dönüşüyor. Filmin gerçeküstü yapısını ve sunduğu bu içinden çıkılmaz durumu düşününce, insanın aklına ister iste­mez Luis Bunuel’in başyapıtları “El Ângel exterminador/ Mahvedici Melek” ve “Le Charme discret de la bourgeoisie/ Burjuvazinin Gizli Çekiciliği” geliyor.

Craven’ın filmiyle yaptığı göndermeler bu kadarla sınırlı değil. “Elm Sokağı’nda Kâbus”u, Fritz Lang’ın “M”sinin alternatif devam filmi olarak da görmek mümkün. İzleyenler bilir, “M”de bir çocuk katili ebeveynler tarafından yakalanır ve yargılanır. Lang filminin finalinde topu anne-babalara atarak, onların çocuklarına ilgi göster­mesi gerektiğini söyler. “Elm Sokağı’nda Kâbus”ta da benzer şekilde ebeveynler tarafından yargılanan bir çocuk katili söz konusudur (Freddy Krueger isminin yarattığı Almanca çağrışımını da atlamamak gerek). Elm Sokağı sakini anne-babalar çocuk katilini yakarak öldürmeye karar vermiş ve çocuklarını bu şekilde korumaya çalışmışlardır. Ancak Krueger yıllar sonra aynı anne-babaların çocuklarını kâbuslarında öldürmeye başlayarak intikamını alır. Craven hikayesini üzer­ine kurduğu bu çıkış noktasıyla hem Lang’a selam ediyor hem de içinden çıkılması ve kurtulması neredeyse imkansız, karamsar bir yapı oluşturuy­or.

Freddy Krueger karakteri ve filmin hikayesi bize “M”i çağrıştırsa da, Craven’ın söylediklerine bakılırsa senaryoyu yazarken önündeki en büyük esin kaynağı iki gerçek olay. Freddy Krueger ismi, yönetmeni lise yıllarında tartaklayan bir çocuktan gelmekte. Filmin hikayesinin esin kaynağı ise Güneydoğu Asya’da yaşanan bir olay. Aynı mahallede yaşayan ve geceleri gördükleri kabuslar esnasında ölen bir grup Güneydoğu Asyalı gencin haberini gazetede okuyan Craven, senaryosunu bu fikirden yola çıkarak yazmış.

“Elm Sokağı’nda Kâbus”a esin kaynağı olan filmler ve olaylar bir yana, film­lerinde sık sık birbirlerine atıfta bulu­nan Craven ve Sam Raimi arasındaki ilişkiye de değinmek gerek. Her şey Raimi’nin “The Evil Dead”de (1982) Craven’ın eski filmlerinden “The Hills Have Eyes”ın (1977) afişini kullan­masıyla başlıyor. Bunun üzerine Craven “Elm Sokağı’nda Kâbus”ta uyanık kalmaya çalışan Nancy’yi, televizyonda ‘The Evil Dead” izlerken gösteriyor. Bunun altında kalmayan Raimi ise “Evil Dead II”deki bodrum sahnesinde, Freddy Krueger’ın eldivenini kullanıyor. İçerdiği göndermelerle sinefillere ve özellikle korku filmi tutkunlarına cazip gelen filmin, düşük bütçesinden etk­ilenmeyen bir görsel yapısı olduğunu da vurgulamak gerek. Filmdeki özel efektlerin neredeyse tamamı fiziksel ve mekanik düzeneklerle sağlanmış durumda ve son derece inandırıcılar. Örneğin Nancy’nin banyo yaparken uyuya kaldığı sahneyi ele alalım. Bu sahnedeki küvet esasında bir yüzme havuzu. Krueger’ın suların arasından çıkan eli ve Nancy’yi aşağıya çekisi bu şekilde sağlanmış. Filmin hemen başlarında, Tina’nın odanın tavanında sürünerek öldüğü sahne ise zekice bir set tasarımının ürünü. Bu sahne için ters şekilde yapılan oda tasarımını takdir etmemek imkansız. Filmin görüntü yönetimi ve ışığı da son derece başarılı. Craven ve görüntü yönetmeni Jacques Haitkin, özellikle karanlığı çok iyi kullanarak filmin rüya ve gerçek arasındaki, ürkütücü atmos­ferini başarıyla sağlamışlar. Zekice yazılmış senaryosu, etkileyici görsel yapısı ve ürkütücü müzikleri (özellikle Freddy tekerlemesini unut­mak imkansız) bir yana, filmin esas yıldızı kesinlikle Freddy Krueger karak­teri ve onu canlandıran Robert Englund.

