Kumlar havalanacak. Gökyüzü yarılacak. Güç serbest Kalacak... The Mummy (1999)

…Ve Tanrı… Yukarıdan Merhamet Eyledi…

Burak Bayülgen

Korku Sinema

Sine-Makale

Yazarlarımız

YasinKarakaya

11 Ocak 2011

0 Adet Yorum

0

ANDERSEN’DEN ETKİLENEREK OLUŞTURULAN DÜŞÜNCELER: KORKU METİNLERİNDE TANRISAL İRADE GEREKLİLİĞİ ÜZERİNE…

İlk Söz: Canavarlar hayal gücüne olduğu kadar tarihsel gerçeklere de dayanmalarına rağmen gerçek olay ya da kurgusal olay, bir sanat metnine adapte edildiği zaman, anlatıcısının kendi söyleminden beslenir. Fantastik kurgunun realizmle söylem babındaki ilişkisi, gerçekliği sanatsal anlamda yozlaştırabilir ya da çarpıtabilir. Öyle metinler vardır ki ne net bir ütopya , ne de net bir distopya belirtir. Bazense bu iki zıt kavram ayırt edilemeyecek kadar içiçe geçer çünkü canavara yüklenen ve gerçek olanla izah edilen anlam ve canavarın temsil ettiği tüm değerler, üzerinde yaşanılan yer kürenin doğal ve kültürel çelişkileri üzerine kuruludur. Yani biz hali hazırda ne bir ütopya, ne de bir distopya yaşayabiliriz.

1. İyi miyim?… Kötü müyüm?… Neyim?…

Temsil edildiği sürece toplum üzerinde herkesin sığındığı bir değerler kavramı mevcutken, kurgusal dehşette temsil edilen ya da temsil eden canavarlar ve buna bağlı olarak anlatıcının söylemi, doğaya özgü bir metotla güçlü olanı (hangi taraf olduğu şimdilik önemli değil) egemen kılar ve güçsüz olanı yok eder. Buna rağmen bu söylem kültürel olacağı için; etik ya da etik olmayan bir şekilde, cezalandırma ve ödüllendirme ile kendini yer küre üzerindeki toplumlara kabul ettirecektir. Burada ise hangi tarafın egemen kılınıp, hangi tarafın susturulduğu oldukça önemli çünkü toplumsal değerlerin etik ile birleşmesinden yola çıkarak kurgusal canavarları bir metafor olarak değerlendiriyoruz hep.

O halde kurgusal canavarların bir metafor olarak algılanmasını sağlayan gerçek canavarvari değerleri ve gerçek canavarvari kimlikleri nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bu değerlere ve kimliklere canavar sıfatını ve karakteristiğini yapıştırmak için yine metinlere başvuruyoruz. Yazılı ve görsel metinlerden, mitolojiden ve ağızdan ağıza aktarılan sözlü metinlerden referanslar yaparak bu kimlikleri ve değerleri bu metinlerdeki karakterlerle eşleştiriyoruz; kimi yerlerde ise özdeşleştiriyoruz. Bu bağlamda bu metinlerin yöresel karakteristikleri ve bu karakteristiklerden doğan ırkçı özellikleri olmasına rağmen kurgularında daha evrensel bir sembolizm taşırlar.

Yine de yukarıda bahsedilen ütopya ve distopya kavramları ayrımının yer küre üzerindeki belirginsizliği gibi karakterlerin de salt iyi ve kötü olarak belirginsizliği, bir tür geçişkenliğe müsaade ediyor ki özellikle bu geçişkenliği çocuk edebiyatında daha net görüyoruz. Bu geçişkenlik metinlerin etik yapısına da vurgu yapar ancak metinlerin kurgusu, bu iki zıt kavramın –iyi ve kötü- çatışmasından ziyade bu iki zıt kavramın birbirine geçişkenliği ve birbiriyle etkileşiminden oluşmakta.

2. Tanrım Seni Öpebilirdim…

Andersen’in The Travelling Companion isimli peri masalındaki çözümlemeye doğru giden kurguda Tanrı’nın müdahelesi bizi şaşırtmamalı. “Ve yukarıdan Tanrı merhamet eyledi” cümlesiyle olay örgüsünün bakış açısının Andersen’den ziyade Tanrı’da olduğunu varsayalım. Öyle ki Andersen kurgudaki çözümlemeyi ve turning pointi kendi iradesine olduğu kadar Tanrı’nın iradesine de bağlar. Gündelik hayatında da tıpkı The Travelling Companion’daki gibi Tanrı’yla iç içe bir inanışa sahip olan Andersen kimi zamanlar “Tanrım, şu an seni öpebilirdim” ya da “Bir daha yemin ederim ki bu davranışımı tekrarlamayacağım” gibi ifadeler kullanırmış. Bu yüzden peri masallarının gizemli olarak nitelendirilebilecek öğelerinde bile –bu masallardan korku metinlerine adaptasyonlar oldukça fazladır- etik olarak yukarıdan müdahele eden bir irade vardır ve biraz reflexive özellikler kokar. Canavarın temsil edildiği diğer metinlerde de bu irade ile ya yazarın, kurgulayanın ya da uyarlayanın iradesi ve hatta müdahelesi gözlemlenebilir. Konuyu mitsel temsillerden ziyade günümüzü ilgilendiren daha somut gözlemlere indir gemekte fayda var.