Şu ana kadar saydığımız özel­likleri filmin korku sineması içerisinde son derece özel ve ayrıcalıklı bir yere sahip olması, hatta bir başyapıt olarak anılması için yeterli. Ancak “Elm Sokağı’nda Kâbus”un bir kült klasiği olarak anılmasının en önemli sebebi Freddy Krueger. ’80’li yıllar için belir­leyici bir ikona dönüşen, kazağından eldivenine kadar çoğu aksesuarı bir koleksiyon malzemesi olarak takdir gören bu anti kahraman, başlı başına bir kült figür. Englund ise sadece bu rol sebebiyle bir korku filmi yıldızı olarak anılmakta.

Freddy tefrikası

Yine Craven’ın yönettiği “Çığlık”ın bir sah­nesinde, birincisi dışında diğer tüm “Elm Sokağı’nda Kabus” filmlerinin berbat olduğundan dem vurulur. Serinin en iyisinin ilk film olduğu tartışma götürmez bir gerçek ancak takipçileri de ilginç öğeler barındırmakta. Aynca Freddy Krueger karakterinden yola çıkılarak yaratılmış bir televizyon dizisi de söz konusu.İşte size kısa bir seri gezintisi..

A Nightmare on Elm Street Part 2: Freddy’s Revenge (1985/Jack Sholder): Serinin ikinci filminde ailesiyle beraber Elm Sokağı’na taşınan Jesse’nin vücudunun Freddy tarafından ele geçirilmesini izliyorduk. Bir okul servisinin şoförünün Freddy Krueger olduğunun ortaya çıktığı açılış sekansı kadar, Jesse’nin vücud­undan Freddy’nin çıktığı sahne de akılda kalıcıydı.

A Nightmare On Elm Street 3: Dream Warriors (1987/Chuck Russell): Kimi eleştirmenlere (örneğin Leonard Martin) göre serinin en iyi filmi. Bu görüşü paylaşmasam da son derece başarılı olduğunu teslim ediyorum. İlk filmin başkahramanı Nancy psikiyatrist olmuştur. Bir has­tanede, kâbuslarında Krueger’ı gördükleri için grup terapi uygulanan gençlere yardımcı olmaya çalışır.

A Nightmare On Elm Street 4: The Dream Master (1988/Renny Harlin): Freddy’nin bir araba mezarlığında, köpek çişi vasıtasıyla hayata döndüğü film serinin sıradan örneklerinden. Ancak karakter­lerin dönüp dolaşıp aynı nok­taya geldikleri sahne ilk filmin finalini anımsatıyor ve durumu biraz da olsa kurtarıyor.

A Nightmare On Elm Street 5: The Dream Child (1989/Stephen Hopkins): Freddy Krueger bu sefer doğmamış bir çocuğun rüyaları sayesinde insanları öldürmektedir. Başlangıçta pek parlak bir fikir gibi gözükmese de, beşinci film serinin en iyilerinden. Freddy’nin ebeveynleri hakkında fikir sahibi olduğumuz sahneler bir yana, sırf Krueger’ın manken olmaya hevesli bir kızı kendi elleriyle beslediği sahne için bile izlenmeye değer.

Freddy’s Dead: The Final Nightmare (1991/Rachel Talalay): Ne yazık ki serinin en kötü filmi. Bu sefer işin içine Freddy’nin kendi kızı da dahil oluyor. Sonunda ise Freddy bir daha geri dön­memek üzere yok ediliyor. Filmin en akılda kalan yönü, finaline doğru gelen 3 boyutlu sahneler.

New Nightmare (1994/Wes Craven): Bu film için Craven’ın “Çığlık” öncesi post modern alıştırması da denilebilir. Yönetmen kendi yazdığı senaryo ile önceki tüm Elm Sokağı filmlerini bir kenara atıyor. Freddy Krueger aslında yönetmen Craven’ın kendi kâbuslarının üret­tiği bir katildir ve film ekibindeki kişileri gerçek hayatında rahat bırakmamaktadır. Zekice senaryosu ve kendini alaya alan yapısıyla eşine az rastlanır orijinallikte bir film.

Freddy vs. Jason (2003/Ronny Yu): Bu sefer türün iki unutulmaz anti-kahra­manı, Freddy ve Jason karşı karşıya. Daha önce “Bride of Chucky” ile korku filmi par­odisi yapma konusundaki yeteneğini sergileyen Ronny Yu’dan. İkilinin gençleri kimin öldüreceği konusunda anlaşamadığı ve kapıştığı sahnelere dikkat!..

Freddy’nin Kâbusları: Bizde de ’90’lı yılların başlarında göster­ilen bu dizi, ABD’de 1988-1990 yılları arasında iki sezon boyunca yayın hayatına devam etmişti. Filmlere oranla şiddetin dozu azaltılmış, Freddy’nin sunuş konuşmalarıyla mizahın dozu artmıştı. Krueger’ın yakılarak öldürülmesini gösteren pilot bölümü ise hayranların hafızalarından çıkmamış olsa gerek.

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

Yorumlar (1 Yorum)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.