3. Henüz Sonsuza Kadar Mutlu Yaşadılar Demek İçin Erken…

Geleneksel metinlerin mutlu son olarak algıladığı finaller çoğu zaman fakirin zengin olması ya da bir prens/prensese dönüşmesi, aşka kavuşma ya da ilahi güçler edinmek gibi örneklerle zenginleştirilebilir. Fakat artık kırılmaya başlanan mutlu sonla biten çözümlenme ve final, yerini ekonomik kalıpların kitleler üzerindeki etkisiyle birlikte bir süreliğine sadece geçici çözümler –ya da mutlu sonlar- üretiyor çünkü yüzyıla yakın bir süredir çoğu eserler bir bütün olan tek bir metin yerine, seri metinler halinde tüketicisine ulaşıyor. (Buradaki görüşüm canavar temsilindeki ideolojik arayışlarda seri eserlere ihtiyaç duyduğumuzdur.) Yine de her bir metin kendi içinde bir bütünlülük oluşturmaya çabalasa da özellikle görsel metinler devam niteliği taşıyan bir başka metne sırtını yasladığında çözümleme ve çözümlenme sürecindeki cezalandırma ve ödüllendirme yöntemlerini es geçmektedir. Yani irade ya da Tanrısal irade yukarıdan müdahele etmek yerine, bir süre daha müdahele etmemeyi seçiyor. Bu doğrultuda yazarın ve kurgulayanın iradesi karakterlere olduğu kadar okuyucuya/izleyiciye de müdahele edebilme, değerlendirme, yargılama ve çözümleme hakkı tanıyor. Bu hak iyi ve kötü arasındaki ayrımı geçişkenlik ve etkilenişim babında daha etkin kılıyor ve expectation olarak terimlenen bekleyiş ve umma durumunu daha heyecanlı ve –en sonunda- daha makul bir hale getiriyor.

Yukarıda Tanrısal irade ve seri niteliğiyle yazılan metinlerdeki yazar/kurgulayan ve tüketicinin iradesine değinmemin amacı canavarın var oluşuyla alakalı temsil ettiği tüm değerlerin mutlak bir iradeye dayanarak bir sembol oluşturmasını vurgulamaktı ve hiç kuşkusuz bu sembol canavarın yaratıcısına ve alıcısının (receiver) değerlendirmesine bağlı olarak etnik ve kültürel bir sembol olarak algılanmalı.

4. Oh, İyi Etmişsin, Keşke Daha Fazla Öldürseydin…

Mutlu sonla biten metinleri net bir ütopyaya ulaşmış olarak değerlendiremeyeceğimiz gibi tamamen dystopik olarak da ele alamamız bir kez daha yer küre üzerindeki ütopya/dystopia ayrımının belirginsizliğiyle ilgili çünkü yer küre üzerinde olmayan birbirinden zıt iki yerden ziyade, idealler doğrultusundaki düşünceler ve hayallerle yaşayıp, bu ideallere ulaşma çabasında binbir zorluk ve engellerle karşılaşıyoruz. Korku türünün metinlerinde kötüyü temsil eden canavarın da, iyiyi temsil eden herhangi birinin ya da bir şeyin de ideallerine yüzde yüz ulaşabildiğini söylemek zor. Bu yüzden tez, anti-tez ve sentez olmadan korku metinlerinde bir ideal belirlememiz mümkün değil. Kaldı ki sentez salt iyi ve kötünün birleşiminden oluşmuyor; neye göre iyi, neye göre kötü olduğu da kültürel ve sosyolojik bir çalışma gerektiriyor.

Korku türüne ait metinlerin etik değerlendirmesini yapmak ikibinlerin ilk on yılında biraz daha kolay çünkü çoklu parametreler etik değerlendirmeyi yapan bizlere bakış açılarının ve ekollerin tümünü sağlarken metinler de bu ekollerin bolluğundan istifade ederek yarattıkları ve kendi zamanlarında “kötü”, “ahlaksız”, “cani” gibi nitelendirilmelere maruz bırakılan canavarlarını bugünün koşullarında haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Sanki Tanrısal iradenin gücü nötrleştirilmiş gibi gözüküyor. Aksine kanımca burada Tanrısal irade daha belirgindir. Metinlerin yaratıcıları kuşkusuz müdahele edebilecek yetilere sahipler. Bu yaratıcılar kökenlerine ve etnik özelliklere bağlı kalarak kültürel bir söylem oluşturacaklar ancak müdahele babında Tanrısal irade sadece çözümlemeye giden tıkanıklıktaki ilahi!!! başvuru kaynağı olmak yerine işte bu noktada çoğu zaman da müdahele etmemeyi seçmeli. Etik kaygısıyla müdahele eden yaratıcı ödüllendirme ya da cezalandırma ile geçici bir uzlaşmaya varacaktır ancak Tanrısal irade sadece bu uzlaşmaya kadar geçen diagesis’te değil, sonrasındaki yeni bir uzlaşma gerektirecek söylemler ve düşünceler üzerinde de etki edecektir. Dolayısıyla Andersen’in mucizevi bir şekilde işleyen ve çözümlemedeki etkin Tanrısal iradesinden çok daha farklı bir iradeden bahsediyoruz.

Bana Göre Sonuç:

Bu doğrultuda ben Tanrısal iradeyi çıkmazı çıkar hale getiren mucizevi bir reflexive örneği yerine okuyucuyu, izleyiciyi ve söylemin ulaştığı her kişiyi sadece metnin diagesis’inde değil, sonrası ve öncesinde de sosyolojik, kültürel ve etik bağlamda düşündürten, yorumlattıran ve hatta metnin kendisine bile müdahele ettirtebilecek bir irade olarak algılıyorum. Yani, canavarın temsili karakteri için Tanrısal iradeye başvurmak daha uygun düşer. Sadece bir eserin bütünlüğüne bağlı kalarak yaratıcısının ödüllendirme ve cezalandırma yetkilerinden ziyade, seri halinde üretilen canavar metinlerini yalnızca ekonomi ve post-modern kültürün tüketim zevkine bağlamak canavar temsilinin ardında bir ideoloji aramamızı mümkün kılamaz ki. Oysa ki her devrin canavarlara atfedilen mitleri, hikayeleri, işitsel ve görsel metinleri var. Sadece popülerizm altında canavarı değerlendirmek ve sınırlandırmak evrensel bir mitos olarak canavarları değerlendirmekten çok farklı bir şey.

KAYNAKÇA:
– Wullschlager, Jackie: Introduction in Fairy Tales by Hans Christian Andersen. Penguin Classics. 2005.
– Andersen, Hans Christian: Fairy Tales. Tr: Tiina Nunnally, Penguin Classics. 2005.
– Andersen, Hans Christian: Travelling Companion in Fairy Tales. Penguin Classics. 2005.
– Grenby, M.O: The Origins of Children’s Literature in The Cambridge Companion To Children’s Literature. Ed. M.O. Grenby and Andrea Immel.2009
– Knoepflmacher, U.C: Children’s Texts and Grown-Up Reader in The Cambridge Companion To Children’s Literature. Ed. M.O Grenby and Andrea Immel.2009.
– Scognamillo, Giovanni: Korkunun Metinleri in Korkunun Sanatları. İnkılap Kitabevi, 1996.
– Bayülgen, Burak: Çocuk Sinemasında Mitoloji ve Ütopya, www.eniyi100film.com, 2006

Korkusitesi için yazan Burak Bayülgen

Önceki Sonraki

27

Paylaşım

Yazar: Yasin Karakaya

Tüm Yazıları
9 Eylül 1977’de İstanbul’da doğdu. İlkokuldan Üniversiteye kadar ki eğitimini burada tamamladı. Korku filmlerine olan ilgisini ilk defa memleketi Aydın’da ki bir kahvehanede videodan izlediği Elm Sokağında Kabus filmi ile keşfetti. O sıralar 8 yaşındaydı. 80’lerin kanlı video kültürü ile yoğrulan beyni ilerde yapacağı bu site için ilk kıvılcımı çakmıştı bile. Bundan sonraki dönemde korku sineması ile ilgili herşeyle ilgilenmeye başladı. Geniş bir film arşivi ve korku figürleri koleksiyonu yapmaya başladı. 2003 yılında tamamen kendi çabasıyla korkucu.com sitesini kurdu. 5 yıl boyunca kendi yağı ile kavrulmaya çalışsa da pek başarılı olamadı ve bu konuda tıpkı kendisi gibi rahatsız ve inatçı olan Murat Özkan ile tanıştı. İkili 2008 yılında Murat Özkan’a ait olan Gerilimhatti.com sitesi ile korkucu.com’u birleştirme kararı aldı…

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.